Karşılamalar....

Avrupa Pedagoglar Akademisi İkinci Başkanı Dr. Mustafa Barış, mektubunun bir yerinde şöyle diyor:
“Aziz Nesin'in son gelişinde, kısa söyleşimizde şöyle demiştim:
Benim gönlüm Mustafa Ekmekçi’de, iletişim sağlayamıyorum. Sevgin gülüşüyle şöyle demişti:
Beni al kaçır, serbest bırakılmam için de iki rehine iste. Mustafa Ekmekçi’yi ve Hülya Avşar'ı. İkisi de gelirler. Biri konser verir, öteki de verir veriştirir, dördümüz biraz daha meşhur oluruz. Sen tutuklu, biz özgür. Seviyorsan, sevgini kanıtla.
Ustanın öleceğim nereden bilebilirdim? Tanrı ile söyleşisi bol olsun."
Eğitimci Mustafa Barış, sayrıydı. Büyük bir çabayla, yendi. Derdi günü, benim yüreğim. Şöyle diyor:
“Üçüncü kez ses tellerimi düzelten Çinli doktorum şunu söyledi: Kalp krizi geçirirken bile ölümü düşünme. Beyinde ölüm düşünen gen üretme'. Ben üçüncüyü denedim. Siz de öyle yapın."
Mustafa Barış, Almanya'da oturur, ama tüm dünyayı dolaşır. Sözü yine sağlığıma getiriyor, dengine getirip.
“Nihayet, siz nasılsınız? Yüreğiniz ne âlemde? Çeşitli ülkelerden aramışım. Talihsizlik iletişim sağlanamadı. Ya evde yoktunuz ya da Ankara dışındaydınız. Son haberinizi rahmetli Aziz Nesin. Stuttgart'ta söylemişti, şöyle:
O ve ben ölmeyiz, biz yedi canlı da değiliz, 70 canlı, merak etme!
Muhsin Kemal Özcan, Sinap Çakar, İsmail Ova, Basri Kütük, Nuray Bozkurt, Mustafa Armut saygı ile selam gönderiyorlar."
Mustafa Banş'ın mektuplarından daha önceleri de söz etmiştim. Avrupa'da yaşayan bir Türk aydınını -elim değerse- yine mektuplarıyla tanıtmak isterim.
***
Yarın 20 eylül, Ruhi Su’nun ölümünün 10. Yılı. 23 eylül cumartesi günü Ankara’da Selim Sırrı Tarcan Spor Salonu'nda, saat 19. 00'da Ruhi Su için toplantı yapılıyor. Sıdıka Su, onur konuğu olarak katılıyor. İlhan Selçuk konuşacak. Etkinliğe katılacaklar şöyle. Sadık Gürbüz, Suavi, Ufuk Karakoç, Rüştü Asyalı, Hüseyin Başaran, Özgür Gürencan, İhsan Benier, Ruhi Su Dostlar Korosu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Şubesi Semah Ekibi.
Bu yıl Ruhi Su toplantısını Atatürkçü Düşünce Derneği Kültür Sanat kolu düzenliyor. Ayrıntılarla ilgili olarak Kol Başkanı Yaseri Şahbudak'tan bilgi alınabilir. (Telefonu: 419 24 26).
Hem Avrupa'da, hem Türkiye'de yayımlanan “Yazın'' dergisi 67. Eylül sayısını Ruhi Su’ya ayırdı. Ne iyi etti, sağ olsun emek verenler. Türkiye'de “Yazın "ı bulmak isteyenler, bulamamışlarsa. İstanbul'da “Yeni Dünya Plak ve Yayınları”ndan isteyebilirler. Yazı İşleri Müdürü Mehmet Emin Sert, adres: Başmuhasıp Sk. Tan Apt. 10/6 Cağaloğlu. İstanbul, telefon: (212) 522 37 56”. Bu sayısında Server Tanilli, Fakir Baykurt, Suna Araş, Turan Feyizoğlu, Engin Erkiner, H. I. Özcan, Necmi Sönmez, Aziz Nesin, Sümeyra, Zihni Anadol, Müştak Erenus’un da yazıları var. Derginin ederi 40 bin TL. Okurlara öneririm.
