Dün, Turan Dursun un öldürülüşünün 3. yılıydı. Ne ilginç bir rastlantı: Turan Dursun’un öldürüldüğü gün, Sivas Kongresi'nin yıldönümüydü. Ayrıca Turan Dursun, Sivaslıydı. Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Yapaltun (şimdiki adı Gümüştepe) köyünde 1934 yılında doğmuştu. "Sivas Müftüsü" diye tanınırdı. Şeriatçılar, gericiler, Turan Dursun'u -kahpece- öldürmek için böyle bir günü mü seçmişlerdi?
Turan Dursun un ölüm yıldönümlerinde de, başka günlerde de yazılar yazdım. Bu yazılar, kimileyin bir gün öncesine, bir gün sonrasına da rastlayabiliyor. O denli önemli değil. Turan Dursunlar, bizim gönlümüzde sürekli yaşayacak, yaşatılacak...
Bugün, Turan Dursun’un ölümünden bir yıl önce yazdığı, şimdiye değin bir yerde yayımlanmadığını sandığım bir yazısına yer vermek istiyorum. Turan Dursun, bu yazısına. "Din Duygularını İncitmek Suç mudur?" başlığını koymuş. Yazıyı sunacağım. Şöyle diyor Turan Dursun:
"Daha güzel bir dünya için her zaman daha ileri bir hukuk gerekli. Dinamik, canlı, prangalı olmayan, gereken hızla yürüyen, çağdaş bir hukuk.
Türk Medeni Kanunu'nun kabul edilişindeki gerekçesinde, din ve şeriat hukukunun neden bırakıldığı çok açık biçimde anlatılır. En temel neden şöyle özetlenebilir: Din-şeriat kuralları 'değişmez' özelliktedir. Dinamik değildir. Yaşamsa sürekli değişir. Beliren yeni gereksinimler, yeni karşılıklar isler. ‘Değişmeyen’ kurallarla kolay ilerlenemez, çağdaş olunamaz. Oysa yeni Türk Devleti, her yönden ileri ve çağdaş olmaya yönelmiştir.
'Hukuk' var ki, ayakları ‘pranga’lıdır.
Hukukun prangaları türlüdür. Bunlardan kimi, geleneklerden, belirli din ve inançlardan kaynağını alır. Bunlarla bağlı olan hukuk, kimi zaman kötürüm, kimi zaman aksaktır.
Gerçek anlamıyla bir hukuk devleti’nde ve çağdaş toplum yaşamında etkinlik, egemenlik; geleneklere, din ve inançlara verilemez. Verildiğinde de ‘hukuk’tan, ‘çağdaşlık’tan söz edilemez.
Durum bu olunca, 'din duygularını incitmek’ten kaçınılabilir mi?
Bir gerçektir: ‘Yeni’ geldiğinde, ’eski'ye bağlı olanlar, sevimli bulmayabilirler onu. Yararlı bite olsa; zararlı, kötü, düşman görebilirler. Karşısına geçip onunla savaşabilirler. Ve karşılaştıkça ondan incinebilirler.
'Yeni Türkiye'yle karşılaşan niceleri, bu tutuma girmemişler midir? Rahatsız olmamışlar mıdır? Başkaldırmaya, savaşa yeltenmemişler midir? Devrim belirtilerini, devrimin simgelerini, izlerini, devrim üstüne kurulu olanları her gördükçe öfkeye kapılmamışlar mıdır? Devrimin kurucusu Atatürk 'ün kendisine, bıraktıklarına düşmanlıklarını her fırsatta sergilememişler midir? Ve Atatürk'ün heykelleri, bu kesimdekilerin ‘dinsel duygularını 'incitmiyor' mu her zaman?
Türkiye Cumhuriyetimin 2 numaralı yasası olan 'Hıyaneti Vataniye (Vatan Hainliği) Yasası' niçin çıkarıldı? Söz konusu gerçekten dolayı değil mi?
Dünün 'şapka' nedeniyle görülen başkaldırıları ve bugünkü ‘türban’ olayları yeterince düşündürücü olsa gerek.
Din-şeriat inanırları, bağımlıları için ters, ‘rahatsız edici’ ve 'incitici’ olanlardan kaçınılırsa işin içinden çıkılamaz, hiçbir yere de varılamaz. Bu kesimdekilerin 'dinsel duygularını inciten' çok şey vardır yaşamda. Çağdaş uygarlıktaki birçok şey.
Eski 'mektep-medrese' yerine konan laik okul, laik üniversite. ‘Dini tedrisat’ yerine konan laik öğretim. Bu öğretimde ‘gökten inme' kaynaklı ‘bilgi (!)' ve eğitimin yerini alan bilimsel bilgiler, çağdaş eğitim, örneğin evrende her şeyin, Tanrının 'ol!‘ demesiyle olduğunu, ‘yaratıldığını’ anlatmak, öğretmek yerine: zamanla, koşullarının oluşmasıyla ve bir ‘evrim’ süreci içinde oluşup geliştiğinin anlatılıp öğretilmesi. Kuran'da, ‘Tanrının indirdikleriyle hükmetmeyen'lerin 'kafir' olacakları (Maide: 44), 'zalim' olacakları (Maide: 45) ve ’fa- sık' olacakları (Maide: 47) bildirilip dururken; insanların yasa koymaları ve kendi yasalarıyla ‘hükmetmeleri'. Eski 'müctehid'lerin, ‘müfti’lerin, 'kadı'ların yerini cumhuriyetin çağdaş yargıçlarının, hukukçularının, yasa koyucularının ve uygulayıcılarının almış olması... Daha nice neler... Tümü, din-şeriat bağımlısının 'dinsel duygularını incitir’ nitelikte. Şimdi gelin 'incitmeyin' bakalım! İşyerinde çalışan, dışarıda dolaşan bir kadının çağdaş görünümü. 'dört duvar arası'nda ya da çarşaf-İslami örtü içinde bulunmaması bile yetiyor söz konusu 'duyguları incitme’ye. İncitmemek için ne yapmalı?
‘Dinsel duyguların incitilmemesi’ gerektiğini savunanlardan kimileri amaçlıdır. 'İslami düzen'in, yani şeriatın yeniden gelmesini isterler. Çeşitli kılıklara bürünerek bunu sağlamaya çabalarlar. Savunanların kimileriyse 'iyi niyetli’dir. İnsanca duygular taşırlar; 'incitmek’ten, 'incitilmek’ten yana olmadıkları için savunurlar bunu. Ne var ki yanlışa, hem de tehlikelisine düştükleri açık..."
5 Eylül 1993, Cumhuriyet