Binali Seferoğlu benim arkadaşım. Anası Hanım, 1987'de oldu. Bilge bir Anadolu kadınıydı. Binali'ye anası, çocukluğunda anlatmış öyküyü, şöyle:
Köyün birinde, camiden sık sık halı, kilim çalınırmış. Halk bu durumdan bezmiş; camiye bir bekçi tutmaya karar vermişler. Köyden bir istekli çıkmış, tutmuşlar bekçiyi. Ne var ki bekçi akşamları camiye gidip, kilimleri, halıları bekleyecek yerde, evde oturuyormuş. Karısı bir gün:
Sen camiye bekçi durmadın mı niye evde oturuyorsun diye sormuş. Adam karşılık vermiş:
Camiden o kilimleri, halıları kaldıran bendim. Ben olmayınca kim ne yapacak?
Hanım ananın öyküsü yorumsuz!
Salı günkü "Ankara Notları"nın başlığı, "Süleyman Bey, Ektiğini mi Biçiyor"du. Bir yerde şöyle bir bölüm vardı:
“Şimdi, soracaklar biliyorum, 'Bugünlere gelinmesinin sorumlusu kimdir' diye. Elbette, başta Süleyman Bey sorumlu. O, cami avlusunda takke giyen ilk Başbakan olmasaydı, bir Necmettin Erbakan, 'din sömürüsü’ yaparak bugünlere gelebilir miydi? Süleyman Bey, zamanında uyarılmadı mı? Çoook! İsmet Paşanın ‘Bir ayağı Konya müftüsünde...' dediği Süleyman Bey'den başkası mıydı? Sonradan çıkan boynuz kulağı geçti işte!"
Süleyman Bey'in Çankaya Köşkü'nde verdiği yeni yıl toplantısına giderken eşim:
Süleyman Bey, sana “Bu yazıyı niye yazdın" diye sorarsa, ne yanıt vereceksin diye sordu. Bu. usuma gelmiyor değildi, ama Süleyman Bey'i otuz yıldır -iyi kötü-tanıyordum. Pişkinliği buna elvermez gibime geliyor. Gerçekten. Süleyman Bey’le el sıkışırken arkamızda Mehmet Dülger vardı, onun yanında bir şey diyemez diye düşünmedim değil. Mehmet Dülger'e:
Siz yanımızdan ayrılmayın dedim.
Nasılsın Ekmekçi?
Teşekkür ederim!
Nazmiye Hanım’ın da elini sıkıp geçtik. Oh, bitti!
Süleyman Bey ile eşi konuklarını karşıladıktan sonra ayrılıp dinlenmeye mi çekilmişlerdi ne? Bir daha görmedim.
Orada, pek politikacı yoktu; yüksek yargıçlar, Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Nihat Yavuz. Danıştay Daire Başkanlarından Feridun Taşkın ile eşi Yüksel Taşkın, Prof. Sadun Aren ile eşi Munise Aren, Cüneyt Arcayürek ile eşi Esin Arcayürek ayaküstü söyleşebildiğimiz dostlar arasındaydılar. Oysa, Çankaya'ya giderken usumda neler vardı? İçişleri Bakanı'nı bulabilseydim, Teoman Ünüsan’a, İstanbul’da gözaltına alındıktan sonra ölen Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe’yi soracaktım. Olmadı, Bakanlar, politikacılar, bir sonraki akşamın konukları olacaklarmış.
İlginç, Refah ile ANAP'ın ortaklaşa hükümeti kuracakları haberi bu arada kulağıma çalındı. Biri şöyle dedi:
Bu konuda yukarıdan onay bile çıktı!
Yukarısı dediği ABD miydi? Bağımsızlık kâğıt üzerinde bir şey midir?
Necmettin Bey, Süleyman Bey'in yanında biraz uzunca kalmıştı Çankaya'da. Demek, sonunda Süleyman Bey’i kafa kola getirmiş. Hoş, getirmesine de gerek yok muydu ne? Bizim Binali Seferoğlu araştırmış. Süleyman Bey'in başbakanlığa geldiği 1965 yılından 1971 yılına dek altı yıl içinde, imam-hatip okulları yüzde 623 oranında artmış. Uslara durgunluk verecek bir gelişme! Necmettin Bey'in suçu ne ola ki?
Adamın derdi, yağla bal. Ekmeğine sürüp yiyecek işte. Ne çok kullandı, yağla balı...
1980'lerin ortalarına yakın bir yıl, çoluk-çocuk Silifke'nin Taşucu'na gitmiştik. Biraz deniz havası alacağız. Bir ara, Korkut Özal'ın Taşucu yakınlarında Orhan Ağaçlı'nın çiftliğinde dinlenmekte olduğunu öğrenmiştim. Kalkıp oraya gidip, konuşmak istedim. Eski CHP İçel Milletvekili Çetin Yılmaz, bir de Hacettepe Üniversitesi'nde öğretim üyesi Temel Pamir birlikte çiftliğe gittik. Arabayı Temel kullanıyor. Çetin Yılmaz, Hafize Özal'ın ilkokuldan öğretmeni olduğunu söylüyor. "Gitmişken, hocamın elini de öperim" diyordu. Korkut Özal, ağabeyi başbakan olmasına karşın, eski MSP’li olduğundan yasaklıydı. Politikadan pek konuşmuyordu. Korkut Özal'a orada sordum:
ANAP'ın geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Korkut Özal, biraz düşündükten sonra şu karşılığı verdi:
ANAP, ağabeyimle kaimdir (ayakta durur). Ağabeyim ayrılırsa ANAP diye bir şey kalmaz!
Bu yanıt, bana çok ilginç gelmişti. Korkut Bey, ANAP'a girince, bu sözlerini düşündüm. O zaman zaman Necmettin Erbakan'a pek sıcak bakmaz gibiydi. Bir eski MSP’li de şöyle dedi:
Ona bir bakanlık verilirse, her şey çözülür.
Mehmet Keçeciler’i ne yapacağız? O da Turgut Özal’ın bir tanesi değil miydi? Denebilir ki: Canım, Hacı TÖ de 1980 öncesinde MSP’nin İzmir adayı değil miydi? Bin oy eksik aldığı için Meclis'e giremedi...
Ankara'da oyun çok. Hangisine katılırsanız. Hasan Ekinci, o Orman Bakanı, günlerdir Aydın Menderes'le tenhalarda buluşup "halvet" mi oluyormuş? DYP de mi Refah’a yaklaşmak istiyormuş?
Elin ağzı torba değil ki büzesin. Ne demek, ABD’den onay çıkması, Refah iktidarına? Nasıl olur bu? Sözde, Amerika, İsrail üzerinden ağız yoklamış: Refah hükümeti kurarsa, İran'a konan ambargoyu nasıl karşılayacak? Aman efendim, bu nasıl soru? Karşılaması kolay, yağla bal! Çift katlı ekmek kadayıfı...
Dün basın bayramıydı sözde. Kutlamadık bayramı.
11 Ocak 1996, Cumhuriyet