TOBB Başkanı Yalım Erez, ‘‘Doğu Sorunu" ile ilgili “Özel Araştırma Raporu "ndan sonra, “Anadolu Alevileri" ile “Doğu Karadeniz" üzerine de bir rapor hazırlatacaklarını söyledi.
Turizm Bakanı İrfan Gürpınar'ın yerli-yabancı gazetecilere düzenlediği “Karadeniz-Yeşil Tur" gezisi, o yöreleri yakından gözlememe yaradı. Cumhuriyet'ten Yusuf Özkan’la birlikte izliyorduk geziyi. Karadeniz'in doğasının güzelliğini gözlerken, insanlarını da yakından tanımaya çalışıyorduk. Bilmiyorum, bir bakıma yazacaklarımız, bir açıdan “Karadeniz Raporu" sayılabilir mi?
Eski Artvin Senatörü Recai Kocaman’ın anlattıkları ilginçti. Anlattıklarını, gözleyerek sezinlemek olanaksızdı. Salı günü çıkan "Karadeniz Kadınlarına Övgü" başlıklı "Ankara Notları”nda “Karadeniz'de ataerkil değil, anaerkil bir yapı egemen..." demiştim. Recai Kocaman, bunun nedenlerini daha geniş biçimde anlattı. İki yanlışımı da düzeltti. Perşembe günü çıkan “Ankara Notları”nda “Lazca, Megelce’nin bozuk bir lehçesidir" tümcesinde geçen “Megelce”, “Megrelce", İskenderun'da karşılaştığı Rus mühendisin adı da “Giri" değil, “Givi" olacaktı. Kocaman, şöyle dedi:
Bir de baba memleketim Arhavi'yi, Lazca bilenler arasında yazmamışsın, bunu düzeltirsen sevinirim!
Recai Kocaman, Doğu Karadeniz insanını anlatırken, şöyle dedi:
“Dıştan bakınca, erkek kahvede oturuyor, kadın tarlada, bahçede çalışıyor görünüyor. Burada kadınlar aleyhine, erkeklerin de -sözde- lehine gözlem yapılır. Onun kökeninde şu yatar: En Doğu Karadeniz'de, fındık, çay yokken, -toprak hiç geçindirici değil- zorunlu olarak erkekler, Rusya'ya ya da Türkiye'nin bazı yerlerine inşaata ya da tütün tarımına çalışmaya giderlerdi. Ev, evin kadınına teslimdi. Bir tür ‘anaerkil’ oluşunun nedeni odur. Ev, kadına teslim. Müthiş namuslu, ‘Osmanlı’ o kadınlar., doğal ki erkek çalışmada olduğu için, -para kazanacak, getirecek- evin yönetimi tümüyle kadındadır. Ve bakınca da kadın evde, ‘Alı kıran, başkesen’ gibi görünür. Sonra, kocası, üç ay, altı ay, dokuz ay ne kadarsa, çalışma süresi sonunda, gurbetten cebinde de bir miktar para olarak -arada bir gönderir harçlık- döndüğü zaman, ona bir lütuf olsun, ‘gurbetten geldi, yorgundur' diye, -valizini bile karısı sırtlayıp- götürürdü mahalleye. Arabalar filan yok. Yani, kadının yük taşımasının temelinde, erkeğin dışarıda. gurbette, çok ağır işlerde çalışmış olması yatar. Yoksa, kadına saygısızlıktan değil. Erkek daha çok yoruluyordu. Evin, tarla, bahçe, değirmene mısır götürüp öğütme vb. gibi taşıma işlerini erkek değil, kadın yapardı. Çünkü erkek, gurbetten çok yorgun gelmiştir; kahvede, şurada burada dinlenir. Bu, eski zamanın geleneğidir. Şimdilerdeyse, çay çıktıktan sonra, özellikle kadınlardan daha çok erkek ve çocuk çalışır. Şimdi, ortaktır çalışma. Yük mük taşıma, çayı da sepetlerde taşıma ortaktır. O, eski gelenekti, şimdi yavaş yavaş terkedilmiştir.
Bir de, Karadeniz'de toprağın geçindirici olmaması yüzünden, çok fazla gurbete gitmeler ya da başka yerlere göçmelerin çok tatlı bir öyküsü vardır, sana onu da söyleyeyim:
Eski dönemde, bir kaptana sormuşlar:
Rize'nin nüfusu kaçtır? diye.
Kaptan, şöyle kaba bir hesap yapmış -hesap makinesi filan yok elinde tabii-karşılık vermiş:
450-500 milyon var!
Yahu, deli misin kaptan? demişler, Türkiye'nin -o zaman-toplam nüfusu 20 milyon! Rize küçücük bir il. Nasıl 450-500 milyon olur?
Vallahi, demiş kaptan, ben Türkiye'nin genel nüfusunu, Rize'nin oradaki payını bilmem. Ben 40 yıldır, Karadeniz'de kaptan olarak çalışıyorum. Her vapura 500 Rizeli alır, götürürüm, bitiremedim! Haftada bir gelirim. Bitiremedim!
Bu bizim en Doğu Karadeniz uşağının gurbete gidip de, gurbette para kazanıp dönmesini ya da göçü anlatan güze! bir espridir. Şimdiyse, çay çıktıktan sonra, çok azaldı, yavaşladı bu..."
Biz, Şavşat'a da gittik, ‘’Karagöl"e değin uzandık.
Şavşat'ta, biraz Gürcü olmayan Türk var, biraz da Gürcü kökenli Türk var.
Sizin anlattıklarınızı ben gazetelerde filan okumadım!
Bilmezler ki! Bizde, bir ayrılık, gayrılık yok. Kız alıp vermede herhangi bir tereddüt yok. (Köken ayrımı gözetilmez!)
Kadınlar arasında okur-yazar oranı?
Kadın, erkek hiç fark yoktur, yüzde 95 ’in üstünde...
Ben, Nataşalar'ın sosyal yönden yararlarını da yazdım!
“Ç” bölgesinde hızlı oğlancılık vardı; tatmin olmayanların, dışarıda, ötede beride bulmacasına. Nataşalar çıkalı bu kalktı. Söylemezler, ama vardı! Anlatabildim mi? Artık bir problem olmaktan çıktı. O hizmeti de var, bu dediğim yararı da var!
Karadeniz'de hiç dilenci görmedim!
Bizde dilencilik korkunç ayıptır; dilenci görürsen, o dışarıdan gelmedir; dilenmek ne demek?
★★★
Sosyal demokrat Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis'in buyruğuyla, SSK Yönetim Kurulu kararı ile SSK Etlik Doğumevi Başsağını (Başhekimi) Bilal Sert görevinden alındı! Yönetim kumlu üyeleri şu kişilerden oluşuyordu: Kemal Kılıçdaroğlu (Bşk.), Kubilay Atasayar, Etem Ezgü, Enver Toçoğlu, Halil Tunç, Yücel Artantaş, Yusuf Hatay Önen Yönetim kurulu üyelerinin ne oy kullandıklarını bilmiyorum. Bilal Sert’e, toplantıdan önce bildirildi başsağınlıktan alındığı. Günlerce, aylarca Etlik Doğumevi’nde kimi sağınlar (hekimler), kimi bacılar (hemşireler) cadı kazanı kaynattılar, “Bu adam gitsin!" diye. Birkaç satır yazdım diye gece yanlarına dek telefonlarım kilitlendi. Bilal Sert dün eşyalarını topladı, gitti. “Muayeneci" sağınların yürekleri yağ mı bağladı, ne bileyim!..
13 Ağustos 1995, Cumhuriyet