Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi, “Basın Dili" konulu bir araştırma yapmış; gazetelerde gördüm. Araştırma, tüm yayın organlarında, özellikle ekonomi, kültür, reklam, moda gibi alanlarda yabancı kökenli sözcük kullanımı oranında artış olduğunu ortaya çıkarmış.
Dilimize giren yabancı sözcükler, yoğunluk sırasıyla Arapça, Fransızca ve Farsçadan geliyormuş. En çok Türkçe sözcük kullanan gazete, yüzde 75 oranla Cumhuriyet en çok Türkçe kökenli sözcük kullanan köşe yazarlarının da yüzde 89 oranla benim (I), yüzde 87 oranla Melih Cevdet Anday, yüzde 85 oranla Oktay Akbal’ın olduğu saptanmış Tutucu "Zaman” gazetesi de haberi “Türk basınında uydurukça salgını" diye vermiş. Türkçe sözcükleri kullanma oranı açısından Güneri Civaoğlu ile Güngör Mengi 80, Mümtaz Soysal 79.2, İlhan Selçuk 78.2, Ertuğrul Özkök 78, Hasan Cemal 77.2, Ali Sirmen 77, Emin Çölaşan’la Fehmi Koru 74.3, böyle gidiyor. Dikkat ettim, Türkçe sözcükleri kullanmamaya çalışanların oranı da yüzde 60’ların oldukça üstünde. Örneğin Mim K. Öke yüzde 69.2, Ahmet Kabaklı 65.3, Rauf Tamer 64, Gürbüz Azak 64.6. ne denli uğraşsalar, tutunan Türkçeyi kullanmak zorundalar:
- Aman, Türkçelerini değil de Arapçalarını kullanayım! Yoksa rezil oturum! diyenlerin de, tıpış tıpış Türkçe sözcükleri kullanmak zorunda kaldıklarını görüyoruz.
Yazılarımda yabacı sözcük kullanmamak için kırk yıldır uğraşırım. İstediğim gibi bunu gerçekleştirebildiğimi sanmıyorum. İçimden diyorum ki: "İstemeyen okumasın, ne yapıp edip, yazılarımda, konuşmalarımda tek yabancı sözcük kullanmayayım! " Bunun nasıl güç olduğunu bilmez miyim? Atatürk'ün dediği gibi. “Dilimizi yabancı diller boyunduruğundan'' başka nasıl kurtarabiliriz ki?
İlkokul sıralarında, bir sınıfta öğretmen kaldırdı:
- Evinizde, odanızda neler var, say bakayım! dedi.
- Soba var, mangal var, yüklük var (yataklar oraya konurdu), gusülhane (banyo) var, ayna var, masa, sandalye var, halı var, götdöşeği var!
Son sözcüğü söyleyince, sınıfta bir kahkaha, bir kıyamet, herkes gülüyor. Öğretmenimiz Ali Rıza Eren:
- Gülmeyin, dedi, çocuklar Türkçemiz. Halkımız böyle söyler. (Bana döndü) Sen de o sözcüğün yerine "oturma minderi” de olur mu?
Çocukluğumda, anamın arkadaşları eve geldiklerinde, bir köşede oturur, onların kullandıkları yerel sözcükleri defterime yazardım. Kadınlardan biri, anama sordu: - Ne yapar bu oğlan burda?
- Bizim konuşmalarımızı yazar!
- Aaa, deli mı ne? dedi biri, ben bu eve bir daha gelmem! Konuşmalar yazılır mıymış?
- Ne yapayım anam, yazıyor işte!
O yazıp doldurduğum defterleri yitirdim.
Savunmanım, arkadaşım Emin Değer, çok oluyor bir "Abana ” gazetesi vermişti. Gazetenin Aralık 1992'de çıkan 197. sayısı. Gazetenin üçüncü sayfasında eğitimci- yazar Mehmet Saydur'un "Bitikçi Ali Rıza" adlı bir yazısı var. Emin Değer'in:
- Sen bir değerlendir Bitikçi Ali Rıza’yı... diye verdiği gazeteyi sakladım.
Ömer Asan Aksoy'un yardımıyla Bitikçi Ali Rıza'nın bir yapıtını da buldum. (Bitik, kitap demek.)
Bitikçi Ali Rıza, Cumhuriyet öncesinde dilde arılaşma çalışmalarına emek veren bir aydın. 1909 yılında Üsküp'ten Kastamonu yargıçlığına atanmış. 1899 yılında "okuma-yazma" adında arı dil çalışmalarını içeren bir kitap yazmış. Kitabını da 1909'da Kastamonu’da bastırabilmiş. Bitikçi (Kitapçı) Ali Rıza'nın ilk kitabının başında arı bir dille şöyle yazılmış:
”... Som (tam) Türkçe yazılmış bir bitiktir. (Kitap) (...) Bitiğin her uğuru saklanmıştır. Altındaki basadı bulunmayan çizekler düzmedir. Değeri yüz paradır. Kastamonu basmalığında basılmıştır. Yıl 1325."
Mehmet Saydur'un yazısına göre, kitabın yazılış amacı şu noktalarda toplanabilir: 1- Halk dilinden yazı diline sözcükler kazandırmak, 2- Türk dili birikimliğinden yararlanmak. 3- Türkçe köklerden Türkçe eklerle sözcükler, terimler türetmek, 4- Zorunluluk karşısında alınacak yabancı sözcükleri Türkçe kurallara “giyindirmek", 5- Yazımda Türk sesbilgisine dayanmak.
Bitikçi Ali Rıza Bey'in 1899'da yazdıklarından:
“... Her ulus ancak kullandığı ana diliyle gereği gibi dileğini, içiridekini karşısındakine anlatabilir... Avrupa’daki ulusların topu, her yeni çıkan bitikleri, dalbilikleri birden kendi dillerine alırlar, çevirirler. Andan ötürü yükselmede, genişlemede, zenginleşmekte, kepte (söz), güçlükte hepsi birden bir çırpıda, bir tutumda omuz öpüşüyor.”
Ali Rıza Bey, arı Türkçeye doğru gidişi "kendimizi geriletmek" olarak ortaya atanlara, anlaşmaya karşı olanlara seslenirken, günümüze de ışık tutmuş oluyor "... Beyciğim! Biz Türkçede ne vakit ileri gittik ki, şimdi de geri dönmüş olalım? Biz Türk dilinden söyleşiyor, anlaşıyoruz. Kırkambar dilinden söyleşmiyoruz, ona ağrı bir sözümüz yoktur. Biz kökünden Türkçeyi hiçbir vakit düz olarak söyleyemedik, yollarını yazamadık ki, ileri geri gitmiş olalım..."
Bitikçi Ali Rıza Bey için yazılacaklar buncağız değil, olamaz. O daha çok yazılmalı, yaşatılmalı. "Abana" gazetesini kutluyorum. Emeği var olsun!
21 Eylül 1993, Cumhuriyet