Karaman da Dil Bayramı...
Prof. Cem Eroğul, salı günü çıkan açıklamasında, “…Sağlıkbilim (tıp) alanında geçerli olan dil bilinçsizliğidir" diyordu. Daha sonra, şöyle sürdürdü:
“Herkesin sağlıkbilim terimlerini inceden inceye bilmesi elbette beklenemez. Buna karşılık, bir ülkenin okumuşları bile sağlık dilinin en sıradan anlatımlarını olsun kavrayamıyorlarsa, yabancı sözcük tutkusu yüzünden yığınların sağlık hakkı hiçe sayılıyor demektir. Görüldüğü gibi, öz Türkçe, kimilerinin sandığının aksine, salt bir ‘aydın merakı' değildir. İnsanların sağlıklı yaşama gibi en temel haklarından birinin gerçekleşmesi bile buna bağlıdır.
Anayasaya bakılırsa, ‘herkes, manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir’; ‘herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme hakkına sahiptir’; 'kimse, eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamaz’. Bütün bunlar güzel de yabancı sözcüklere boğulmuş yoz bir dille bu hak ve özgürlüklerin hangisi gerçekten kullanılabilir? Düşünce özgürlüğü açısından, herhangi bir düşüncenin yasaklanmasından da önemli olan şey, düşünce oluşturma olanağının bulunmasıdır. Düşünce oluşturulamıyorsa, düşünme hakkı başlamamıştır ki sınırlanmasının ya da sınırlanmamasının bir anlamı olsun.
Dil, düşüncenin hem aracı, hem de gerecidir. Yabancı sözcüklerle gerçeğe şaşı bakan bir dille, düşünce serpilemez. Güdük bırakılmış bir düşünme olanağının özgür olup olmaması, ister istemez ikincil bir sorun düzeyinde kalır. Bütün temel bilimleri tepeden tırnağa yabancı terimlerle bezenmiş bir ülkede, tek ‘suçları’ anadillerinden başka dil bilmemek olan insanların ‘bilimi serbestçe öğrenme’ hakkından söz etmek, acı bir alaydan başka bir şey değildir..."
Sevgili okurlar, Prof. Cem Eroğul, yerden göğe haklı şeyler söylemekte. Bunların bir benzerini Süleyman Bey’den ya da Tansu Çiller’den dinlediniz mi? Dinleyemezsiniz...
Cem Eroğul, daha sonra şöyle diyor:
“Onun içindir ki Türkiye’de, bilimde, sanatta ya da yordambilgisinde (teknolojide), gitgide üstelenerek yabancı dil bilgisi aranmaktadır. Bunun bir tek anlamı vardır. Yurttaşlarımıza; ‘Sen anadilinle yetindiğin sürece, ne bilimde, ne sanatta, ne de yordambilgisinde evrensel ölçülere ulaşamazsın' denmektedir. Türkçe evrensel bir düzeye ulaştırılacağına, anadilleri Türkçe olanlar yabancı bir dille düşünce üretmeye zorlanmaktadırlar. Yabancı dil öğrenmenin yararlı olduğunda kuşku yoktur. Ancak, bir kere, kendi anadillerinde yetkin olmayanların yabancı dilleri doğru dürüst öğrenmeleri pek güçtür. İkincisi, herkese yabancı dil öğretilemeyeceğine göre, bilimde, sanatta ya da yordam bilgisinde, büyük yığınlar bile bile geri bırakılacak demektir. Bilim, sanat ya da yordambilgisi terimlerine öz Türkçe karşılıklar bulmaya karşı çıkarılar ya da bu davayı önemsemeyenler, gerçekte kendi halklarına düşünme hakkını çok görenlerdir.
Kısacası, öz Türkçe davası savsaklanarak (ihmal edilerek) yurttaşı ne siyasette, ne de geçimsel (iktisadi) ilişkilerde bilinçli bir ‘taraf’ durumuna getirmek olanaksızdır. Olanı biteni doğru dürüst izleyemeyen yurttaş 'oyuncu' olamaz. Ya kendisine oyun oynanır, ya da düpedüz oyun dışı bırakılır. Dil yozlaşması yüzünden bireysel temel haklarından gereğince yararlanamayan yurttaş ise, kişi olarak, 'maddi ve manevi varlığını' geliştiremez; tek sözcükte ‘güdük’ kalır. Onun içindir ki dil davası, geniş anlamda bir insanlık sorunu olmanın yanı sıra, dar anlamda insan haklarının da temelinde yer alan bir sorundur..."
Cem Eroğul'a göre “Bütün toplumu ilgilendiren her konu gibi, dil de siyasal bir tutum gerektirir. Uygulamada da bu hep böyle olmuştur. Dilde bir sorun olduğu algılanır algılanmaz, bu alanda siyasal savaşım başlamıştır. Bu savaşımı yazın adamları önde götürmüşlerdir. Birçok yerde siyaset adamları onlara omuz vermiştir..."
Dil sorununun yozlaşması, siyasal amaçla, 1950’lerde Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle başladı. DP’nin yaptığı ilk İş, namaza çağrı olan ezanı, Türkçeden Arapçaya çevirmek oldu. Bunu, siyasal amaçla, oy kaygısıyla yaptı. DP yöneticilerinin ardından gelen Süleyman Bey, ezanı Türkçeye çevirtir miydi hiç? Çevirtse, Nurcuların oylarını alabilir miydi? Hacı TÖ ile Necmettin Erbakan için söyleyecek bir şey olmamalı. Onlar olsa olsa boynuzdular.
Karaman'da dün “Türk Dil Bayramı, Yunus Emre'yi Anma” haftası başladı. Karaman'da Dil Bayramı 1960’tan beri kutlanıyor. Karaman Belediye Başkanı Yaşar Evcen, Ankara'da, Çağdaş Gazeteciler Derneği’nde yaptığı basın toplantısında, ilginç açıklamalar yaptı. Karaman'da, mağazalarla işyerlerinin adlarının Türk dilinde yazılması konusunda Belediye Encümeni’nin karar aldığını belirtti. İlginçtir, bu Fransa'da da böyledir. Fransa'da, mağazalar Fransızca dışında bir dille levha asamazlar. Asarlarsa da önce Fransızcası yazılır. Bravo Karaman'a! Karaman'da “Dil Bayramı”na öncülüğü, Karaman Valisi Halil Nimetoğlu ile Belediye Başkanı Yaşar Evcen yaptılar. Çağrılar, ikisinin imzasıyla çıktı. Kültür Bakanı Karakaş yarın katılıyor.
Karamanoğlu Mehmet Bey, 13 Mayıs 1277’de Ferman'ında şöyle demişti:
“Şimden geru hiç gimesne Kapıda, Divanda, Mecliste, Seyranda Türk Dilinden özge söz söylemesinler."
Dil Bayramı kutlu olsun!
Düzeltme: Salı günü çıkan Dil Bilinci (3) üst başlıklı Ankara Notları'nda 5. paragrafta geçen Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın dizesi “Arı dil anlama eşitliği demektir" olacaktı. Ayrıca, 7. paragrafta “hareket” karşılığı “devrim" diye çıkmıştır. Bu “devrim” olacaktı. Düzeltir, özür dilerim.
8 Haziran 1995, Cumhuriyet