On yıl önce, Orhan Apaydın’la, Ruhi Su'nun Zincirlikuyu’daki cenaze töreninden çıkıyorduk. Bir yurttaş yaklaşıp Orhan Apaydın'a sormuş:
Abi, büyük bir polis şefi mi öldü?
Yoo, Ruhi Su öldü!
Ne kadar çok polis var! Ben öyle sandım da.
12 Eylül, pasaport vermediği Ruhi Su'nun ölüsünden de korkmuştu. Ruhi Su, ölümünden önce bir okura şöyle demiş:
Çok kimse Ekmekçi'yi sevmez ama, O'nun tadı başkadır!
İstanbul'da ölümünden önce, son olarak Vedat Türkali'yle birlikte evine gitmiştik. Telefon edip gittiğimiz için olmalı, giyinip kuşanmıştı sanki. Koca ustanın durumuna çok üzülmüştüm. Ameliyat da olmuştu, sesi incelmiş, yüzü solmuştu.
Ardından Orhan Apaydın'ı yitirdik. Geçen hafta, Orhan Apaydının eşi Gürsel Apaydın da gitti. Bristol Amerikan sayrıevinde, iki kalp kapakçığı birden değiştirildi, yüreği durdu, öldü. Ölümüne değin, sürekli, Nadir Nadi'nin eski yazmanı Serap Bıçakçıgil'le, Gürsel Apaydın’ın sağlık durumundan konuşurduk. Serap Hanım, İlhan Selçuk'a da, bana da bilgi verirdi. Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk da Gürsel Apaydın'ın durumu ile ilgileniyordu. O, Orhan Apaydın'a, “Orhan Ağabey "diyordu. Orhan Apaydın, Cindoruk'tan üç-dört yaş büyüktü.
Gürsel Apaydın'ın ölüm ilanları, Cumhuriyet'in Muhasebe Müdürü Bülent Yener’in babası, emekli yazın öğretmeni Cemil Yener’in ilanları ile birlikte çıktı. Burhan Apaydın'a da arkadaşımız Bülent Yener'e de başsağlığı diledim. Sözü kimin söylediğini unuttum, şöyleydi söz:
Babasını yitiren bir çocuğun acısını hiçbir yazar anlatamaz!
Çok doğru. Doğruluğunu nereden mi biliyorum? Anamdan, babamdan!
Bu, “Ankara Notları"nın başlığını “Karşılamalar... “koydum. Ölenleri, bir bir karşıladım. Ölümsüzlüğe ulaşanlar, uğurlanmaz, karşılanır. Oral Sander'i nereye uğurluyorsunuz? Aranızda değil mi?
Geçirdikleri trafik kazasında ölen Nilgün Kışlalı’yı karşıladım. Yüreği kıpır kıpır insan sevgisiyle dolu Nilgün'ü karşılarken şaşırmışsam bu hazırlıksız oluşumdandı. Beklemediğimiz olaylar karşısında şaşırırız. ''Olamaz" deriz. Ankara dışındaydım. Cenaze törenine eşim Aldoğan gitti. Aldoğan, Kışlalılar'ın yakın akrabasıydı da. Sayrıevinde Ahmet’e ulaşamadım. Haberleri telefonla, Mehmet Açıktan dan öğrendim. Açıktan:
Sakın Ankara'ya gelme, kal oralarda. Geleceksen, uç gel diyordu.
Ahmet Taner Kışlalı, Nilgün için güzel karşılamalar yazdı. Aldoğan Nilgün'ün Türk uyruğuna geçişinde tanıklık etmişti. Nilgün Kışlalı, belediyede danışman olarak çalışırken Suudi Arabistanlı mı ne bir belediye başkanı gelmişti. Nilgün Hanım, ısrarla benim de katılmamı istemişti. Domuzluğum tutmuştu:
Ben gelmem, dedim, orada içki içilmez!
Siz gelin, olacak dedi. Dediğini yapmıştı...
Hoş geldin ölümsüzlüğe Nilgün Kışlalı!