Bir Açıklama, Bir konuşma

28 kasım salı günkü Cumhuriyet te çıkan “Kimse Kimseyi Kullanmamalı..." başlıklı “Ankara Notları"nda adı geçen Kemal Burkay'dan bir açıklama geldi. O yazıyı kaçırmış olanlar, okuma olanağı bulurlarsa açıklama ile ilgili daha doğru bir yargıya varabilirler.
Kemal Burkay, açıklamayı faksla İsveç'ten yollamış olmalı. Kendisi İsveç'te “Kürdistan Sosyalist Partisi”nin önderi, 1937 doğumlu, Tunceli'de doğmuş. Akçadağ Köy Enstitüsü'nde okumuş. Hukuk Fakültesi'ni bitirmiş.
Kemal Burkay'ın 6 Aralık 1995 günlü açıklaması şöyle:
“Sayın Muştala Ekmekçi,
28 kasım tarihli Cumhuriyet’te çıkan makalenizde TİP'in 4. Genel Kurulu’ndan söz ediyorsunuz. Anlattıklarınızla ilgili olarak birkaç noktaya değinmek isterim.
Size ve kaynak aldığınız kişilere göre bu kongrede Kürtler ve Emek Grubu karşılıklı olarak birbirlerini kullanmak istemişler.
Sizin de belirttiğiniz gibi, bu kongrede vardım. Bir de konuşma yaptım; olan biteni iyi hatırlıyorum Biz Kürt sosyalistleri (bazılarının hoşuna gitmese bile kendimizi hep böyle adlandırdık ve şimdi de böyle adlandırıyoruz), başkalarının hesabını bilmeyiz ama, kendi payımıza bu kongrede ne 'Emek Grubu’nu ne de başkasını kullanmayı düşünmedik. Böyle bir yoruma üzüldüm. Biz, belki size şaşırtıcı gelecek ama, o kongrede ve kongre öncesi, parti içindeki gruplaşmalara, ayrı baş çekmelere karşıydık. TİP'in birliği konusunda çok hassastık, sorunların tartışmalar yoluyla sonuçlandırılması ve çoğunluk kararına herkesin saygılı davranması yanlışıydık. Ne yazık ki böyle olmadı. Bizim kongrede beyaz oy kullanmamızın nedeni de buydu. Yönetime tek başımıza talip değildik ve TİP’in açık bir bölünmeye gittiği koşullarda herhangi bir gruba taraf olmak da istemedik.
Kürt sorunuyla ilgili olarak alınan karar doğruydu ve TİP için bir onurdu. Ancak açık ki bu kararı TİP içindeki Kürt sosyalistleri tek başlarına almadılar. Bu konuda iki tasarı sunuldu. Bir tanesini ben kaleme almıştım. Bu, ülkedeki yasal durumu göz önüne alan ılımlı bir formülasyondu. Bir başka grup Kürt arkadaş tarafından verilen bir öneri daha vardı ki dil bakımından daha sert, dobra ve yıldırımları çekecek türdendi. Kongre kararlar komisyonu bu ikisini kaynaştırarak, bazı ekleme ve çıkarmalarla kongreye sunulan tasarıyı oluşturdu ve o karar haline geldi.
Anayasa Mahkemesi bu kararı gerekçe göstererek TİP'i kapattı. Ama bu karar olmasa TİP kapatılmayacak mıydı? TÖS'ün, hatta Kadirli Kültür Derneği’nin bile komünist örgüt sayılıp kapatıldığı bir ortamda. TİP'in kapatılmayacağını düşünmek saflık olur. Nitekim TİP sıkıyönetim mahkemesinde 141’e aykırı bulunarak, yani komünist örgüt sayılarak yöneticileri cezalandırıldı ve ben de onlar arasındaydım.
İkincisi, Kürt sorunuyla ilgili karar, yazınızda ileri sürülenin aksine, 4. Kongre’nin aldığı tek karar değildi. O, sosyalizmin ve ülkenin çeşitli sorunlarıyla ilgili olarak alınan çok sayıdaki karardan yalnızca biriydi.
