Işıklar'ın Savaşımı: (3) Prof. Savcı: "Kuyruğunuz Sıkışınca mı?"

Anayasa Profesörü Bahri Savcı, bir hafta önce seksen yaşına bastı. Kendisini Ören’deki evinde yakaladım. Sudiş'le, 80. yaşını kutluyordu. Bahri Bey, bir hukuk adamı olduğu gibi, bir duygu adamıdır da. Asım Bezirci, Sivas’ta gericilerce yakılıp öldürüldüğünde, Refika Bezirci’yi avutabilmek için neler çektiklerini biliyorum. Halit Çelenk'ler de öyle, İlhami’nin eşi Bahriye Soysal da. Sivas olayından sonra, Milliyet ten Ali Sirmen hani hani beni aramış, ben de arayıp görüşememiştim. Halit Çelenk için Çağdaş Hukukçular’ın düzenlediği “45. yıl" töreninin nerede yapılacağını soracakmış. Ali Sirmen’e “Ben iletirim selamlarını Halit Bey'e" dedim. Fehmi Işıklar olayına ne diyeceğini sordum; Ali Sirmen:
84. madde ortadayken, Işıklar bir şey yapamaz! dedi. Aynı soruyu Prof. Bahri Savcı‘ya sordum, şunları söyledi:
... Evvela lâfzına bakılır, ondan bir şey çıkmazsa, manasına ve öteki hükümleriyle beraber ve ondan da bir şey çıkmazsa, genel esprisine göre fikir inşa edilerek yapılır. Onun için hakikaten Ali Sirmen'in söylediği doğrudur. Yalnız bir şey söylenebilir burada, politikacılara: “Kuyruğunuz sıkıştığı zaman mı harekete geçiyorsunuz?" 1982 Anayasasıyla bir demokrasi yürütülemez! Bu bir, bir de genel olarak anayasa mahkemeleri, siyasete kaçma eğilimindedir. Bunu iyi işleyebilirsin.
Yani?
Genel olarak verdikleri kararlar siyasi olur. Mümkün olduğu kadar, siyasi olmaması için demokratik düzenin çok işlerli kılınması lazım, o da bir anayasa işidir. Yani, ister istemez, siyasi sonuçlar doğuracak kararlar verirler. Hatta o yüzden, anayasa mahkemeleri, uzun zaman gelişmemiştir, istenmemiştir. İki noktayı belirtebilirsin: Bir, anayasa mahkemeleri zorunlu olarak, siyasi sonuçlar doğuran kararlar verirler. Hatta o yüzden birçok memleket, bu yüzyılın başlarında anayasa mahkemelerine direnmişlerdir, kurmak istememişlerdir. Fransa'da hâlâ yoktur; "Anayasa Komisyonu” vardır. Böyle, küçük memleketlerde daha çok türemiştir, onun için, şimdi kabul edenlerin içinde de elbette verilen karar, kendiliğinden siyasi sonuçlar doğurur. Onun için "Anayasa Mahkemesi olmasın", hatta "Siyasi Partiler Yasası olmasın"; Siyasi Partiler Yasası’nı uyguladığın zaman partiler hakkında siyasi kararlar vermek zorunda kalınır. Onun için Siyasi Partiler Yasası’nı bile istemezler, “Genel yasalar, demekler, sendikalar hakkındaki mevzuat yeter" derler. Ama, biz kurmuşuz madem ki bunu, öyleyse, bazen doğurduğu sonuçlara da katlanacağız, bunların çok sakıncalı olmaması için de demokrasiyi geliştirmeye uğraşacağız. Burada, politikacılara söylenecek şudur:
-1982 Anayasası, kaç yıl oldu kullanalı? On yılı geçti; on yıldır kullanılıyor, nerdeydi ANAP? Nerdeydi yeni hükümet? Özal hükümeti, Akbulut hükümeti, Yılmaz hükümeti nerdeydi şimdiye kadar? Bir taraftan, “A, canım bu düzen böyle devam etsin, içinde biz işlerimizi yürütelim" diyorlar, bir yandan da böyle vahim sonuçlar çıkınca...
