Hinthorozu’yla Söyleşi... (2)

Ecevit Büyük Böldü!
Ecevit'i, başında Schmidt kasketiyle görünce. O’na ilk giydirdiğim Schmidt kasketini anımsıyorum. Ecevit, unutup gitmiştir, nereden anımsayacak!..
1973 seçimleri öncesiydi sanıyorum.. Bülent Bey, daha önceleri hiç kasket giymedi, başında Hardy'nin şapkasını andıran bir fötr şapka olurdu. O seçim öncesinde, Gaziantep'ten doğuya doğru gidiyoruz. Parti arabasındayız. MHP'liler arabaya taşlar atmakta, Ecevit otobüsün üstünde, taş atanlara lâf yetiştirmeye çalışıyor. Yanında, elinde silahıyla koruması var. İkisi de ayaktalar. Otobüsün üstüne ben de çıktım. Ecevit'in yanında durdum. Bir ara yağmur çiselemeye başladı. Başımda, kara Helmut Schmidt şapkam var. Ecevit'e:
Sayın Ecevit, yağmur yağıyor, ıslanacaksınız, şapkamı giyer misiniz? dedim. Şapkamı çıkarıp verdim. Alıp giydi. Yakışmıştı da. Ancak, giymesiyle çıkarması bir oldu:
Teşekkür ederim Sayın Ekmekçi!
Şapkamı alıp otobüse indim. O zamanlar, kasket komünist şapkası gibi algılanıyordu. Lenin'in şapkası unutulmuyordu...
O geziden çok zaman sonra, belki birkaç ay, aaaa, bir de ne göreyim? Ecevit, şapkamın benzerini giymiyor mu? Mete’ye sordum. O daha yakındı, O da anımsamıyor, kimin giydirip resim çektirdiğini. Bu kasket olayını ilk kez yazıyorum. Bir de "Karaoğlan" olayı var; onu ilk kez "Ankara Notları”nda duyurmuş, yaymıştım. Mersin köylerinde mi ne bir yerde, bir Anadolu kadını. “Karaoğlan bu mu? Beklediğimiz?" diye sormuş. İçel Milletvekili Çetin Yılmaz anlatmıştı, O şimdi sayrı yatağında, yazmıştım. Her şeyi unutan Ecevit, bir açıklamasında, “Bana Karaoğlan adını basın vermedi, halk verdi!" dedi. Elbette halk verdi, bir halk kadını. Ama, duyuran kimdi? Kim yaygınlaştırdı. Bununla ilgili ilginç bir şey de var: Bülent Ecevit, gazeteci Orhan Duru’yla Ekmekçi, ne istiyor benden, neden bana "Karaoğlan" diyor? Hep öyle yazıyor...
Sayın Ecevit, siz Karaoğlan'ın kim olduğunu bilmiyor musunuz? Siz hiç resimli roman okumaz mısınız?
Hayır, kimdir Karaoğlan?
Karaoğlan resimli romanlara göre, zalimlerin karşısındadır, yoksulların yanındadır. Gücüyle, ezilenleri kurtarır. Yiğit biridir Karaoğlan! (Ecevit, biraz keyiflenir, Orhan Duru'ya sorar:)
Siz yemek yediniz mi Orhan Bey, buyurun birlikte yemek yiyelim!
Meraklılar, olayı Orhan Duru'dan sorabilirler (Orhan Duru’nun ev telefonu: 0 212 / 2932036).
Mavi gömleğin öyküsünü bilmiyorum! Güvercinin de.
O günlerin Bülent Bey'i de Karaoğlan'ı da yok artık. Yalnız, Karaoğlan'ın rüzgârıyla gidiyor; her seçimde solun oylarını bölüyor. 1987’de, SHP’ye 70 milletvekiline mal olmuştu bölücülüğü, bu kez daha büyük böldü. CHP, "Barajı aşabilecek miyim?" diye tuz yumurtladı. Karaoğlan söylencesi biteli çok oldu. Kanımca, Meclis'te bugün solun değil, sağın yamalığı olacaktır, bekleyin.
Hinthorozu Erdal Bey, “solun birleştirilmesi" ile ilgili sorumu yanıtlarken, DSP'yi, yani Ecevit'i katmıyordu, SODEP'le Halkçı Parti’nin birleşmesi olarak bakıyordu olaya. Şöyle dedi:
Bu mümkün bir şeydi ve yapıldı. Çünkü, askeri rejimin verdiği kararla kapattığı partinin dağıttığı elemanlar bir araya geldiler. Normal demokratik rejime geçildikten sonra, siyasal gelişmelerin süreci içinde, parti ikiye bölünür, üçe bölünür, bunlar başka meseleler. Başlangıçta, "Askeri rejimin kapattığı partinin elemanlarını topla" diye verilen görev, artık ondan sonraki gelişmeleri kapsayamaz. O, ayrı bir şeydir. Yani, bir mevcut partiyi mahkeme kararı olmadan zorla kapatıyorsunuz, onların dağılmalarına neden olan, siyasal bir anlaşmazlık falan değil, bir zor. Dolayısıyla tekrar bir araya gelebiliyorlar, ama ondan sonra, bir normal siyasal gelişim içinde, demokrasi içinde, partide anlaşmazlık çıkar, ayrılırlar. "Onları tekrar bir araya getir!" belki mümkün olur, belki mümkün olmaz. O, oradaki başka. Oradaki anlaşmazlıkların ortadan kalkması gerekir, siyasal görüş farklılıkları varsa, onların ortadan kalkması gerekir. Yahut da kalkmaz. Çünkü bir defa onlar, gelişme içinde ortaya çıkmış, orada artık söz konusu olan şey, bir partinin kapatılmasıyla ortaya çıkan bir şey değil, normal gelişme içinde ortaya çıkan bir ayrılık...
Yeni bir durum...
Yeni bir durum ve bir gelişmeyle ortaya çıkıyor. Onları ortaya çıkaran bir siyasal gelişme...
Peki, yeni durumda size bir görev düşeceğini düşünüyor musunuz?
Ben şimdi görevini yapmış bir insan olarak, kendi fikir hayatıma dönmek durumundayım. Tabii, arkadaşlarım var. Sayın Ekmekçi gibi, beni arayan, birlikte çalıştığımız arkadaşlarımdan soranlar var. Benim için en önemli kazançlardan birisi bu siyaset dönemi içinde. Ama, şimdi genç arkadaşlarımız falan var, seçimlerden sonra herkes kendi yerim alacak...
Ama yine de bu birleşme konusu gündemde tutulacak tabii...
İşte, artık tabii, solda ve sağda birtakım marjinal gruplar yarar sağlıyorlar, gereğinden fazla nüfuz sahibi oluyorlar... Tabii, yapı kendini göstermeli, her seçim oraya biraz daha yaklaştırıyor. Tabii, benim siyasete girmem için gelen istek, normal demokrasiye dönmekti. Yani, güdümlü bir demokrasiyi, gene eskiden olduğu gibi halkın isteklerini solda, sağda her şekilde ortaya koyabilecek, her türlü tatsızlıklara karşı bir normal demokratik düzene tekrar kavuşmak...