Ölümden Dönenin Anlattıkları: (3) 'Kalabalığın Sesleri Ensemdeydi!'

Zerrin Taşpınar'la Cahit Külebi’lerde tanışmışız: Külebi’nin oğlu Ahmet’in ölümü dolayısıyla, ikimiz de başsağlığına gelmişiz. Bir kez gördüklerimi kolay anımsayamam. Zerrin Taşpınar, Sivas'ta gerici dazlakların yaktıkları Madımak Otelinde, ölümden kılpayı kurtulanlardandı. Zerrin Taşpınar ozandı, "Bir Ardıç Kuşuyum Ben" kitabı yayımlandı. Daha iki kitaplık şiirleri basılmayı bekliyor. Zerrin Taşpınar, 1947 yılında Ankara'da doğmuş. Pelin adında bir kızı, Çağrı, Çağlar adlarında ikiz oğulları varmış. 26 yıllık evlilikten sonra, eşinden geçen yıl ayrılmış...
Zerrin Hanım, gericilerin düzenledikleri o kanlı cumayı anlatır mısınız?
Ben, Karayollarında kalıyordum. Külebi ve Sami Karaören'le birlikte. Üçümüz çıktık, Büruciye Medresesi’nde imza vardı, fakat oraya gitmedik. Sivas Kongresi'nin yapıldığı binaya gittik, orayı gezdik. Orada epeyce bir oyalandık, çünkü Külebi'nin okuduğu okulmuş orası. Oradan Büruciye Medresesine gittik, orada genellikle, imza Aziz Nesin’e, birkaç Külebi'ye ve Asım Bezirci'yeydi. Biz şair arkadaşlar masada oturuyorduk; Asım Bezirci yanımıza yaklaşıyordu: havada böyle bir sinek kapar gibi yapıp önümüze atıyordu, takılıyordu bize:
Ben girişi tuttum, onun için kitap satıyorum. Onun için siz de burda sinek avlayın, iyi avlamalar! diyordu; gülüşüyorduk.
Biz çıkarken Medrese'den, ben, Karaören ve Külebi, birinin Aziz Nesin'e hakaret edip, kapıya doğru yöneldiğini gördüm. Olayı net bilmiyorum, fakat, Aziz Nesin ’e söylenerek çıkan bir genç adam vardı. El kol hareketleri yapıyordu. Adam, yanımızdan bize sürtünerek geçti, söylenerek, bağırarak. "Allah seni cezalandırsın!" falan gibi laflar, tam net anlamıyorum; tehditkâr sözlerle. Çıkıp gitti, kalabalığa karıştı. Oradan biz öğle yemeğine Cumhuriyet Lokantası'na gittik. Bir gün önce de Asım Bezirci, beni görüp masama gelmişti. Yine görünce hemen geldi; önce karşı karşıya oturmuştuk, bu kez yanyana oturduk: kitaplardan konuştuk, şakalaştık. Bize fişler veriliyordu, yediğinizde veriyorsunuz. Yani dernek herhalde o fişlere göre ödeme yapacak. Bir gün önce, Asım Bezirci'nin fişlerini bendekilerden vermiştim. Yine böyle bir şaka oldu;
Hayır. Zerrin ödeyecek! dedi. Müthiş bir dostluk, çok sıcak, çok çabuk gelişen bir dostluk oldu aramızda.
Biz daha otururken lokantada, camiden çıkanlar bağırarak, koşarak, sloganlar atarak "Şeytan Aziz", "Vali istila" diyerek lokantanın önünden geçtiler. Duyduklarım arasında daha "şeriat", sözler arasında yoktu. 150 kişi kadar vardı. Lokantanın garsonları bize şöyle dediler:
Bunlar böyle cumadan sonra dolaşırlar, bağrışırlar, aldırmayın, pek de gözükmeyin!
Ama, camekanlardan baktık, kimimiz kapı önlerine çıktık, bunlar gittiler. Biz "Biraz ötede polis tarafından dağıtıldı" diye düşündük. İki arabaya bindik. Kültür Merkezi'ne gidiyoruz. Panel, Arif Sağ’ın dinletisi var; oraya gideceğiz, tam valiliğin önündeki alanı döndük, ufaktan kalabalığın daha büyüdüğünü, uğultularından, seslerden anladık. Polis bizi çevirdi. "Otele gidin” dedi. Kültür Merkezi'ne gidemeden otele geri döndük.
Kim kim varsınız arabalarda?
İki arabaydık, bir arabada Ali Balkız, Asım Bezirci, bir iki kişi daha vardı, onları pek iyi bilemiyorum; Külebi, ben, Sami Karaören, hepimiz otele döndük. Otele girdik, otelin önünde bir polis minibüsü var, kapının önünde telsizli, sivil polisler var; karşıda da bir iki kişi bakıyor otele doğru: belki daha fazla, bilemeyeceğim. Telsizi dinledik; işte, "Yardıma gelin, olaylar çıktı, Kültür Merkezi’nde ne oluyor?" gibi. Bizim kaygımız. Kültür Merkezi’nde ne olup bittiği. Girdiler mi, saldırdılar mı? Bunun haberlerini almaya çalışıyoruz. Kendimizden kaygımız yok. Otelde, bir süre bekledik, Külebi'yle Karaören "Çıkalım" dediler. Beni de aldılar, hep birlikte çıktık, galiba Zeki Büyüktanır da vardı yanımızda. Alana geldiğimizde kalabalığın valiliğe doğru yürüdüğünü gördüm. İzin istedim:
Siz güvenliktesiniz. Karayollarına gidin, ben arkadaşlarımın yanına dönmek istiyorum. Çünkü bunlar otele hücum edecekler, ya da otelin önünde birşeyler yapacaklar!
Mantığım şuydu: Birincisi, kalabalık olursak daha iyi savunuruz; İkincisi, duygusal olarak arkadaşlarımla olmak istedim. Duygusallığın açıklaması yok! Bir de, yine kalabalık olmamız hem caydırıcı olur, hem de yardım açısından.. Öyle düşündüm. Yardımın çabuk gelmesi açısından... Sonra, Aziz Bey otelde; hani, ne kadar çok insan olursak, o kadar çok, savunma, korunma olacak.
Saat kaç o zaman?
Öğle oldu, saat 13.00-14.00 olabilir. Emin değilim. Ben geri döndüm, ama koşar adım döndüm. Kalabalık o kadar, ensemde sesleri, öyle döndüm. Çok sakin görünmeye çalıştım, arkadaşlarıma birşey söylemedim.
Durum kötü mü, dediler.
Valla, çok kalabalıklaşmış bunlar! dedim.
Otelin lobisine geldiğim zaman telefonlar ediliyordu. Arif Sağ'ın gürültülü sesini duydum...