Ataç'lı Yıllar...

Bu “Ankara Notları"na başlarken çok önemli saydığım bir uyarıda, bir duyuruda bulunmak istiyorum. Suudi Arabistan'a hacca gidenler, dönmeye başladılar. Orada karşılaştıkları olayları, “Ankara Notları”na yazsınlar. Yazsınlar ki bundan sonra gelecek yıllarda gideceklerin başlarına bunlar gelmesin.
Suudi Arabistan'a giden gazetecilerin -hemen hiçbirinin-görevlerini tam yaptıkları kanısı yok bende. Yok efendim, şurası şöyle yıkanmış da Kabe’nin örtüsü değiştirilmiş de... Peki, insanlar ne oluyor? Hacdaki yurttaşlara şu öğüdü veriyorlarmış ilgililer:
Burada gördüklerinizi, olup bitenleri Türkiye'de anlatmayın. Kimseye bir şey söylemeyin!
Nedenmiş o? Efendim, kutsal topraklar için iyi olmazmış! Bizim için kutsal olan, Suudi Arabistan'ın döviz gelirleri değil, insandır. Ruhi Su'nun sesiyle, emektir, emekçi insanlardır!
Hacda 26 kişinin öldüğü açıklandı. Adları uzgöreçlere verildi mi? Duymadım. Trafik kazalarında ölenlerin adları, sürücülerine değin veriliyor da kutsal çölde ölenler neden verilmiyor?
Şimdi anlatacağım olay, üç hac önce olmuş, karı-koca taksiye binmişler. Adam:
Bir dakika sigaramı almamışım, markete değin gidip alayım, demiş. Dönüşte bakmış ki ne eşi var, ne araba!
Eşi, üç gün sonra ortaya çıkmış. Kocasına başından geçenlen anlatmış, kocası:
Senin bir kabahatin yok, üzülme demişse de kadın dinlememiş, kocasının olmadığı bir sırada, boy aptestini alıp, otelin altıncı katından kendini aşağıya atıp canına kıymış. O zamanki Milliyet, bu cana kıyma olayını yazmış, ama “nedeni bilinmiyor" demiş. Kaç yıl önce, “Kutsal Çölde Cinayet" başlıklı yazılarda, hacda sıkışmalardan dolayı ölen Türk hacıların durumlarına değinmiştim. Hac sırasında, kadın-erkek iç çamaşırı bile giymiyor. O sıkışıklıkta, çok kişi, karısının derdine düşüyor. Bir Karadenizli:
Uyyy, benim kari nerede diye çırpınıyor. Arkadan gelen binlerce, on binlerce in kıyım zenci... Ortalık can pazarı. Anlattığım olayların benzerleri İranlı kadınların da başından geçmiş. Bir bayan hacı yurda döner dönmez, yakınlarına şöyle demiş:
Mekke’ye iner inmez, geldiğime geleceğime pişman oldum!
Pislikten miydi nedendi bilmiyoruz ki. Gazeteciler gazeteci değil ki!
Hacca gidip dönen okurlardan, izlenimlerini yazmalarını bekliyorum. Adlarını, adreslerini yazabilirler, bunlar açıklanmayacak.
        ★★★
Süleyman Bey, artık ne diyeceğini olduğu gibi ne yapacağım da şaşırmış durumda mı ne? İki kanlı Varsak Belediye Başkanıyla al takke ver külah! İkide birde, Atatürk'ün yerinde oturduğunu söyler durur. Bir daha söylemesin bari, komik oluyor gibi geliyor. Cami avlusunda takke giydiğinden beri değişmedi. Süleyman Bey değişti mi diye sorarlar. İnsan kolay değişir mi hiç? Dün neyse, bugün de o işte!
      ★★★
Haldun Derin in, “Çankaya özel Kalemini Anımsarken" adlı yapıtından, önceki gün “Ankara Notları"nda söz etmiştim. Tarih Vakfı Yayınları arasında çıkan bu yapıttan daha da söz edeceğim. Yarın 17 Mayıs, Nurullah Ataç'ın ölümünün 38. yılı. Ataç’ı: bende çok etkisi olan bu dil ustasını anmadan geçebilir miyim hiç? Haldun Derin, Ataç için bir yerde şöyle diyor:
“Ataç ’ın bir alışkanlığı, kendisine okunmak üzere ödünç verilen kitapları geri getirmeyi unutmasıydı. Onda kalan üç beş kitabımdan Armstrong’un ‘Gray Wolf, An Intimate Of A Dictator'ı ben unutamıyorum.
Berberde tıraş olurken sırtını aynaya veriyordu. Yeni bir göreve atanan yakın, uzak, hatırlı tanıdıklarını hiç geciktirmeden makamlarında kutluyordu. Ahrete göçenler olursa onları da son kez uğurlamak ödevini kesinkes yerine getiriyordu. Ataç'ın if'al, tef'il, tefe'ul, müfaale gibi Arap kalıplarına Türkçe sözcükler dökmek;
Böylece 'rakı içmek' anlamına ‘terakki etmek', ya da ‘sürahi ile rakı içmek' karşılığı 'sarahaten terakki etmek", “hıyar turşusuyla rakı içmek' yerine ‘muhayyer terakki etme' gibi buluştan öğle soframızda çerez yerine geçiyordu. O, bunları Cumhuriyet muhabiri Mekki Sait Esen’le değerlendirirmiş. Yeni atandığı görev (cumhurbaşkanlığı çevirmenliği) dolayısıyla, Ataç ’a kimi ahbapları bir yemek adı da yakıştırmışlardı: ‘Hünkâr Beyendı."
* ★*
Rauf Mutluay öldü; çok üzgünüm. Onu bana Orhan Ural anlatırdı. Rauf Mutluay yeri doldurulamayacak bir eleştirmendi. Cenazesi bugün Levent Camisi'nden kaldırılıp Yeniköy gömütlüğünde toprağa verilecek. Eşi Aysel Hanım'a, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Orhan Ural da çok üzgündü. Bana şu iletiyi yazdırdı:
"Aziz dostum Rauf Mutluay! Sen öldün, bu kadar üzüldüm! Cenazene gelemedim. Seni her zaman, o güzel dostluk yıllarının sevgileriyle anıyorum. ’’