Sıcak Okur Mektupları...

İngiliz The Daily Telegraph gazetesinin Ankara Temsilcisi Amberin Zaman, Tekirdağ'daki domuz çiftliğinin durumunu çok merak ediyordu. Gazetesi de Amberin Zaman’ın bir an önce Tekirdağ’a gitmesini, oradaki domuzların sonucundan bilgi vermesini istiyordu. Amberin Zaman, benden çiftliği yöneten Ali Yaman’ın telefonlarını aldı, foto muhabiri Burhan Özbilici ile birlikte mühürlenen domuz çiftliğine yollandı. The Daily Telegraph'ın günlük satışı 1.5 milyondu. Pazarları ise Daily Telegraph’ın kardeşi The Sunday Telegraph çıkıyordu. The Sunday Telegraph'ın satışı bir milyon dolayındaydı.
***
Uzunköprü'den öğretmen Murat Biricik'in, "Ankara Notları"nı eleştiren bir mektubunu 8 şubat günlü Cumhuriyet’te yayımlamıştım. Biricik'ten yeni bir mektup aldım, şöyle diyor:
"Sevgili Ekmekçi,
Dozu kaçırılmış eleştirilerimle sizi üzdüğüm için özür diliyorum. Beni bağışlayın.
Uğur Mumcu için içinizin yandığını bilmez miyim? Sadece üç yıl sonra O'nun için daha değişik düşünceler yazmanızı beklemiştim sizden. Ne bileyim. Üç yıldan beri ülke üzerindeki alacakaranlığın daha koyulaştığını, giderek daha sevgisiz bir toplum olduğumuzu falan yazmanızı.
Domuz dizilerine gelince... Ülke halkının büyük bir bölümü açlık savaşı veriyorken… eline kalemi kamerayı, mikrofonu alan bir sürü halk düşmanı, yoksul, çaresiz insanları şok görüntülerle, canavar masallarıyla önce şaşkına çevirip sonra da piyangolarla, çelişkilerle sömürüyorken.. hak aramak için sokaklara dökülmüş insanları güvenlik güçleri, kadın-erkek demeden halı silker gibi copluyorken ve de yaşama umudunu yitirmiş çaresizler Boğaz Köprüsü korkuluklarından ve çatılardan sarkıyorken Ekmekçi'nin gündeminde domuzun (iki ayaklılar duruyorken) ve hele hele kefirin ne işi var ki diye düşündüm Sayın Ekmekçi. Ama maksadı aştık. Eleştiri yergiye dönüştü.
Ne yapalım sevgili Mustafa Ağabey... Dalkavukluk yapmayan gazetecinin okuru da dalkavukluk etmez. Derin saygılar sunarım."
İçel’in Mezitlisi'nden S.D. (adını ben yazmadım) Murat Biricik'in ilk mektubuna değiniyor. Şöyle diyor:
"Sayın M. Ekmekçi,
8 Şubat 1996günkü 'Ankara Notları’nda çıkan ‘Almanya'da’ başlıklı yazınızı okuduktan sonra, bu satırları yazmaya karar verdim.
Söz konusu yazıda Sayın Murat Biricik, bazı düşünceler ortaya atmış. Kusura bakmasın, ama bence saçmalamış. Bir defa Cumhuriyet'i 40 yıldır okuduğunu söylüyor, gerçekten vahim. Sorarım kendisine: Türk basınında var mı bir domuz konusunu işleyen babayiğit? Varsa yoksa din bezirgânlığı, burjuva yağcılığı. Sonra, kendisi acaba düşünmemiş mi Ekmekçi niçin domuz konusunu işliyor? Yüzyıllarca bu halka doyasıya et yedirmediler. Yok günah, yok yasak. Şimdi bir avuç soyguncu, hırsızdan başka var mı kasaba gidip doyasıya et alıp yiyen? Dağları domuz sardı, ne olur onların eti yense? Hem de tarım alanları kurulsa. Ama işlerine gelmez. Takılmışlar, 3-5 tane yobazın, din bezirganının peşine; gidiyorlar. Geçmişte bir Turan Dursun, Uğur Mumcu, Aziz Nesin vardı. Elbirliğiyle öldürdüler; meydanlar yobazlara kaldı; şimdi bir Ekmekçi kaldı maskelerini indiren. Murat Biricik'e tavsiyem geçsin şeriatçıların safına, o da saldırsın. Ama, hem Cumhuriyet okuruyum deyip hem saldırması insanı üzüyor. Hâlâ anlamamış mı Uğur Mumcu'yu kimlerin öldürdüğünü, katillerin niçin bulunmadığını? Ben Cumhuriyet'i kendisi gibi 40 yıldır değil, topu topu 8-10 yıldır okuyorum. Ayrıca maddi zorluklardan dolayı haftada 2-3 defadan fazla alamıyorum. Aldığım günler de genellikle salı, perşembe ve pazar günleridir. Bu da herhalde anlayana bir mesaj verir. Ayrıca şunu da belirteyim: Ben ne kendimi, ne de başkasını övmeyi severim. Ama Ekmekçi, basında izlediğim yazarlardan çifte standartlı olmayan sayılı kalemlerdendir. En çok bu yönünü beğenirim, ömrüm boyunca da bir defa yakından görmüşlüğüm vardır.
Lütfen, tepki göstereceksek ortadaki soyguna, vurguna, hırsızlığa, yargısız infazlara, sömürüye gösterelim.
Sayın Ekmekçi, mektup yeterince uzun oldu, burada kesmek istiyorum. Eğer köşenize alıp değerlendirmeye layık görürseniz sevinirim.
Ayrıca isim vermeseniz de olur. Çünkü reklam yapılmasından hoşlanmam. Sakın aklınıza şeriatçılardan korktuğum falan gelmesin. Çünkü biliyorum ki onların hepsi korkaktır. Ancak sinsice insanı arkadan vururlar. Saygılarımla..."
Bugün vereceğim son mektup emekli yazın öğretmeni Sevim Günay'ın. O, geçenlerde yitirdiğimiz cumartesi arkadaşlarımızdan Prof. Ali Fuat Cesur'a değiniyor. Şöyle diyor
"Sevgili Ekmekçi,
Bu mektup her yazınızdan sonra size yazılmak istenen ya da yazılıp da gönderilmemiş mektuplardan ilki... O yüzden bakalım, kısacık, zamanınızı çok almayacak bir mektup olacak mı?
Elbette diğerleri gibi Ali Fuat’ın kaybını da sizin yazınızdan öğrendim; önce çok üzüldüm, ağladım. Çünkü, kaybettiğimiz diğerleri de tazelendi. 'O güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler.'
Hepsinin kulakları çınlasın, üzerlerine ışıklar yağsın.
Ben, Hekimoğlu’nun adlandırdığı gibi Cumhuriyet kızıyım. O yüzden ödünsüz öğretmenlik yaptım. Kısakürek’le savaşımda yenik düşüp ilk sürgün olarak Haydarpaşa Lisesi'ne atandım. ‘Sınıf her yerde sınıf, öğretmen her sınıfta öğretmendir diyerek çalıştım; dertleri zevk etmededir alemde hüner."
Remzi İnanç (ilk öğrencilerimden), elden verecek bu mektubu, PTT’ye çok güvendiğim(!) için.
Şimdi sizden bir dileğim var. Nahif Damar (Nahit Hanım) ya da birimizden birimiz o güzel atlara binip gitmeden önce, İstanbul'a geldiğinizde yarım saat Nahit Damar’da olalım. Sizi çok sever, beni ve oğullarımı da.
Selamlar ve sağlık dileklerimi gönderiyorum."