Yazınızın başlığı ‘Kimse Kimseyi Kullanmamalı’, elbette; öyle olmalı. Ama bunu, üstü kapalı, 'Barış, Emek, Özgürlük' blokuna atıfta bulunurken yapıyorsunuz. Oysa bu blok sevindiricidir. İlk kez, her iki halkın ilerici ve sosyalistlerinin; emek, barış ve demokrasi güçlerinin böylesine bir yakınlaşması söz konusu. Ülkenin buna ihtiyacı var. Endişe etmek için bir neden var mı? Hem, bu bir ittifaktır. İlkeli ittifaklarda kimsenin kimseyi kullanması söz konusu olmaz. Kendilerine güvenenler bundan korkmamalı.
En iyi dileklerimle..."
Kemal Burkay'ın açıklaması, beni şaşırttı; ne yazmıştım ki? Tümünü de doğruluyor “Kürt sosyalisti" olduğunda direniyor. “Kürtler geçince, hep “biz" diye konuşuyor. Onun bir Kürt milliyetçisi, sosyalist olduğu biliniyor. Bu genel kurulda da sözcü durumundaydı. Sosyalist bir partide ne demek “Kürt sosyalistleri". “Çerkeş sosyalistleri?" Burkay, ozan yapılıdır; duygulu bir kişidir, eşinden de ayrılmış; Türkiye'de karanlık dönemlerde sıkıyönetimden salıverilince Yalçın Cerit'lerle birlikte, Arap ülkeleri üzerinden Avrupa'ya sığınmış; iyi etmiş. Bunca yıl çiğnemiş bu yolları; kendi kendine hesaplaşma dönemi gelmiş olmalı, ne bileyim? Ben de kendisine en iyi dileklerimi sunuyorum.
Geçen perşembe bir de cuma akşamı “Kanal D" ile “atv'de, “Kürt sorunu" tartışıldı. Arkadaşım Toktamış Ateş’in üzüntülerine katıldım. Nurcan Akat'ın izlencesinde. CHP Şırnak adayı Şerafettin Elçi’nin konuşmasını ilgiyle dinledim. Şerafettin Elçi, 12 Eylül'den sonra Anayasa Mahkemesi’nde “Yüce Divan”da yargılandı, hüküm giydi. Ayrıca, sıkıyönetim mahkemesinde, bakanlığı sırasında “Ben Kürdüm" dediği için, 2 yıl dört ay ceza aldı. Anayasa Mahkemesi kararı ile birlikte toplam 30 ay cezaevinde yattı. Şerafettin Elçi, bu konuda şöyle der:
Anayasa Mahkemesi’nden beraat kararı çıkacaktı. Karardan önce, Bülent Ulusu, Anayasa Mahkemesi’ne ziyarete geldi ve ben mahkûm oldum. Karar hiç de adaletli değildi!
Şerafettin Elçi, bunu Tempo dergisinde açıkladı. Şerafettin Elçi, Şırnak'ta kazanabilir. Buna sevinirim.
Ali Kırca’nın cuma gecesi yapılan “Siyaset Meydanı" Diyarbakır'da sabah 06.00'ya dek sürdü. Tam bir curcunaydı. Toplantının en ilginç konuşmasını Mehmet Ali Kılıçbay yaptı. “Kürt kimliği" savlarına değinerek, bunları eleştiren Kılıçbay, özetle şöyle dedi;
Benim kimliğim cebimde. Bu kimlikten başka kimlik aramam yanlış olur. “Kürt kimliği" diyenler, bireycilikten kurtulamıyorlar. Bireycilikten kurtulup, bireyselleşmek gerekir. Kişiler, cumhuriyeti bireyselleşerek kurabilirler. Bizim cumhuriyetimizin eksikleri, düzeltilmesi gereken yanları vardır. Bunun üzerine eğilmiyoruz. Cumhuriyetin bireyleri olarak, bireyselleşerek eşit biçimde sorunlara çözüm aramalıyız.
Mehmet Ali Kılıçbay, belki tam böyle demedi belleğimde bunlar kalmış. Böyle bir konuşma yaptığı için, o curcuna içinde, içimden kutladım Mehmet Ali Kılıçbay’ı...