12 Eylül Anayasasının 84. maddesiyle, milletvekilliği, Anayasa Mahkemesi'nce düşürülen TBMM Başkanvekili Fehmi Işıklar, ÇGD yöneticilerine içinde bulunduğu durumu anlatıyor, kaygılarını dile getiriyordu. Bir soru yöneltildi:
Bu aşamada, siyasal olarak bir gereksinim var mıydı?
Fehmi Işıklar karşılık veriyordu:
Hayır, bilmiyorum. Ondan kuşkulanıyorum, şimdi. Bunu yapan adam acaba başka ne yapacak? Siyasi karar bu. Onu çok düşünüyorum, bilgiler almaya çalışıyorum; neyin nesi? Bundan sonrası ölümdür! Belki beni öldürecekler, bilmiyorum ben, topluma yönelik, daha kötü şeyler yapılacağından korkuyorum.
(HBB'de, birde "Özgür Gündem"de, "Öldürülmekten korkuyorum" biçiminde çıkan tümcesi, kanımca kişisel değildi; Fehmi Işıklar'ın gözlerinde korkunun izini görmedim.)
Fehmi Işıklar, Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden’le bu konuyu görüşüp görüşmedikleri sorusuna da özetle şu yanıtı veriyordu:
İki (üç) defa kokteyllerde karşılaştık. Bir defa Polis Teşkilatı'nın kuruluş yıldönümü törenlerine katıldık; ben Meclis Başkanlığı na vekalet ettiğim için, protokol gereği katılıyorum. O da Anayasa Mahkemesi Başkanı. Üç defada da benzer sözcüklerle:
-Yahu, bu sizin HEP'li arkadaşlar, bölge milletvekilleri niye telaşa düşüp, durmadan parti kuruyorlar; bizim bu kadar kötü karar vereceğimizi nereden biliyorlar? Niye kuşkuya düşüyorlar? diyor bana.
Şimdi ben saf bulunup, arkadaşlara söylesem:
-Ayıp oluyor, millet ayıplıyor; kötü bir görüntü veriyor; desem ve tedbirlerini almasalar, hepsi gitti güme!
Onun da ötesi, HEP'i boşaltmışlar, milletvekili yok, para yok! Bir, X kişilik kadro kalmış, hiç politika yapmayacak olan türden. Tedbirlerini (önlemlerini,) almışlar. Onlar için verilmiyor bu karar. Ve sen bunu biliyorsun, bana söylüyorsun “Niye tedbir alıyorlar?” diye. O zaman, karar verilen tek kişi var: tedbir almayan ben. Neden? Çünkü ben kendime güvenmişim; suç işlemediğim kanısındayım. Vicdanen rahatım. Bugün basında, benim konuşmalarımın yüz misli daha konuşuluyor bu konular. Yazılıyor, çiziliyor; cumhurbaşkanı konuşuyor, başbakan konuşuyor. Ve ben bütün konuşmalarımda, birlik, kardeşlik, eşitlik, ülke bütünlüğü demişim. Ama Kürt insanının da ezildiğini söylemişim. Ama, kim derse ki, “ezilmiyor” gelsin tartışalım...
Şimdi, o zaman hedef benim. Ve hemen elden gönderiyor buraya (TBMM Başkanlığı’na) özet bir karar, alışılmışın dışında. Ve HEP'e göndermiyor yani; bir parti kapatıyorsun, orayı daha çok ilgilendiriyor, hemen Meclis Başkanı’na niye gönderiyorsun? Hüsamettin Bey boş bulunsa, uygulasa, bugün ben burada değilim! Buna hakkınız yok! Beni halk seçmiş göndermiş. Ben, 18. dönem yapmışım bu konuşmaları. Partim seçime girme hakkını kaybetmiş; (Meclis) bir kanun çıkarmış acele, yetiştirememişiz. SHP ile işbirliği yapmışım, SHP listesinden aday olmuşuz; bu konuşmalarımı biliyor bölge halkı; çünkü ben bu konuşmaları kapalı kapılar arkasında yapmamışım ki. Basının önünde, kitlelere konuşmuşum. Halk biliyor bu konuşmaları. Beni böyle tanıyor. Sonra, on bir yerde miting yapmışım, seçimlerde konuşmuşum; (halk) beni seçmiş yüzde 65 oy almışım. Halkın iradesine karşı bu! Yani, (halk) beni tanımadan seçmemiş ki. Sonra, sen bu kararı 18. dönem verseydin, ben 19. dönem gene seçilecektim. Kabahat senin, vermemişsin kararı zamanında işletmemişsin hukuku. Eee, başsavcı verecekmiş de iddianameyi, raportör hazırlayacakmış da.. Bana ne? Ben uygulanan hukuku bilirim. Şimdi, bundan sonraki seçimde seçilme şansım var; bu ara niye? Bu, 18. dönemi ilgilendiren bir husus. Hukukçuların bir kısmı öyle diyor. “Soruşturulduğu dönemi ilgilendirir’’ diyor. “Bu dönemi niye ilgilendirsin?" Sen gitmişsin, halk bir daha seçmiş. Benzer konuşmalardan dolayı, DGM Savcısı dokunulmazlığın kaldırılmasını istemiş, komisyon kaldırmamış. Sen, Meclise rağmen de bu kararı veriyorsun!
Hak-iş Genel Başkanı Necati Çelik’le, DİSK Genel Sekreteri Süleyman Çelebi, HEP'in kapatılması, Işıklar’ın milletvekilliğinin düşürülmesi konusuna, açıklamalarla tepki gösterdiler. Necati Çelik, özetle şöyle dedi:
Öncelikle, Anayasa Mahkemesi'nce, seçilmiş bir milletvekilinin üyeliğinin düşürülmesi, bize göre milli iradenin en üst irade olması bakımından doğru değil. Bize göre, mahkemenin, şayet Sayın Işıklar'ın üyeliği ile ilgili aleyhte bir düşüncesi olacaksa bu düşüncesini Meclis Başkanlığına bildirmesi, Meclis'in bu sorunu kendi içinde düşünmesi gerekirdi. Böyle yapılmamıştır, kendisini, düşüncelerini halka takdim etmiş ve onay alarak seçilmiş bir üyenin üyeliğinin, Anayasa’nın lafzına sıkı sıkıya bağlı kalınarak ortadan kaldırılması, düşürülmesi, bize göre kabulü mümkün olmayan bir karardır.
DİSK Genel Sekreteri Süleyman Çelebi de, özetle şöyle diyordu:
HEP'in kapatılması, toplumda farklı düşünen kesimlerin sözcülerine dönük bir saldırıdır. Fehmi Işıklar’ın milletvekilliğinin düşmesi ise, salt teknik bir zorunluluk olarak değerlendirilemez. Sayın Işıklar, bazı çevrelerce topluma verilmek istenen gözdağının örneği haline getirilmek istenmektedir.
29 Temmuz 1993, Cumhuriyet