Ölümden Dönenin Anlattıkları... (1)

Cafer Aydın, eşi Lütfiye Aydın’la birlikte, Sivas'taki yangından nasıl kurtulduklarını anlattıktan sonra şöyle dedi:
Mustafa Bey, ben yazacaktım bunları, ne olacak şimdi?
Gülüştük. ÇGD Genel Yazmanı Metin Aksoy'la birlikte, Gülhane sayrıevine gidip, "Yanık Merkezi"nde yatan öykü yazarı Lütfiye Aydın’la eşi savunman Cafer Aydın’la görüşmüştük. Yanmaktan nasıl kurtulduklarını merak ediyordum. Sayrıevinde de camdan, işaretlerle konuşabiliyorduk. En iyisi telefonla konuşmaktı. Cafer Aydın, jandarma yüzbaşısı iken ordudan ayrılmış, özel olarak hukuk fakültesini bitirmiş, savunmanlığa başlamış. Lütfiye Aydın'ın yayımlanmış üç öykü kitabı var: “İkili Yalnızlık”, "Cemre", "Sengin Semai Bir Ölüm." Aynca, radyoya izlenceler hazırlıyor.
Cafer Bey, olaylar nasıl başladı Sivas'ta?
Sabahleyin (o kanlı cumada) kitap imza standları açılmıştı Büruciye Medresesi'nde. Asım Bey'in (Bezirci) girişin tam karşısında standı vardı. Girişte solda da Aziz Nesin'inki vardı; onu biraz köşeye almışlar, daha güvenli olsun diye. Sonra öbür arkadaşların masalarım yerleştirmişler. Kitap imzaları pek iyi geçmedi. Asım Bezirci'ye gidiyorlar gençler, fotoğraf çektiriyorlardı...
Saat kaç o sırada?
Sabahleyin 10.00'da açıldı, öğleye doğru biz kalktık oradan. Hatta iki tane de gazete aldık yanımıza, "yerel basın ne diyor" diye. Biri "Hâkimiyet", biri daha yobaz bir gazete. Hâkimiyet sanki daha gerçekçi gibi, bilemiyorum. Hanımın çantasında kaldı gazeteler!
Birinde "Pir Suttan Abdal kimdir?" diye bir yazı dizisi vardı; "Devlete başkaldırmış. Şah Tahmasp’tan yana olmuştur..." diyordu. Sonra, "Müslüman mahallesinde salyangoz sattılar" falan vardı. Biz, Büruciye Medresesinden çıktıktan sonra Aziz Nesin’e bir saldırı olmuş diyorlar, polis almış götürmüş saldırganı, biz görmedik. Daha sonra Cumhuriyet lokantasına gittik, orada yemeklerimizi yedik, hanımla birlikte çıktık. Cuma namazı da bitmiş demek ki; hükümet konağına çıkan yolda, biraz şöyle 400-600 metre uzaklıkta bir cami var, eski bir cami. Büyük camilerden biri o olsa gerek. Siz Sivas'ı biliyor musunuz?
Hayır.
O camiden çıkan bir grup, tahminen 100-150 kişi, "tekbir" getiriyorlardı, "Müslüman Türkiye" diye bağırıyorlardı. "Sivas Aziz'e mezar olacak!" diye bağırışıyorlardı. Biz lokantadan çıkar çıkmaz onlarla karşılaşınca Lütfiye Aydın'a dedim ki, "Lütfiye Hanım, biz bu otele gitmeyelim. Onlar şimdi 'Aziz Nesin' filan diye oraya giderler. 'Sivas Aziz'e mezar olacak' diye bağırıyorlar, biz biraz dolaşalım. Bunlar, yukarı doğru çıkarlar. Biraz ortalık sakinleşsin, çok kalabalık da değiller çünkü. Sonra gideriz...” Çevreyi filan dolaştık. Yazma mazma baktı hanım, "Masa örtüsü filan alayım" diye.
Evet, sonra?
Biz otele girdik, onlar da yukarı doğru çıkmışlar, gösterici grubu. “Vali istifa" filan diye bağırıyorlar. Hükümet konağına, oradan Kültür Sarayı’na gitmişler, biz bilemiyoruz onları. Dönüşte daha kalabalık olarak geldiler. Saat 14.00’te Arif Sağ’ın dinletisi vardı ona gideceğiz. Arif Sağ da geldi bu arada, sazını akort ediyor, söyleşiyor.
Dışarıda kalabalık daha bir büyümüş, 4-5 bin kişi olmuşlar. Gösterilere devam ediyorlardı. Biz Asım Bezirci’yle satranç oynamak istedik. Asım Bezirci:
Gel bir satranç oynayalım, vakit geçirmiş oluruz dedi. Biz de biliyoruz ki, güvenlik kuvvetleri onları dağıtacaklar! Saat 14.00'te konser başlayacak, bir konser vardı, bir de Büruciye Medresesi'nde gençlerin bir gösterisi vardı sanıyorum, ikisinden birini tercih edecektik. Saldırılar artınca. Asım Bezirci:
Biz bu satrancı bırakalım, bunlar azıttılar. Birkaç kişi bir komite oluşturarak, bir bildiri hazırlayalım. İnönü'ye falan yazalım! dedi.
Peki, dedim: bıraktık satrancı, kalktı gitti onlar. Saldırılar, bağırtılar, şeriat istekleri daha kuvvetli çıkmaya başlayınca, bize "Lobide kalmayın’’ dediler, odalarımıza çıktık. Zerrin Taşpınar, ben, Lütfiye Aydın, bir arkadaş daha vardı, konuşuyor, tartışıyorduk: "Neden böyle oluyor" diye. Bu arada, camlara da taşlama başlayınca biz odaları terkettik. Koridorlara çıktık. Sürekli sloganlar, giderek büyüdü. Bu arada, belediye başkanının olduğunu tahmin ettiğimiz bir ses hoparlörden, şöyle bağırıyordu:
Etkinlikler yasaklanmıştır, yasaklatacağız. Bundan sonra, böyle etkinlik burada olmayacak. Heykeli de söktürüp getireceğim. Siz endişe etmeyin. 12Eylül'de buna benzer şeyler oldu, işkence gördük...
Kulağımıza gelen sesler bunlardı. Korkarak filan da olsa, kapıları açıp arada dinliyorduk. Burada. "Pir Sultan Heykeli" diyor gazeteler, yanlış değerlendiriyorlar. “Ozanlar anıtı” olarak hazırlanmış o, sırf Pir Sultan anıtı değil. Sivas'ta çok ozan olduğu için hem ozanları, hem Kangal köpeğini simgelesin diye yapmışlar o anıtı. İşte onu sökmüşler, getirmişler. O gelmiş olmalı ki, sevinç çığlıkları yükseldi alandan... (Gerici dazlakların çığlıkları, insan eti yiyen yamyamların tamtamlarına, çığlıklarına nasıl da benziyor!)