Bir çevreci olduğu gibi, tutarlı bir eğitimci olan Ahmet Aşıcı, uzun mektubunun adını “Ya Domuz ya Çöl" koymuş. Senirkent’teki yürek paralayıcı olayı izleyenler, yöneticiler, biraz gerçeklere edilebilselerdi, yurdun öbür yöreleri belki kurtarılabilirdi. Bu nedenle, Türkiye ile öbür İslam ülkeleri, çölleşmekten kurtulamayacaklar. Ahmet Aşıcı, şöyle diyor mektubunda:
“Sayın Ekmekçi,
Hz. İbrahim'e kadar tanrılar ve dinler doğaldı, fizikseldi, insanın buyruğundaydı; yeni gereksinimlere göre, yenileri üretilebiliyordu.
Mesleği put, yani tanrı üretmek olan Hz. İbrahim, sonunda ‘yok'tan ürettiği ‘değişmez ve değiştirilemez’ semavi ve tek tanrı kavramı ile fizik tanrıları metafiziğe çevirdi. Oysa, ‘var’ olan insanın tanrısı da ‘var’dı. Tanrı her zaman vardı. Ancak bilim ‘yok’ diyordu. Bilime göre ‘yok’ da bir gerçektir. ’Yok’a ‘var’ demek, ‘yok’u inkâr etmektir. Bu ise, açıkça ateizmdir. Tanrıyı inkâr etmektir. Bu durumda Hz. İbrahim bir anlamda ‘tanrı’yı yok etti. Irkına ‘seçilmiş ırk’ dedi, ırkını tanrılaştırdı. Mısır'da tanıdığı ‘Tanrı Firavun’un yerine memleketi Harran’da ‘Tanrı ırk’ı koydu. Firavun da onu ateşe attı, çünkü kendisine rakipti.
Böylece binlerce yıl önce tanrısal saygınlığı yok edilen fizik doğanın ve bu doğanın bir parçası olan insanın problemleri ‘yok’,a, metafizikle çözülemedi. Çıkan çatışmada var’ doğa, fizik doğa çöktü, çölleşti. Çünkü, doğanın da, insanın da özünü oluşturan değişkenlik ve uyum (adaptasyon), değişmezlik (statükoculuk) ile durdurulmak istenmişti.
Fanatik özlü metafizik, semitik kültürün tutsak ettiği oranda bütün devletler ve uygarlıklar da çöktü, metafizik oldu. Mezopotamya 'daki Orta Asya kökenli Sümer ile Anadolu'daki aynı kökenli Hatti ve Eti Sara uygarlıkları; Yunan, Roma, Pers, Osmanlı vb. bütün Ortadoğu devletleri ve uygarlıkları, ‘güneş kültü’ şeklindeki proyahudilik, Yahudilik, sonra Musevilik, daha sonra Hıristiyanlık, sonunda da Müslümanlık görünümündeki fizik yerküreyi dışlayan, göğe bağımlı yani, salt metafizik, semitik, statükocu emperyalist arabesk felsefenin ‘düşünmeyeceksin, inanacaksın’ zincirine tutsak olup, hepsi ‘var’ dünyadan koptular, ‘yok’a, ateizme teslim oldular, ‘yok’ oldular. Ortadoğu çöktü, çölleşti, dağıldı. Yazdığı 6 ciltlik Roma Tarihi’nin sonunda, Ingiliz tarihçi ‘Gibın’ Roma uygarlığının çöküşünü Hıristiyanlığa bağlar. Osmanlı'dan sonra, şimdi Türkiye Cumhuriyeti'nde de topraklar ve beyinler aynı metafizik kökenli semitik (Yahudilik) emperyalizmin arabesk kültürel, ekonomik, siyasal sarmallarıyla bu dünyadan koparılmakta, çölden gelen felsefelerle, hem moral hem de fizik olarak çölleştirilmekte, ‘yok’a sürüklenmektedir.