Bu sonuç hakikaten vahimdir! Milletvekilliği, bir temsili görevdir. Yetkiyi, vekâleti, "ulus" verir, "ulus" alır. Onun yanında bir de daha evvelden, ulusun saptadığı hükümler vardır; milletvekili yapmaz; milletvekili olma koşulları var ya, onu yapmaz. Ama, çok önemli bir hizmettir, bu vekalet ulus tarafından verilir, ulus tarafından alınır ve vekil, ulus kadar özgürdür aslında. Bu sistemi takviye etmek lazım. Sıkıştığın zaman, buna sığındığın zaman "ikiyüzlülük" yapmış olursun. Olmaz, ikiyüzlülük olmaz! Bir taraftan, milletvekilinin önemini kuvvetlendireceksin, bir taraftan da onu, ondan sora koruyacaksın. Öyle, sıkıştığın zaman şimdi, "Ne demek efendim, mahkeme kararıyla milletvekilliği düşer mi?” Düşmemeli mahkeme kararıyla. Mahkemeler de çok yüksek organlardır, onlarda ulusu temsilen hüküm verirler. Biliyorsunuz. 22 yaşında, 23 yaşında bir genç kız- "Türk ulusu adına” diye Sulh Hukuk Yargıcı olarak karar verir. Kararın üstünde yazılıdır: "Türk ulusu adına". O da önemlidir ama, milletvekilliği de çok önemli bir hizmettir, öyle uluorta taarruzlara açık bırakmamalı. Açık bırakmamak için taarruzlara, 1982 Anayasası'nı tümden değiştireceksin; değiştirme değiştirme, efendim.. Anayasa Mahkemesi siyasi karar veriyormuş! Anayasa Mahkemesi, siyasi karar vermez, hukuku uygular. Bu olayda da hukuku uygulamıştır; ama uygulanmak mecburiyeti olan hukuk, yüksek hukuk ilkelerine aykırıdır.
Sudiş araya giriyor:
Fehmi Işıklar'ı kurtaramayacaksın Ekmekçi... (gülüşmeler)
Olmaz, olmaz. Ama, şey var, nedir o, onu da anlamadım. Derhal tebliğ edilip, adamın (milletvekilliğinin) düşmesi de lazım!...
Ama, gerekçeli karar çıkmamış!
Ama, kendisine itimat edilen hukukçular, “Ancak, yayımlandığı zaman yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi kararları, cümlesinden değil bu. Binaenaleyh, bu karar verilmek ve belki yazıyla tebliğ edilmek suretiyle yürür" diyor. Böyle düşünen kendine güvenilir hukukçular da var.
1962 Anayasası'nı parça parça düzelteceklerine baştan düzeltmeli!Anayasa Profesörü Bahri Savcı, bir hafta önce seksen yaşına bastı. Kendisini Ören’deki evinde yakaladım. Sudiş'le, 80. yaşını kutluyordu. Bahri Bey, bir hukuk adamı olduğu gibi, bir duygu adamıdır da. Asım Bezirci, Sivas’ta gericilerce yakılıp öldürüldüğünde, Refika Bezirci’yi avutabilmek için neler çektiklerini biliyorum. Halit Çelenk'ler de öyle, İlhami’nin eşi Bahriye Soysal da. Sivas olayından sonra, Milliyet ten Ali Sirmen hani hani beni aramış, ben de arayıp görüşememiştim. Halit Çelenk için Çağdaş Hukukçular’ın düzenlediği “45. yıl" töreninin nerede yapılacağını soracakmış. Ali Sirmen’e “Ben iletirim selamlarını Halit Bey'e" dedim. Fehmi Işıklar olayına ne diyeceğini sordum; Ali Sirmen:

84. madde ortadayken, Işıklar bir şey yapamaz! dedi. Aynı soruyu Prof. Bahri Savcı‘ya sordum, şunları söyledi:
... Evvela lâfzına bakılır, ondan bir şey çıkmazsa, manasına ve öteki hükümleriyle beraber ve ondan da bir şey çıkmazsa, genel esprisine göre fikir inşa edilerek yapılır. Onun için hakikaten Ali Sirmen'in söylediği doğrudur. Yalnız bir şey söylenebilir burada, politikacılara: “Kuyruğunuz sıkıştığı zaman mı harekete geçiyorsunuz?" 1982 Anayasasıyla bir demokrasi yürütülemez! Bu bir, bir de genel olarak anayasa mahkemeleri, siyasete kaçma eğilimindedir. Bunu iyi işleyebilirsin.
Yani?
