Hülle Partileri….

"Helikopter''e, Emin Özdemir, "uçartaşır" karşılığım önermişti ya, askerler helikoptere "dönerkanat" sözcüğünü bulmuşlar, öteden beri kullanır dururlarmış. Uçakların kanatları durağan yani sabitken, helikopterlerin kanatları döner; bu yönden helikopter için “dönerkanat” daha yerinde gibime geliyor. Dilciler, Türk diline gönül verenler düşünsünler bakalım!
Bir de ışığın çevresinde uçuşan böcekler var; bu ışık çevresinden ayrılamayarak dönen böceklere "pervane" derler. Birkaç yıl önce, bir uçak kazasında yitirdiğimiz ODTÜ öğretim üyelerinden Ozan Ergin Günçe'nin oğlu Dadal, bu pervaneleri babasına sormuş: Baba, bu ışığın çevresinde uçan böceklerin adı ne?
Ergin Günçe karşılık vermiş:
Helikopter böceği!
Amma da attın baba, demiş Dadal, helikopter bulunmadan önce neydi peki adı?
Günlerdir kafamı kurcalıyor "Hülle partileri" üzerinde durmak istiyorum; bunun töre dışı yani, ahlak dışı bir olay olduğunu düşünüyorum. Bunu yapanlar, pek sıkılmıyorlar, kendi aralarında sırıtıyorlar!
Hadi neyse, bu da bitti, kitabına uydurduk diyorlar.
Hülle partisini kurduktan sonra, bir CHP oluşturup ona geçiyorlar. Aynı töre dişilik burada da sırıtıyor. Bir de insanların yüzlerine bakıp, gazetelere demeçler veriyorlar, övünüyorlar. Halk yığınları bunların ayırdında, ayrımında, ayrımında değil sanıyorlar...
Ne mi yapmalıydılar? Geçenlerde, İzmir Anakent Belediye Başkanı Yüksel Çakmur, Ankara'da Cumhuriyet Bürosu’na geldi arkadaşlarıyla; bu bir incelikti, dostluk görüşmesiydi. Bürodaki arkadaşların çoğu oradaydı. Yüksel Çakmur, geçen yıl kasım ayında Cumhuriyet’ten ayrıldığımızda, yazarların büyük bölümünü İzmir'e çağırmış, bizler için güzel bir toplantı düzenlemişti. Buna teşekkür ettim, bu inceliği unutmadığımızı söyledim. Bir bulvara Nadir Nadi'nin adını vermiş, Nadir Nadi'nin küçük bir yontusunu oraya dikmişti. Yakında açılışı yapılacaktı Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun da İzmir'de bir parkı vardı. Hasan Ali Yücel için Şevket Süreyya Aydemir için, hazırlıklar yapmaktaydı. Bunların hepsi iyiydi, hoş şeylerdi...
Bir arkadaşıma Yüksel Çakmur’a siyasal bakımdan, ne yapacağını sordu. O şöyle karşılık verdi.
Yasada dört aylık bir süre var, bakıp gözleyeceğim!
O zaman söze karıştım; şunları söyledim:
Yüksel Bey, bizde böyle bir gelenek yok ama bu geleneğin kurulması, başlatılması gerekiyor. Bu da şudur: Partiniz SHP'den ayrılırsanız, belediye başkanlığını da bırakmak durumunda olmalısınız. Siyasal töre (ahlâk) bunu gerektirir. Çünkü, size oy verenler. SHP adayı olduğunuz için oy vermişlerdi. Elbette karar sizindir ama SHP'den ayrıldığınız an, belediye başkanlığınız da sona ermeli, yeni bir seçimi beklemelisiniz!
Örneğin, Deniz Saykal bugün CHP Genel Başkanı'dır ancak CHP'den değil. SHP adayı olduğu için Antalya'dan seçilip gelmiştir. SHP’den ayrıldığı gün, onun getirdiği milletvekilliğinden de ayrılmalıydı. Siyasal töre (ahlâk) bunu gerektirirdi. Bunu yapabilseydi, onu ilk öveceklerden biri olurdum sanıyorum. Ama, nerdeee?
Milletvekillerinin, Meclis’in saygınlığını korumak için böyle bir geleneğin kurulması, yaşatılması gerekir.
Kimi milletvekilleri var; partinin "kontenjanından” konup seçilmişler; sonra cuuup önce "hülle" partisine, oradan başka partiye! 12 Eylül; onun hüllecilerinden, törelere daha uygun davranmış sayılmaz mı? Delikleri kapamakta, hüllecilerden daha kurnaz davranamamış! Yazık!
Aktöreye (ahlâka) uygun siyasal davranışlar, geçmişte görülmedi değil, görüldü. Hiç unutmam. 1950 seçimlerine çok az bir süre kala, o zaman iktidarda olan CHP'nin milletvekillerinden Behçet Kemal Çağlar, CHP'den istifa ettiği gün, milletvekilliğinden de ayrıldı. Behçet Kemal Çağlar'ın CHP'den de milletvekilliğinden de ayrılışı 25 Ocak 1949'du. Çağlar, iktidar partisi olan CHP'nin "çeşitli ödünler verdiğini" ileri sürüyordu. Bunu gazeteler, 26 ocak günü yazdılar. O zaman muhalefette olan Demokrat Parti yöneticileri, Behçet Kemal Çağlar’ı kutladılar. DP'den aday olmasını bile istediler. Behçet Kemal Çağlar, hiçbir şeyi istemedi, bir kolejde öğretmenlik aldı. Behçet Kemal Çağlar, Atatürk ilkelerine yürekten bağlı bir kişiydi. Belki iyi bir ozan değildi ama siyasal yaşamımızda verdiği siyasal törellik (ahlaklılık) örneği, belleğimden hiç çıkmadı. Genç gazeteciler, birkaç yıl önce, hem partisinden hem milletvekilliğinden ayrılan Murat Sökmenoğlu'nu anımsarlar..
SHP'den son istifalar üzerine, okurlar telefon ediyorlar, şöyle diyorlar:
Bunlar, bizim oylarımızla seçildiler, ayrılırken düşüncemizi almıyorlar! Başka partiye geçiyorlar. Bunları, bir başlarına kendi kendilerine kararlaştıramazlar. Seçmene sormaları gerekir...
Milletvekilleri bir dönerkanat (helikopter) ya da (pervaneböceği) değildirler. Ayrıca siyasal ahlâk örneği vermek zorundadırlar. Bunun yolu da sımsıkı sarıldıktan, bir türlü bırakmak istemedikleri milletvekilliğinden istifa etmekten geçer. Gelsin milletvekili aylıkları, ödenekleri, gelsin Hazine'den, milletin kesesinden partiye paralar; gelecek bir seçime dek yiyin için ziftlenin bakalım!