Şeriatçıların öldürdüğüne kuşku bulunmayan Turan Dursun, “Din Duygularını İncitmek Suç mudur?" başlıklı yazısında, konuyu tartışmayı sürdürüyor. Konuyu hukukçulara getirerek, şöyle diyor:
"Kimi hukukçular da, Türk Ceza Yasası'nın 175. maddesiyle, 'dini duyguları incitme’nin 'suç' sayıldığı görüşündedirler.
Bilindiği gibi bu madde, ancak bir İslam şeriatı mollasının kafasından, kaleminden çıkma olabilecek türden bir metinle değiştirilmiştir. Hele gerekçesi!.. Siyaset tarihçisinin, incelemecinin, geleceğin hukukçusunun bu değişikliği ele alırken, hele gerekçesi üzerinde durup düşünürken, anayasasında ‘...laik.. bir hukuk devleti' olduğu yazılı bir devletin yasama organına nasıl getirilebildiğine ve kabul edildiğine şaşmaktan kendini alamayacağını düşünüyorum. Ama iyi ki, Anayasa Mahkemesi bu değişikliği 'iptal' etti (4.11.1996 günlü). Bugün yürürlükte olan biçimi, 20.5.1987 tarihlidir. Kuşkusuz, çağın gerisinde olmayanların üzerinde çok şey söyleyebileceği noktalar yine vardır içeriğinde.
Bununla birlikte, bu maddede ve gerekçesinde bile, ‘dini duyguların incitilmesi’nden söz edilmiyor ve bunun suç sayıldığına ilişkin bir hüküm yer almıyor.
Öyleyken ve yazık ki ünlü hukukçu Prof. Dr. Faruk Erem, söz konusu maddedeki hükümleri ele alırken; ‘tezyif edilen (değersiz gösterilen) din ve mezhebe mensup kimselerin dini hislerini rencide edecek' (dinsel duygularını incitecek) türden yayının (ve başka davranışın) önlenmek istendiğini ileri sürüyor. Erem bu görüşünü, Yargıtay'ın bir kararına da dayandırıyor. Erem'i kaynak gösteren Abdullah Pulat Gözübüyük gibi aynı sonuca varan başka hukukçular da var. Ve yazık ki Anayasa Mahkemesi’nin kararında da, bu görüş doğrultusunda sözler bulunuyor.
Burada dayanak alınan maddenin üçüncü fıkrasının üzerinde durulan hükmü, yasanın alındığı yasada yok. Yapılan ilk çeviride de bulunmuyor. Yani sonradan eklenme. Belki de bu nedenle hangi amaca yönelik olduğu iyice bilinmiyor.
Erem, 'Bugünkü devletin, dinin müdafiiliği (savunuluşu) görevini üstlenmiş olamayacağını’ belirtiyor. Bu, çok doğrudur.
Erem'in de içinde bulunduğu kimi hukukçular, yukarıda da belirtildiği gibi, 'dini duygulardır' karşılığını veriyorlar. İşte bence, yanlışın kaynağı burada. Bence yasa, 'dini duyguları’ değil, insan onurunu, kişiliğini güvence altına alıyor. Hiç kimsenin 'din'inden, inancından dolayı da olsa, aşağılanamayacağını, kınanamayacağını hükme bağlıyor. İsteniyor ki herkes dinini, inancını özgürce seçsin. Bölüm başlığının 'Din Hürriyeti Aleyhine Cürümler' olması da amacın bu olduğunu, suçun konusunun 'dini duyguları incitmek’ değil; 'din-inanç özgürlüğüne saldırı' olduğunu gösterir. Erem de bunu kabul etmek zorunda kalıyor; ne var ki, ‘kanunun sistematik taksimindeki bir eksikliğe' bağlıyor. Oysa başka yasa maddeleri, en başta Anayasanın 24. maddesinin 1. ve 3. fıkraları da bunu dile getirir niteliktedir. Kimse ne dininden, inancından; ne de inançsızlığından, düşüncesinden dolayı kınanabilir. Bu evrensel ilke de anayasal güvence altında. Erem, şunu belirtmekten de kendini alamıyor: 'Kanunun gayesi, dinleri ve mezhepleri her türlü tenkit dışında bırakmak, onlara neşriyat (yayın) sahasında bir dokunulmazlık tanımak değildir'. 'Dini duyguları incitmeden', din ve mezhebi 'tenkit' etmek (eleştirmek) nasıl olabilir? Olabilir mi?
Anayasa Mahkemesi'nin kararında şunları okuyoruz: 'Modern devlette din, kimi haklara sahip olmanın şartı değildir. (...) Laik devlette herkes dinini seçmekte ve inançlarını açığa vurabilmekte tanınmış olan din ve vicdan özgürlüğünün sınırlan içinde serbesttir. Hiçbir dine itikadı olmayanlar için de durum aynıdır.'
Anayasanın 174. maddesinde, 'Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin laiklik niteliğini koruma amacı'nın, her türlü yasa girişiminin üstünde olduğu açıkça belirtilir. Bu amaç, 'dini duyguları incitme’ye götürdüğünde durum ne olur? Amaçtan vaz mı geçilir ya da sapmak mı gerekir?
Yasada da, gerekçesinde de yer almadığı halde, 'dini duyguları incitme’yi 'suç' saymak, cezalandırma yoluna gitmek, Türk Ceza Yasası'nın 1. maddesindeki genel ve evrensel hukuk ilkesine de aykırıdır. ‘Yasa'sız suç olamaz ve ‘yasanın açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez.'
SONUÇ:
Çağ, çağdaş uygarlık, uygarlığın gerekleri ve kimi temel, evrensel ilkeler bir yana bırakılmadan, 'dini duyguları incitmek' suç sayılamaz."
Turan Dursun, bir bilge derinliğiyle konuyu tartışıyor. Oysa "şeriatçılar ” ona yaşama hakkını bile çok görüyor, tanımıyorlar. Yalnız Turan Dursun’u mu? Uğur Mumcu’yu, Muammer Aksoy'u, Bahriye Üçok'u, Çetin Emeç’i, daha nice aydını da. Sivas’ta otuz yedi kişiyi cayır cayır yakanlar bunlardı. Bunları eleştirmek, bir noktada incitmek neden suç olsun? Ama, şeriatçıların eleştiriden, tartışmadan incinecek yüzleri de yoktur. O duygulan olsaydı, insan haklarına saygıları olurdu!
7 Eylül 1993, Cumhuriyet