Erdal Bey, çarşamba günü Dikmen’de cenaze töreninin başlayacağı yere giderken, yuhalanacağını biliyordu.
Bu bir görevdir, bunlar bizim insanlarımız. Kızgınlıklarını da sevinçlerini de bize söylerler: bağıracaklar, “istifa", mistifa diyecekler ama, gitmemiz gerekir, üzüntüyü biz de paylaşacağız tabii... dedi.
Erdal Bey, kalabalıkların, yürüyüşte geçenlerin kendisine yönelen ağıza alınmaz sövgülerini bile bir "dost sitemi" olarak algılamasını bilmişti. Saatler boyu orada güneşin altında bekledi. Ondan başka da orada parti lideri yoktu!
Erdal Bey, olayı nasıl öğrenmişti? İstanbul’da, nükleer kuruluşları gezerken haber vermişlerdi:
Efendim. Sivas'ta olay olmuş!
Nedir? Ne olmuş?
Bir şey yokmuş efendim. (Saat 17.30 sıraları)
Bir süre daha geziyor nükleer santralı. Meraklı olduğundan yeniden soruyor:
Sivas 'la ilgili bir şey öğrendiniz mi?
Efendim, biraz büyükmüş galiba!
Bunun üzerine Sivas Valisi’ne telefon eder; Vali:
-Birşey yok efendim, hâkimiz duruma!
-Peki, der Erdal Bey, kapatır telefonu. Sonra, SHP’den milletvekilleri ararlar. "Olaylar büyüyor" derler Bunun üzerine yeniden arar Vali Karabilgin’i. Vali:
Evet, bize biraz takviye gönderilse iyi olur! der.
Erdal Bey, hemen İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu’nu aramıştır:
Bak, Vali böyle böyle diyor, der...
Siz merak etmeyin efendim, biz gerekeni yapıyoruz!
Eh. koca İçişleri Bakanı böyle diyor. Herkes dinlenceye gitmiş de, Türkiye'de bir Erdal Bey kalmış değil. Koca hükümette, bir tek o ilgilenmiş Sivas olaylarıyla. Cenazede de bir tek o var. Aziz Nesin’le o konuşuyor: ortada, sorumluluğunu üstlenmiş, onu hiçbir zaman bırakmayan bir insan olduğu için mi herkes Erdal Bey’e çattı? Gazeteler de çatacak adam arıyorlardı. Kimse. Tansu Çiller için bir şey yazmak istemiyordu ya, bir "hedef" de gerekliydi. Buyrun Erdal Bey, işte! Tansu Çiller neredeydi? Ortalık birbirine girerken, neden konuşmuyordu? Bunu hiç yazan çizen yoktu!
Gönül umduğundan küser, bunu biliyordum; Türkiye'de bugün O'ndan başka, sorumluluk taşıyacak bir devlet adamı olmadığını düşünüyor çok kimse de onun için mi böyle haksızlıklar da yapabiliyor ne? Kalabalıklar;
-Sivas faşizme mezar olacak! diye bağırdığında:
İşimiz mezar zaten, başka işimiz yok! diye mırıldanıyordu Erdal Bey.
Yürüyüşün ertesi, sabah erken. Erdal Bey'i aradım telefonla. Gülüyordu:
Bu sabahki gazeteleri gördün mü? Hepsi işi kolay tarafından almışlar. "Tepki alınca gitti..." Yok bilmem...
Ben sizi orada gördüm, yanınızdaydım. Yerinizden kımıldamadınız!
Onları hiç yazmıyorlar, evet.
Şimdi, oradaki suçlamalar belli ki, gazetelerde çılanlardan bir kısmı. Şöyle diyenler de var halk arasında: "Efendim, iki helikopter gönderemez miydi?"
Hayır, hayır bana söylediler. Ben de gerek İçişleri Bakanı’na, gerek valiye söyledim. Ben konuşurken, Başbakan ve Cumhurbaşkanı da duymuşlar, ondan sonra Genelkurmay Başkanı’na talimat verildi. Yani, ben ne yapacağım, benim başka ordum yok ki. Benim yapacağım onlara söylemek...
Aziz Nesin’le konuşurken, "merak etmeyin" demişsiniz!
Tamam, zaten o sayede gitti, onları kurtardılar. Yani, devletin gücü öyle hop diye gitmiyor ki oraya. Tabii, sadece benim söylemem değil ama, Başbakan. Cumhurbaşkanı hepsi de söylediler ve sonunda askeri gönderip müdahale ettiler. Bunlar kolay olmuyor...
Pir Sultan Abdal anıtının kaldırılmasına Vali Karabilgin karar vermişti.
Belediye Başkanı Karamollaoğlu'nun bir sorumluluğu yok mu?
O ayrı hikâye!
Bütün bu olanlardan sonra, yine eylülde adaylığınızı koymamakta ısrarlı mısınız?
Tabii, açıkladım. Eylülde aday olmayacağım.
Ankara'da hiçbir olay olmamasında, polisin sağduyulu tutumunun payı büyüktü. Aziz Nesini de polis kurtarmadı mı, "Polis Evi”nde ağırlamadı mı? Canlarım gidiyordu benim! İstanbul'daki törenlere gidemedim. Asım Bezirci, "Nâzım Hikmet" kitabını imzalarken, Strasbourg’da şunları yazmış'
"Sevgili Mustafa Ekmekçi için, en iyi dilekler ve en güzel duygularla. 18.5.93"
Rıfat Ilgaz da öldü. Onun "Cart Curt" kitabını imzalarken yazdıkları:
"Mustafa Ekmekçi'ye: 'Derhal!' ve 'Asla!' sız memleket istedik... Ne dersin, çart curtlar memleketinin yazarı olarak? Sevgiler. 6.XI. 1984 Rıfat Ilgaz."
Rıfat Ilgaz, oğlu Aydın'ın anlattığına göre, ciğerinde bir damarın pıhtıyla tıkanması sonucu ölmüştü. Bir ciğeri ise zaten çalışmıyordu.
Metin Altıok'un cenazesi de bugün Ankara'da kaldırılıyor. Gülhanenin yanıklar bölümünde, Lütfiye Aydın ile Cafer Aydın, birde 18 yaşında Serdar Doğan yatıyorlar...
11 Temmuz 1993, Cumhuriyet