Server Taniili'nin dilimize kazandırdığı “Osmanlı İmparatorluğu Tarihi II" kitabını vermek için, Cahit Külebi’yle Ayşe Leman Karaosmanoğlu'na gittim. Server Taniili'nin bir çeşit “Emanetçi Sultana"sı gibiydim. Ayak işlerini çok sevdiğimi o da biliyordu. Kimilerine kitapları elden götürüyordum. Ama, çoğu kendi gelip Cumhuriyet bürosundan alıyordu.
Cahit Külebi, bana Niksar'dan ceviz getirmiş. Kedisi Sarman sayrıymış...
Niksar'da ceviz var mı? diye soracak oldum; Külebi’nin “Benim doğduğum köylerde / Ceviz ağaçları yoktu, / Ben bu yüzden serinliğe hasretim / Okşa biraz!" dizeleri belleğimdeydi. Külebi:
Yok yav, dedi, Ankara'da kuruyemişçilerde, baharatçılarda, cevizleri “Niksar cevizi" diye satıyorlar!
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, ölümünden önce, sayrıyken, ısrarla beni aramış. Eşi Leman Hanım telefon etti:
Yakup sizi bekliyor beyefendi! dedi. Boş mu bulundum, ne oldu, arandığım günlerde gidemedim. Onlar Cinnah Caddesi'nde oturuyorlardı, ben de, Ruzgârlı Sokak’ta, ‘Yeni Ortam" gazetesinde çalışıyordum. Akşam yorgun argın dolmuşla eve dönüyordum. Karaosmanoğlu'nun evinden geçerken, dolmuş parasına mı kıyamıyordum ne, inmiyordum.
Yann uğrarım! diyordum içimden.
Bir türlü uğrayamadım, Yakup Kadri öldü. Havaalanında Leman Karaosmanoğlu'nu gördüm.
Efendim, başınız sağ olsun, ben Mustafa Ekmekçi!
Siz misiniz o? Beyefendi, sizi bir sevgiliyi bekler gibi bekledi Yakup; niçin gelmediniz?
Susuyor, verecek yanıt bulamıyordum...
Belki size bir şey söyleyecekti, belki bir sır. Niçin gelmediniz?
Yakup Kadri'nin bana ne diyeceğini bilmiyorum, ama bir şeyi biliyorum. Yakup Kadri, ölümünden sonra dinsel tören yapılmasını istememişti (İlhami Soysal bunu yazdı). Eşi Leman Hanım, onun bu isteğini yerine getirdi. Meclis önünde tören yapıldıktan sonra, Leman Hanım’a sormuşlar:
Cenaze hangi camiye gidecek efendim?
İstanbul'da kılınacak efendim!
Cenaze İstanbul’a gidince yine sormuşlar:
Hangi camiye gidecek?
Ankara'da kılındı efendim? Doğru gömütlüğe gidilir. Yakup Kadri'nin vasiyeti böylece yerine getirilir. Leman Hanım:
Yakup ne istediyse yerine getirdim! dedi, ölüm döşeğinde, Leman Hanım, Yakup Kadri'ye:
Yakup, der, sen ölüyorsun! Gel, birlikte intihar edelim! Ben, ikimize de yetecek ilaç hazırlarım...
Hayır, diye mırıldanır Yakup Kadri, sen yaşamalısın! Benim eserlerime kim sahip çıkacak?
Leman Hanım, kendini Yakup Kadri'ye adamıştır...
Prof. Fehmi Yavuz da ölümünden sonra, dinsel tören yapılmasını istememişti. Arkadaşı Mustafa Coşturoğlu, ona şöyle dedi:
O, artık senin elinde değil; oğlun Davras ile yakınlarının elinde, bizim elimizde...
Fehmi Yavuz, istemediği halde. Datça'da dinsel tören yapılmış! Nurullah Ataç da “Ben dinsizim, öldükten sonra da dirilmeyeceğim!” diye yazdığı halde, anımsıyorum, Hacıbayram’dan cenazesi kaldırıldı! Yağmurlu bir gündü. Kalabalık arasında cenazeyi izleyenlerden Oktay Akbal’ı gördüm. İstanbul Bankası'nın saçakları altında bir süre, Ataç'ın cenazesinin geçişini izledim...
Nâzım Hikmet, 11 Eylül 1961’de Berlin’de yazdığı “Otobiyografi" şiirinde, bir yerde şöyle der:
"... bindim trene uçağa otomobile / çoğunluk binemiyor / operaya gittim / çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış / operanın / çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21 den beri / camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye / ama kahve falına baktırdığım oldu / yazılarım otuz kırk dilde basılır/Türkiye'mde Türkçe'mde yasak...’
Nâzım'a da -Moskova’da olduğundan belki-dinsel tören yapılmadı! Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ‘Ölü' şiirini mırıldanıyorum:
“Hangi mahallede imam yok,/ Ben orada öleceğim.
/ Kimse görmesin ne kadar güzel, / ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.
ölüler namına, azade ve temiz, / meçhul denizlerde balık; / Müslüman değil miyim, hâşâ, Z/Fakat istemiyorum, kalabalık.
Beyaz kefenler giydirmesinler, / Sızlamasın karanlığım havada. / Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım, / Ki bütün azalarım hülyada.
Hiçbir dua yerine getiremez, / Benim kâinatlardan uzaklığımı. / Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar, / Çılgınca seviyorum sıcaklığımı. ’
Turan Dursun. 25.8.1990’da imzalayıp yolladığı “Kulleteyn' adlı ilk yapıtına, “Turan Dursun 'dan Sn. Mustafa Ekmekçi'ye saygı ve sevgilerle" diye yazmış. O zaman yaz dinlencesinde Belek'teydim. Turan Dursun, 4 Eylül 1990’da öldürüldü. “Tabu Can Çekişiyor, Din Bu" yapıtları, o öldükten sonra ardı ardına yayımlandı. “Kur'an Ansiklopedisi” sekiz cildi buldu.
“Din Bu 1"de, Turan Dursun, “ölürsem" başlığı altında şunları yazmış:
“O zaman anlarsın / Ölünce biri / Pazar kışır / İki yüz olur hemen yüzler / hemen / Dersin ‘Neymiş meğer'! / Ben de ölürsem eğer / Ey ‘aydın cemaat'! / Lütfen öldürme beni! / Lütfen!"
Turan Dursun’a isteğine uygun olarak dinsel tören yapılmadı. Türkiye’de yolu Turan Dursun mu açmıştı? Bu açıklıkta, Aziz Nesin, en güzel derslerinden birini daha verdi. Köktendinciliğe karşı savaşı başlatarak öldü. Tüm inançlara saygılı olan Aziz Nesin, inanmayanlara da saygılı olunmasını istiyordu. Üç gün önce, onun için “Aziz Nesin Rüzgârı "nı yazmıştım. Rüzgâr dinmedi. Aptallar bilmiyorlar, Aziz Nesin fırtınası yeni başladı!
9 Temmuz 1995, Cumhuriyet