Antalya'da "Uğur Mumcu" toplantısına katıldıktan sonra, Almanya'ya geçtim. İstanbul-Antalya-Almanya arasında, yazıları hazırlamakta zorlanacağımı düşünerek 1993'te Uğur’un öldürülüşü günlerinde Avustralya'dan yazdığım üç yazıyı “Uğur Mumcu'ya Yazılar.." başlığı altında, yazıp bırakıp gittim. Almanya'da konuşmalar yapıp döndükten sonra. Uzunköprü Lisesi’nde toplumbilim öğretmeni olan Murat Biricik’ten zehir zemberek bir mektup aldım. 29 ocak günlü mektubunda şöyle diyor Murat Biricik:
“Sayın Ekmekçi,
Sevgili Mumcu'nun katledilişinin üçüncü yılı geride kalırken sevenleri, duygu ve düşüncelerini, beklentilerini açıkladılar. Siz ise üç yıl önceki yazılarınızı yayımlamayı uygun gördünüz. Bu davranışın Uğur Mumcu'ya yapılabilecek en büyük saygısızlık olduğunu hiç düşünmediniz mi? Hem sevgili Mumcu'ya hem okura verdiğiniz değer gün gibi ortaya çıktı.
Siz iyisi mi pehlivan tefrikası gibi domuz saçmalıklarına devam edin. Saygılarımla.
Not: Sayın Ekmekçi, ben Cumhuriyet’i sizin yazmaya başlamanızdan önce okumaya başladım (yaklaşık kırk yıldan beri). Sizin yazılarınızı da seviyor ve okuyorum. Eleştirilerimi yersiz, hatta acımasız buluyorsanız köşenizde yanıtlayın. Kesinlikle kızmam. Kabul ederim."
Sevgili Murat Biricik'e ne yanıt vereyim? Ona göre, yazar, tavuk gibi, her sabah taze yumurta yumurtlayan biri mi olmalı? 1993'te yazdıklarım o olayın yakıcılığı arasında, en içten yazılardı. Döndükten sonra, kimi arkadaşlarıma sordum:
İyi ki onları bir daha yayımladın, unutup gitmişiz! diyenler oldu. Belki de hatır için söylemişlerdir, bilemem.
Kuzguna yavrusu “Anka" görünürmüş. Ben de yazdıklarımı beğenirim. Beğenmesem çatlar ölürüm belki, ne bileyim. Aziz Nesin, bir gün şöyle demişti:
Ben yazdıklarımı önce kendim beğenmeliyim; önemli olan budur.
Bir de şu var: Okur, özgürlüklerimi kısıtlamak isterse küserim, yazmam. Okur, “Siz iyisi mi pehlivan tefrikası gibi domuz saçmalıklarına devam edin" diyor. Buna alındım. Oysa ben o yazılarla, bir yasağı yıkmaya çalıştığımı sanıyordum. Yasaklar, "tabular, desteklenmeli mi? Yazara çok karışılırsa yazarın özgürlükleri savunması havada kalmaz mı?
Frankfurt'ta, “Uğur Mumcu" toplantısında, dinleyenlere sordum:
Domuz eti yiyenler parmak kaldırsın!
Hemen hemen salonu dolduran kalabalığın üçte ikisi el kaldırdı!
Anneee! demişim. Çok şaşırdım. Toplantıdan sonra, bir okur yanıma geldi:
Benim yanımda oturan bir arkadaş, domuz eti yediği halde elini kaldırmadı. "Ekmekçi'nin böyle sormaya hakkı yok!" diye mırıldandı...