Laik kökenli Atatürk Türkiyesi'ni yıkmaya çalışan PKK'nin de, herkesin bildiği bir siyasal partinin de kökleri hep Arap sınırlarındadır, arabesktir. Dine göre, Arap ve Arapça soylu sayıldıklarından bunlar Arap şovenizminin ve emperyalizminin yöredeki, biri silahlı, öteki siyasal boyutunu oluştururlar ve Anadolu üzerine birer arabesk uzantıdırlar. Nitekim her ikisi de hem Arap ve hem de 'Batı emperyalizmi’ tarafından, Türkiye'yi, Türk dilini, Türk ulusçuluğunu yok etmek için desteklenirler.
Ancak, olayın kökü oldukça derindedir. Şöyle ki:
Hz. İbrahim’in çok güzel karısı 'Sara'yı, 'kızkardeşimdir’ diyerek, Firavun'a sunuşu karşılığında, ödül olarak bir yığın erkek koyun ve sığır aldığı, fakat bunları Harran’a getirdiğinde, herkes domuz yediği için, satamadığı, bu nedenle oğlu İsmail’i kesme motifi altında 'kurban söylencesi'ni çıkararak gökten bir erkek koyun, yani ‘koç’ indirdiği, domuzu haram kılarak, kurban ve adak olarak 'koç. keçi, sığır, deve' kesilmesini sağladıktan sonra, elindeki erkek mallan satarak ve de bu ticareti geliştirerek, soyunu sopunu bile zengin ettiği bilinmektedir.
Gene bilindiği gibi, domuzun haram kılınmasıyla 18 kat azalan et kaynağındaki boşluğu, koyundan hızlı üreyen, herşeyi kemirip karnını doyuran, tırmandığı en sarp dağlarda bile bir körpe fidan, bir yeşil çöp barındırmayan keçi doldururken, bu hayvan, çok yıllık bitki örtüsünü yok etmiştir. Böylece halk; dağda, bayırda, ovada ağaçsı bitki tarımını terk etmiş, bolluk yerini kıtlığa bırakmıştır. Ormanlıklar, dağlar, meyvelikler kalkmış, bunlar otlaklara veya sürülerek tarlaya dönüşmüş, böylece her santimetresi 160 yılda oluşan on binlerce yıllık toprak tabakası yağmurla akmış, rüzgârla uçmuş, sellere dönüşen sularla denizlere taşınmış, yeraltı ve yerüstü suları kurumuştur. Akarsu ağızlarının dolmasıyla oluşan bataklık deltalar, limanlan yutmuş, sivrisinek ve sıtma aç toplumlan daha çok çürütmüştür.
Bugün Mezopotamya her yıl metrelerce denize doğru ilerlemekte, Ortadoğu barajları 20 yılda dolmakta, ırmaklar, topraktan kızarıp kararmakta, bağları kalkan, yamaçları kayalıklaşan dağlardan kopan seller, çığlar, yüzlerce insanı sürüklemektedir. (Senirkent'i bir düşünün!) Sadece Türkiye 'de gezen 50 milyon keçi, 50 milyon fidan baltası demektir. NASA, on yıl önce, 'Türkiye 55 yıl sonra, tamamen çöldür’ saptamasını yapmıştır.
Gerçek bazen acıdır, kimse söylemeyi de göze alamaz. Salt cennet peşinde koşan, laik olamayan, Atatürk karşıtı, ‘düşünmeyeceksin, inanacaksın' diyen felsefenin tutsağı, metafiziği, fiziğe egemen kılmak isteyen kolaycı, fanatik insan türünün geleceği yanında, dünyadaki bütün canlıların ve bitkilerin de geleceğini yok ediyor...
Türk ulusu, ülkesi iyice çölleşmeden, 'ya domuz ya çöl' diyerek, kafasına vurulan arabesk zinciri de kırmak zorunda sanıyorum. Yanılıyor muyum, dostum Ekmekçi? Saygılar..."
1 Ağustos 1995, Cumhuriyet