Genel olarak verdikleri kararlar siyasi olur. Mümkün olduğu kadar, siyasi olmaması için demokratik düzenin çok işlerli kılınması lazım, o da bir anayasa işidir. Yani, ister istemez, siyasi sonuçlar doğuracak kararlar verirler. Hatta o yüzden, anayasa mahkemeleri, uzun zaman gelişmemiştir, istenmemiştir. İki noktayı belirtebilirsin: Bir, anayasa mahkemeleri zorunlu olarak, siyasi sonuçlar doğuran kararlar verirler. Hatta o yüzden birçok memleket, bu yüzyılın başlarında anayasa mahkemelerine direnmişlerdir, kurmak istememişlerdir. Fransa'da hâlâ yoktur; "Anayasa Komisyonu” vardır. Böyle, küçük memleketlerde daha çok türemiştir, onun için, şimdi kabul edenlerin içinde de elbette verilen karar, kendiliğinden siyasi sonuçlar doğurur. Onun için "Anayasa Mahkemesi olmasın", hatta "Siyasi Partiler Yasası olmasın"; Siyasi Partiler Yasası’nı uyguladığın zaman partiler hakkında siyasi kararlar vermek zorunda kalınır. Onun için Siyasi Partiler Yasası’nı bile istemezler, “Genel yasalar, demekler, sendikalar hakkındaki mevzuat yeter" derler. Ama, biz kurmuşuz madem ki bunu, öyleyse, bazen doğurduğu sonuçlara da katlanacağız, bunların çok sakıncalı olmaması için de demokrasiyi geliştirmeye uğraşacağız. Burada, politikacılara söylenecek şudur:
-1982 Anayasası, kaç yıl oldu kullanalı? On yılı geçti; on yıldır kullanılıyor, nerdeydi ANAP? Nerdeydi yeni hükümet? Özal hükümeti, Akbulut hükümeti, Yılmaz hükümeti nerdeydi şimdiye kadar? Bir taraftan, “A, canım bu düzen böyle devam etsin, içinde biz işlerimizi yürütelim" diyorlar, bir yandan da böyle vahim sonuçlar çıkınca...
Bu sonuç hakikaten vahimdir! Milletvekilliği, bir temsili görevdir. Yetkiyi, vekâleti, "ulus" verir, "ulus" alır. Onun yanında bir de daha evvelden, ulusun saptadığı hükümler vardır; milletvekili yapmaz; milletvekili olma koşulları var ya, onu yapmaz. Ama, çok önemli bir hizmettir, bu vekalet ulus tarafından verilir, ulus tarafından alınır ve vekil, ulus kadar özgürdür aslında. Bu sistemi takviye etmek lazım. Sıkıştığın zaman, buna sığındığın zaman "ikiyüzlülük" yapmış olursun. Olmaz, ikiyüzlülük olmaz! Bir taraftan, milletvekilinin önemini kuvvetlendireceksin, bir taraftan da onu, ondan sora koruyacaksın. Öyle, sıkıştığın zaman şimdi, "Ne demek efendim, mahkeme kararıyla milletvekilliği düşer mi?” Düşmemeli mahkeme kararıyla. Mahkemeler de çok yüksek organlardır, onlarda ulusu temsilen hüküm verirler. Biliyorsunuz. 22 yaşında, 23 yaşında bir genç kız- "Türk ulusu adına” diye Sulh Hukuk Yargıcı olarak karar verir. Kararın üstünde yazılıdır: "Türk ulusu adına". O da önemlidir ama, milletvekilliği de çok önemli bir hizmettir, öyle uluorta taarruzlara açık bırakmamalı. Açık bırakmamak için taarruzlara, 1982 Anayasası'nı tümden değiştireceksin; değiştirme değiştirme, efendim.. Anayasa Mahkemesi siyasi karar veriyormuş! Anayasa Mahkemesi, siyasi karar vermez, hukuku uygular. Bu olayda da hukuku uygulamıştır; ama uygulanmak mecburiyeti olan hukuk, yüksek hukuk ilkelerine aykırıdır.
Sudiş araya giriyor:
Fehmi Işıklar'ı kurtaramayacaksın Ekmekçi... (gülüşmeler)
Olmaz, olmaz. Ama, şey var, nedir o, onu da anlamadım. Derhal tebliğ edilip, adamın (milletvekilliğinin) düşmesi de lazım!...
Ama, gerekçeli karar çıkmamış!
Ama, kendisine itimat edilen hukukçular, “Ancak, yayımlandığı zaman yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi kararları, cümlesinden değil bu. Binaenaleyh, bu karar verilmek ve belki yazıyla tebliğ edilmek suretiyle yürür" diyor. Böyle düşünen kendine güvenilir hukukçular da var.
1962 Anayasası'nı parça parça düzelteceklerine baştan düzeltmeli!