Antalya'dan THY uçağı ile önce Düsseldorf’a uçacağız. Uçakta yanımda, Uğur'un eski arkadaşlarından, Almanya'da bir dönem Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı olan Eriş Ülger var. İstanbul’dan uçağa Ali Sirmen de bindi. Ali ile ikimiz, Almanya'da örgütlenmiş olan "Sosyal Demokrat Halk Dernekleri Federasyonu"nun (HDF) çağrılısıyız, Düsseldorf'tan Essen'e, oradan Köln'e, daha sonra da Frankfurt'a geçip konuşmalar yapacağız. Sağlığım da pek iyi değil, özellikle, yürümekte zorlanıyorum. Ama, Uğur Mumcu için yapılan bir çağrıya “hayır" diyemezdim. HDF yöneticileri, başkanları Ahmet İyidirli, Uğur'un çok yakın dostlarındandı. Uğur anlatırdı:
Ekmekçi, sosyal demokrat yapılı, dürüst çocuklar. Ben onları destekliyorum!
Uğur için Almanya'da, Hollanda'da nasıl da büyük etkinlikler düzenlemişler, bir hafta içinde 13 bölgede etkinlik, dile kolay. Türkiye'den giden konuşmacılar arasında Aydın Engin, Alev Coşkun, Atilla Coşkun da var. Biz oradayken Fakir Baykurt Ulm'deydi. Konuşmalar sonrasında, okurlarla, nasıl sarmaş dolaş olduk anlatamam. Bütün yorgunluklarım gitti; sayrılığımı unuttum. Essen'deyiz, toplantının ilerlemiş bir saati, dinleyiciler arasına Dilşad Şahin’le eşi Halil Şahin gelip oturmazlar mı? Halil, öykücü Osman Şahin’in kardeşi. Dilşad yıllarca eziyet çekti bilirim. Biri Alevi, biri Sünni Mezhepler arasında barışı da kurmuşlar. Sen kalk, oğul Barış’ı Dusseldorf’ta evde bırak, taa Essen'e, Ekmekçi’yi, Ali Sirmen’i dinlemeye gel. Hem ortalık nasıl kar kış, anlatamam! Yirmi kilometrelik yolu iki buçuk saatte gelmişler. Gece de döndüler. Onlara ne diyeceğimi şaşırıyorum. Elim böğrümde kalıyor. Yemek yiyeceğimiz lokantaya çağırdım onları. Yediklerinin parasını verdiler, iyi mi? Ozan Yaşar Miraç da eşiyle birlikte nerelerden gelmişti? Berrin Uyar Essen'deydı, sayrı olduğundan gelememişti. Essen Üniversitesi nde, halk çocuklarını, bu arada ayrım gözetmeksizin Türk-Kürt çocuklarını yetiştiren Prof. Mayer de yoktu. Hava koşulları, tüm yaşamı etkilemişti... Mustafa Barış, Frankfurt'a Stuttgart'tan gelmişti.
Essen'de, Türkiye Araştırmalar Merkezi'nin Başkanı Prof. Faruk Şen, Ali ile beni, oradaki yerli yabancı basınla tanıştırdı. Türkiye’nin iç politikası üzerine konuştuk. Refah gelir miydi?
HDF, 28-29 Ekim 1977 yılında Berlin'de kurulmuş. Batı Avrupa’da 40 bölge örgütünden oluşuyor HDF: Almanya, İsviçre, İsveç, İngiltere, Hollanda, Belçika. Danimarka ile Avusturya'daki sosyal demokrat TC vatandaşlarının çatı örgütü. HDF Başkan Yardımcılarından Yıldız Akalın amaçlarını şöyle anlattı:
“HDF'nin amacı Türkiyeli göçmenlerin siyasal çıkarlarını izlemek, yaşamını sosyal demokrasi doğrultusunda etkilemek, sorunlarının çözümüne katkıda bulunmak, politik yaşamın laik, çağdaş bir hukuk devleti niteliklerine ulaştırmak için uğraş vermek. Türkiye'deki sosyal demokratlarla dayanışma içerisinde olmak HDF'nin hiçbir siyasal partiyle organik bağı yok. HDF, Batı Avrupa ’da şu anda tek politik sol örgüt, öbür örgütler, ya din temeline dayalı ya da etnik bazda örgütlenmişlerdir. Alman devletinin çıkardığı yerli-yabancı dernekler listesinde sadece HDF, 'Türkiyeli göçmenlerin örgütü' olarak gösteriliyor.”
8 Şubat 1996, Cumhuriyet