Kıbrıs'ta Domuzlar Nicoldu?

Tekirdağ'ın Ferhadanlı Köyü'nde, bir domuz çiftliği kuran Ali Yaman, mektubunda şöyle diyor:
“Sayın Mustafa Ekmekçi,
Cumhuriyet Gazetesi,
Sorunumla ilgilenmenizden dolayı sonsuz teşekkürlerimi sunarım.
Jandarmanın tutmuş olduğu tutanaktan anlaşılacağı gibi ahırımız mühürlü olduğundan, hayvanlarımız açıkta, yağmur altında bulunmaktadır. Bu yüzden küçük yavrular hastalanıp ölmeye başladı. İstemiş olduğunuz bütün belgeler ektedir." (Ali Yaman'ın telefonlan: Ev: 0 282/213 3030, İş: 213 3342).
Trakya şimdi karlar altında. Ali Yaman’ın oğlu Tayyip Yaman telefon etti, şimdiye değin otuz yavrunun soğuktan öldüğünü bildirdi. Ali Yaman'ın faksla yolladığı belgeler arasında, Ferhadanlı Sağlık Ocağı sağın yardımcısının verdiği, domuz besievinde, çevre sağlığı, insan sağlığı açısından bir sakınca olmadığı açıklanmakta... Teknik Üniversite Tekirdağ Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü öğretim elemanlarının düzenledikleri, aslı beş sayfa olan bir raporun sonunda, araştırma görevlisi Y. Tuncay Tuna, Türker Savaş ile Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sabahattin Öğün, ondan sonra da Dekan Prof. Dr. A. Nedim Yüksel'in imzası bulunmakta. Raporun sonunda şöyle diyor:
"Çabuk gelişip erken kesime gelen çeşitli yeni maddelerini ete veya yağa kolayca çevirebilen, çok ucuz et ve yağ üretiminde kullanılan bir hayvan olduğu çeşitli denemelerle tespit edilen domuz, dünyanın birçok ülkelerinde, aile olanaklarıyla beslenip tavuk, hindi, kuzu vb. gibi yetiştirilme amacıyla beslenmektedir. Bu derece ve geniş çapta ve kolaylıkla yetiştirilmesine rağmen bugün dünya piyasasında ihracatı kolay, talebi fazla olan bir hayvandır.
Müslüman ülkelerde dinsel yasak nedeniyle tüketimi yapılmayan domuz ürünleri, dini bakımdan yasaklanan diğer ürünlerde olduğu gibi, gerek ülkede devamlı yaşayan veya turist olarak bulunan gayrimüslimlerin beslenmesinde değerlendirilmesi amacıyla ve gerekse ihraç edilerek ülke ekonomisinin güçlenmesinde yararlı olmak amacıyla, üretilmesinde bir sakınca olmamalıdır.”
Öbür belgelerde de domuz çiftliğinin çevreye zararlı bir yönü olmadığı belirtiliyor.
***
Kıbrıs’ta 1974 olayından sonra. Kuzeydeki Rumlar, çaydanlıklarına değin her şeylerini bırakıp Güney Kıbrıs’a kaçmışlardı. Kabı kaçağı, buzdolabı, uzgöreçi (televizyonu) öylece bırakıp giden Rumlar, besledikleri domuzlarını ne yapmışlardı? Ne yapacaklar? Domuz, öyle eşek, katır, öküz gibi yularından tutulup götürülecek bir hayvan değil. Yani, göçebe hayvanı değil.
