7 eylül perşembe günkü “Ankara Notları”nda, “Denktaş'ın Açıklaması"nı yayımladım. Yazıda adı geçen bir kişinin açıklama hakkı olduğu ilkesini, bir basın ahlakı içinde, benimsediğim için, sözler ne denli ağır olursa olsun, gocunmadım. Hatta, keyiflendim. “Yazdıklarımız doğru olmalı ki Rauf Bey çok kızmış "diye düşündüm. Fransızlar:
Kızıyorsunuz, öyleyse haksızsınız! derler
Rauf Bey'i bu denli küplere bindiren olay. Kıbrıslı bir yurttaşının, kendince eleştirileridir. Rauf Bey, Kıbrıs’ta yaşayan Türklerin kimini dost kimini düşman sayamaz, buna hakkı da yok haddi de değil. Herkes Rauf Bey'in dümen suyuna gitmek, ona eyvallah etmek zorunda da değildir. Okur, 27 ağustosta yayımlanan mektubunda, 1974 yağmasını anlatıyordu, şöyle diyordu:
“Ekmekçi Kardeş, 1974 sonrasında neler başardığımızı kısaca yazayım: İlk günlerde bocaladık, arkasından ganimet furyası. Önce evler, arabalar, buzdolabı, TV, gazocağı, koltuk takımları vb. Arkasından tarla, bahçe.. ‘Eşdeğer' dediler, ‘tahsis' dediler, ‘tasarruf’ dediler, ‘rüşvet' dediler, işgal mafyası kurdular Rum'un malını bir güzel paylaştılar. O kadar yediler ki Güney göçmeninin malını yutmakta zorlanmadılar..."
Rauf Bey, bunlara değinmiyor, “Doğrudur", “Yanlıştır" da demiyor:
Hayır, Kıbrıs'ta yağma yoktur, kimin malı yağmalanmışsa gelsin! diyemiyor.
Bu denmediği sürece, hangi gerçeği saklayabilirsiniz? “Biz Kıbrıs davasının bir Türklük davası olduğuna inanıyoruz" diyor. Okur, böyle laflardan bıkmış da. “Yeter artık be!’ diyor. Rauf Bey, din sömürüsünden, Şeyh Nâzım'dan neden söz etmiyor? Yangın söndürme olayı da yok!
Sözün başına geleyim Rauf Bey'in açıklamasını alır almaz yayımladım. Rauf Bey ne yapmış? Basın ahlakına uymayan bir şey yapmış kanımca: Bana yolladığı açıklamayı. Kıbrıs'taki -kendisine yakın bildiği- gazetelere dağıttırmış. (Gazeteciliği, basın ahlakını sanıyorum bilir, kendi gazetesi de var.) 6 eylülde çıkan kimi gazetelerde başlıklar şöyle:
“Denktaş, ‘Dava tehlikeli virajda'” dedi. “Beni kan ve barut kokusuna susamış canavar olarak takdim edenler, Rumların eline en güzel silahı verdiler. Rumlar bunu Kuzey Kıbrıs ve TC aleyhine kullanacaklar... "(Vatan)
“Tehlikeli virajdayım "(Halkın Sesi)
“Kıbrıs ", “Birlik" gazeteleri de benzer başlıklar atmışlardı. Bir gazete: “Denktaş, Ekmekçi'ye fırça çekti!" diye başlık attı.
12 Eylül'de, Ankara Sıkıyönetim Komutanı olan Korgeneral Nihat Özer’in bir davranışını anımsadım. Bir yazıma açıklama yollamak ister. Komutanın yardımcıları:
Efendim, radyoya verelim, tüm basına verelim açıklamayı, derler. Nihat Özer:
Hayır! der. Ekmekçi’nin kendisine göndereceğim, o yayımlar, öbür basına, radyoya vermek ayıp olur!
Rauf Bey, Sıkıyönetim Komutanı denli incelik gösterememiş. Yazık!
