Karadenizlinin Düş Kırıklığı!

Eski Artvin Senatörü Recai Kocaman anlattı, yaşanmış bir olayı, şöyle:
“Bir belediye başkanı vardı, Ekrem Orhon diye, bildin mı? Karayolları Bölge Müdürlüğü var, yapılan her yolda alınteri var, ilginç bir insandı. 27 Mayıs 1960 ihtilali olmuş, bizim Fehmi Abi (Alpaslan) Artvin temsilcisi olarak Kurucu Meclis 'te. Ben de o zaman, genç bir CHP'li savunmanım. Ankara'ya gelmişim, bir iş için.
Fehmi Alpaslan, ben, yeni belediye başkanı rahmetli Ekrem Abi. Sami Küçük’le birlikte, iki tane Milli Birlikçi, bir de general, Bulvar Palas ‘ta yemek yiyoruz.
Fehmi Alpaslan dedi ki:
Yahu, şu bizim Doğu Karadeniz'den, her meslekte yüksek mevkilere gelmiş, başarılı insanlar çıkar, asker pek yoktur!
Fehmi Abi, böyle deyince, masada soğuk bir hava esti; iki Milli Birlikçi ile general, biraz sindiler; Ekrem Abı (Orhon) oturduğu yerden:
Hah hah haaa, dedi, ha, bizim Doğu Karadenizli, kırk yıl bekleyecek de olacak general! Biz akşam onbaşı yatmak, sabah general kalkmak isteriz! (Kahkahalar) Soğuk hava dağıldı..." Recai Kocaman'a:
Hava Kuvvetlen Komutanı Orgeneral Halis Burhan Karadeniz fıkralarını çok bildiğini söylüyor: “Hıncal Uluç bilmediğim bir fıkra yazsın, telefon açıp tebrik edeceğim!" dedi bir kokteylde, deyince, Kocaman sordu:
Bizden midir?
★★★
Recai Kocaman, taşlama ustası Hasan Çelebi den dinlediği iki öyküyü de anlattı: Hasan Çelebi, Borçka’nın “Düz" koyündendir. Kışın oralar kar altında kalır. Yaşlı bir koylu, dışarıda kar fırtınası eserken, oturdukları odacıkta, soğukta neredeyse donmaktadır. Çocuklara seslenir:
Çocuklar, açın şu pencereyi de soğuk çıksın. Hapsoldu soğuk!
Doğu Karadenizli kadınların çay yaprağı taşıdığı sepetler, fındık çubuğundan yapılırmış. Bir yaşlı adam, bir yandan fındık çubuğundan sepet örüyor, bir yandan da düş kuruyormuş. Kendi kendine mırıldanırmış:
Bu sepetlen satsam Borçka pazarında; bir dolu sepet satsam… Sonra İstanbul'a gitsem, orada da satsam sepetleri; zengin olsam. Altınlar biriktirsem. Sonra haber salsam Borçka’ya:
Mehmet Ağa’nın atını satın alın, Hopa'ya getirin. Köye o atla geleceğim. Mehmet Ağa, çok para istiyor, ama istesin. Ne isterse verilsin. Para çok, sepetler satıldı.
At satın alınmış, Hopa ’ya getirilmiş.
Ben ata binip köye gelsem, evin önünde attan insem, getirdiğim armağanları bir bir dağıtsam..."
O böyle mırıldanırken, onu bir köşede izleyen oğlu seslenmiş:
Baba, sen hediyelerini dağıtırken, ben de ata binip köyde şöyle bir dolaşayım mı?
Haydi oradan! diye şaplağı yapıştırır babası, yorgun ata binilir mi?

Doğu Karadeniz’de eski Hopa CHP İlçe Başkanı Gültekin Teksoy'un başına gelenleri anlattılar CHP’li, 12 Eylül'den önce:
Sarp kapısı açılsın, kurtuluşumuz ondadır! demiş. Ardından 12 Eylül gelince, adamın anasını ağlatmışlar
Ne demek ulan? “Sarp kapısı açılsın, kurtuluşumuz ondadır!” Ha, ne demek?
Sonradan Sarp kapısı açılır, ama Gültekin, yediği dayaklar, gördüğü işkencelerle kalır!
Turizm Bakanı İrfan Gürpınar ın düzenlediği “KaradenizYeşil Tur”unda dolaşırken, CHP’lilerin bu yaklaşan kurultayda ne yapacaklarını merak ediyorum.
Bizde, gelen karinin altına yatayi... Karinin altina yatilır mi? Hikmet de yatayi mi, yatmayi mi anlayamadık
Sezdiğim, Karadeniz'de rüzgâr “Deniz”den esmekte. Kongrelerde, eski SHP'lilerle. Deniz Baykal’ın CHP'lileri kıran kırana kapışıyorlar. Pazar günü yapılan Rize kongresini “Denizci" Turgut Karafazlı kazandı. Baykal’ın istediği böyle bir durum muydu ne? Yüzde 3'lere düşen gücünü, SHP'liler aracılığıyla, yükseltir görünüp, postu kapmak!
Bülent Bey, bu arada saçlarıyla birlikte düşlerini de boyamakta. Gelecek bir iktidarın ortaklığına hazırlanmakta! Biz bu filmi 20 yıl önce gördük.
Yazık bu insanlara! diyen yok.
★★★
Sosyal demokrat Çalışma Bakanı Ziya Halis in görevinden aldığı Etlik Sağınevi Başsağını Bilal Sert, cumartesi günü, sayrıevinde eşyalarını toplayacağı sırada, sayrıevine gittim Yakından gördüm. Her yer pırıl pırıl, tertemizdi. Sayrıevleri genellikle temiz değildir. Burası öyle değildi. Bilal Sert, bana sayrıevini gezdirdi. En üst katta, onun bölümü, kanserli sayrılar vardı. Yakından gördüm. Kimi sağınlar, bana telefonlar ederek şöyle demişlerdi:
Mustafa Bey, bizim Başhekim Uğur Mumcu ya düşmandır! (Uğur Mumcu arkadaşım ya, beni böyle etkileyecekler.)
Oysa, odasında, koltuğunun arkasında Uğur Mumcu'nun fotoğrafı vardı. Demek, dedikoducular yalan söylüyorlardı! Sayrıevinin girişinde, Nezih Danyal'ın sağlıkla ilgili karikatürleri sıralanmıştı. Böyle bir şeyi, başka yerde görmedim. Sayrıevinde çok kalmadım, Bilal Sert’e yaşamının bundan sonraki bölümünde başarılar dileyip ayrıldım! (Bilal Sert'in Karadeniz uşağı olduğunu yazmış mıydım?..)