1974'lerde kuzeyde otuz binin üzerinde domuz vardı; çeşitli çiftlikler çalıştırmaktaydı; örneğin, yeni adı “Tatlısu" olan “Akata "da otuz bine yakın domuzun olduğu biliniyordu. Tatlısu, Girne'nin 30 mil doğusunda deniz kıyısında bir Rum kasabası. Kuzeyde keçi, koyundan çoktu domuz. 1974’te kaçan Rumlar, bunları olduğu gibi bıraktı gitti. Kuzeye gelenlerin kimi, çiftlikleri çalıştırdı bir süre, kimi de bunları kamyonlara bindirip güneye götürerek Güney Kıbrıs’taki Rumlara ucuz fiyatla sattılar. Güneyden kuzeye göçen Türkler ise koyunlarını, keçilerini, sığırlarını getirebildiler. Bugün Karpaz yöresinde yaşayan Rumların 20-30 dolayında domuzu var, güneye kaçan Rumların sayısı 200 binin üzerindeyken güneyden kuzeye göçenlerin sayısı 50 bin dolayında.
Kuzey Kıbrıs’ta yayımlanan, Yeni Kıbrıs Partisi’nin yayın organı “Yeniçağ"ın Arif Hasan Tahsin ile Rasih Keskiner gibi gözünü budaktan sakınmayan yazarları var. Rasih Keskiner, “Dostça" başlıklı köşesinde, eleştiriler yapıyor, KKTC'nin 12. yıldönümünde yayımladığı “Mutlu Yıllara!" başlıklı yazısında özetle şunları yazıyor:
“Bir 15 kasım günü dolayısıyla yine on gün öncesinden başkent Lefkoşa'nın ana caddeleri trafiğe kapatıldı. Şehre giremez, şehirden çıkamaz oldu insanlar. Aradan geçen bunca zaman sonra, gönül arzu ederdi ki, böylesi günler bir şölen şeklinde kutlansın. Halk katılsın, çocuklar katılsın. Tanklar yürümesin, askeri törenler olmasın.
Gün dolayısıyla yine vatan-millet nutukları önplandaydı. Her sene tekrarlanan nutuklar bir kez daha yaşandı... Ve adına cumhuriyetin 12. yılı dedikleri törende, cumhuriyetin temsilcileri, yani sivil yöneticiler fark edilmedi bile. Sadece Sn. Denktaş vardı. Onun yanında generaller ve TC elçisi, mutlu yarınlara...”
Yazıda, Denktaş da sert biçimde eleştiriliyor, onun istediği zaman hükümet kurduğu, istediği zaman partileri parçaladığı anlatılıyor, “Bunun adı cumhuriyetse mutlu yarınlara!” deniyor. Rasih Keskiner, bir yerde de şöyle yazıyor:
“...Bir zamanlar bu ülkenin kuzeyinde de tarım yapılırdı. Derken narenciyenin dörtle üçü yok oldu. Patates ihraç ederken patates ithal eder duruma düşüldü. Tarım alanlarından havuç, susam, fıstık, mercimek kayboldu. Zeytinin, zeytin üreticisinin canına okundu. Harup para etmez hale getirildi. Bağların, meyve ağaçlarının yok edilmesi becerildi.
Bir zamanlar, bu ülkenin kuzeyi de orman ağaçlarıyla kaplıydı. Dörtte üçü yakılarak yok edildi. Şehirlerin bazı mahallelerine girilmez oldu. Ganimet kalan binlerce ev yıktırıldı, taşları, mertekten bile yağmalandı ve konutta sıkıntı yaşanmaya başlandı.
Örtün bakalım bayrakla, nutuklarla, bu ülkenin gerçeklerini örtün... ”
***
Düzeltme: 3 Aralık 1995 Pazar günü çıkan “Ankara Notları"nda, 20 yıl önce AP kulisinde geçen bir olayı anlatmış, adının Mustafa Cesur olduğunu sonradan öğrendiğim bir Isparta milletvekilinin, elini cebine atarak silah çekmeye davrandığını yazmıştım. Cesur’un da öldüğünü söylemişlerdi. Mustafa Cesur, fotoğrafını da göndererek açıklama yaptı: “O milletvekilini biliyorum, ama ben değilim, ayrıca yaşıyorum" dedi. Ona, milletvekilinin kim olduğunu da sormadım. Telefon ederek yanlışlıktan dolayı özür diledim. M.E.