“Rumlar da Rumlar!" diyerek 20 yıldır iktidarda kalmışsa bir kişi, bu düşündürücü...
Yazar İbrahim Çamlı’nın “Dünya-Amerika-Türkiye" adlı kitabını okuyorum İbrahim Çamlı'nın orada, Kıbrıs'la ilgili ilginç gözlemleri var. 1950'li yıllarda, Kıbrıs Rumları İngilizlere karşı bağımsızlık savaşı verirlerken, Türk cemaatı, bu savaşta seyirci kalmıştır. Eee, Denktaş o sırada İngiliz yönetiminde savcı mıydı neydi? İbrahim Çamlı, şöyle diyor yapıtında:
“Türk cemaati liderlerinin, Kıbrıs statüsü meydana geldikten sonra da yapıcı bir zihniyet içinde olmadıklarına dair bir itham vardır. Rauf Denktaş'ı hedef tutan bu ithamı, Devrim Hükümeti’nin (27 Mayıs Devrimi) Kıbrıs Büyükelçisi Emin Dirvana Milliyet te yazdığı bir yazısında yapmıştır. Dirvana, Denktaş'ın tutumunu şöyle anlatmaktadır:
"... Kıbrıs'ta diğer bir görevim de, Türk cemaatinin ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasına yardım etmekti. Cemaat Meclisi Başkanı sıfatiyle, Denktaş'ın başlıca sorumluluğu da bu konularda idi. Çünkü, bu kalkınmanın bütün mekanizması, yani okullar, sportif, sosyal ve kültürel dernekler. Kıbrıs'ta çok şümullü olan kooperatif teşkilatı, evkaf malları ve İngilizlerden tazminat olarak alınan 1.5 milyon sterlinlik evkaf parası ve her sene Türkiye'den yapılmakta olan önemli malı ve aynı yardım, bütün bu imkânlar, merkezi hükümetteki Rum çoğunluğunun her türlü müdahalesinden tamamen azade bir şekilde çalışmak yetkisine sahip olan Cemaat Meclisi’nin uhdesinde ve Denktaş da bunun değişmez başkanı idi. Denktaş'ı ve etrafına kendi topladığı arkadaşlarını, bütün enerji ve çabalarını, büyükelçilik kadrosuna binbir müşkülatla temin edebildiğim maliye, kültür, ticaret ve zirai kredi müşavir ve ataşelerinin ve zaman zaman Türkiye'den celbedilen diğer uzmanların desteği ile bu istikamette toplamaya aylarca nafile yere uğraştım. Ama onun aklı fikri bu işlerde değil, lüzumlu lüzumsuz mütemadiyen Rumlarla didişmekte idi.”
Emin Dirvana, emekli kurmay albaydı. 27 Mayıs Devrimi yöneticileri, onu Kıbrıs’a büyükelçi olarak atadı. Dirvana, orada üç yıl görev yaptı. Dirvanalar, 'Kıbnslılar' adlı bir ailenin çocuklarıydı. Emin Dirvana'nın Rauf Bey’ le ilgili kanısı üzerine, yazar İbrahim Çamlı şunları yazıyor:
‘Yetkili bir kimse tarafından gelen bu sözlerin önemi büyüktür. Zira bu sözler, Türk liderlerinin temel meseleyi teşkil eden kalkınma davasıyla ilgilenmediklerini ve lehlerinde olan bir düzen içinde bile, yapıcı bir zihniyetle çalışmadıklarını göstermektedir. Kıbrıs Türk cemaati liderlerinin sorumluluk konusunun bir gün tam olarak aydınlanacağına şüphe yoktur. Bu yazı çerçevesi içinde söylenecek tek şey, bu durumun da dünya kamuoyunda lehimize bir not ilave etmediğidir" (25 Eylül 1964 "Yön "den).
Rauf Bey, otuz yıl önce de böyleymiş. Hiç değişmemiş. O zaman da Rumlarla bozmuş!
14 Eylül 1995, Cumhuriyet