22 Şubat Nasıl Atlatıldı?

22 Şubat olaylarının üzerinden otuz dört yıl geçmiş. O gün Talat Aydemir, bir “darbe " düzenlemişti. O yıllar Milliyet’teydim. Bana, darbeye girişen Talat Aydemirle görüşme görevi verildi. Sabahın erken saatlerinde kalktım, Talat Aydemir'in Namık Kemal Mahallesindeki evine yollandım. Genel Kurmay Başkanı Cevdet Sunay da Talat Aydemir’in bir üstündeki dairede mi ne oturuyor. Zili çaldım, kapıyı Talat Aydemir açtı. Yüzü tıraşlıydı: üstünde sabahlık vardı. O sorularıma yanıt vermeden:
Ben sizin hakkınızda soruşturma yaptım. İyi bir arkadaşmışsınız. Bizimle birlikte olur musunuz diye sordu.
Aman Albayım, dedim, biz gazeteciyiz, bizi bu işlere karıştırmasanız, gazeteci kalsak...
Bizim gazeteci arkadaşlarımız da var, dedi, siz de gelin. Çok iyi bir kadromuz var. Bak!
Listeye baktım, bu Bakanlar Kurulu listesi olmalıydı.
l-ıh.. dedim, izin verirseniz ben gazeteci kalmak istiyorum. Hem sizin de yansız gazetecilere gereksiniminiz olacaktır. Beni bağışlayın. Bana sorarsanız gazetecileri bu işlerinize karıştırmayın.
Peki, dedi. Albay Aydemir, konuşmamızı yaptık, çıktık. Foto muhabiri arkadaşım İbrahim Özçelik, albayla birlikte bir fotoğrafımızı çekmişti. O resim Milliyet’in tepesine çıktı! Görenler:
Yav, bunların hangisi darbeci diye dalga geçmişler. Aydemir, sabahlıklı; ben ise o şubat soğuğunda, kara bir pardösünün içinde.
Kimi gazeteciler, olaylar bittikten sonra “Darbeciler arasında" başlıklı diziler yayımladılar. Ama Talat Aydemir canından oldu, Fethi Gürcan da. Senatodaki oylamada, 22 Şubatçılardan bir Osman Deniz kurtarılabildi ölüm cezasından, onu da sağlayan 27 Mayısçıların oluşturduğu Milli Birlik Grubu'ydu. Yoksa, 21 Mayıs olaylarından sonra asılanların sayısı üç olacaktı. Bu üç sayısı, Demokratların öcünü almak için çırpınan Adalet Partililerin sloganıydı. 1961 de Menderes, Zorlu, Polatkan asılmışlardı ya, onlarda asılacakların üç olmasını istiyorlardı. Bu isteklerine 12 Mart’tan sonra kavuştular. Bu kez, üç genç asılıyordu: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan
22 Şubat’la ilgili ilginç bir anım daha var:
Olaylar hızlanınca Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi, 23 şubatta Ankara'ya gelmişti. Bir ara bir haber geldi. Darbeciler, Etimesgut radyo vericisini ele geçirmişlerdi. Abdi İpekçi'ye sordum:
Ne yapalım?
Gidip yerinde görmek gerek, dedi. Doğru mu değil mi?
Bir araba çağırdım, foto muhabiri İbrahim Özçelik yanımda. Başka bir gazeteden de bir arkadaş alsam iyi olacak diye düşündüm. Cumhuriyet’ten Sait Terzioğlu'na haber verdim. “Tamam gelirim" dedi, onu da aldık; Ankara’nın Etimesgut'una gideceğiz. Şubat ayı o zaman çok soğuktu. Bir yandan kar, bir yandan sis, gecenin bir yarısı. Yola çıktık, göz gözü görmüyor. Biraz ilerledik. Arkadaşım Sait:
Dönelim dedi, benim çoluk çocuğum var, daha fazla gidemem!
Bürolarımıza döndük. Abdi İpekçi uyumamış, bizi bekliyormuş:
Ne oldu?
Gidemedik, döndük!
Abdi İpekçi renk vermiyordu, ama sonuçtan hoşlanmadığını anlamıştım.
Ne yapalım, yine gidelim mi?
Herhalde!
Yeniden foto muhabiri İbrahim Özçelik’le yola çıktık. Sis içinde gidiyoruz. Etimesgut'a vardık. Gözüme karlar içinde sipere yatmış erler göründü, silahları parlıyordu. Arabayı durdurup indik. Foto muhabiri İbrahim Özçelik, flaşı patlattı, siperdekilerin bir fotoğraflarını çekti. O sırada, biri fırladı:
Ne yapıyorsunuz? Çıldırdınız mı siz? Ya erler size ateş etseydi. Neden flaşı çalıştırıyorsunuz?
Özür dileriz, dedim, Etimesgut vericisini ele geçirmişsiniz, doğru mu onu öğrenmeye gelmiştik?
Genç bir teğmendi, karşılık verdi:
Evet, Etimesgut vericisi bizde. Fakat yaptığınız yanlış. Canınızdan olabilirdiniz!
İzimize geri döndük.
Talat Aydemir, 22 Şubat’taki girişiminde başarı sağlayamadı. Emekliye sevk edildi. Ama o boş durmadı. 20-21 Mayıs 1963'te, yeni bir darbe girişiminde bulundu. Abdi İpekçi, ertesi günü bir “Durum" yazısı yayımladı. Başlığı şöyleydi:
"Sır ihtilal olamaz, olsa da muvaffak olamaz!"
22 Şubat olaylarını da 21 Mayıs olaylarını da önleyen o zamanki Başbakan İsmet İnönü'nün zekâsıydı kuşkusuz. Talat Aydemirin arkadaşı Fethi Gürcan, İsmet Paşa'yı da tüm kabine üyelerini de Çankaya’da Cumhurbaşkanı Gürsel’in başkanlığında yapılan toplantıda sıkıştırdığında, her şey bitmek üzereydi. İsmet Paşa'yı da tüm bakanları da ele geçirebilirdi. Ayrıca, parti başkanları, Milli Birlik Grubu’nun büyük çoğunluğu. Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay da oradaydılar. O ay, oruç ayıydı. Muhafız Alay Komutanı Albay Cihat Alpan, darbecilerce gözaltına mı alınmıştı? Muhafız alayında askerler, ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Bu sırada, İnönü, Çankaya'dan çıkıp çıkamayacaklarını sordurdu. Çankaya'yı kuşatan Fethi Gürcan, bu isteği Talat Aydemir'e iletti. Aydemir:
Bırak gitsinler demişti. Bizim onların canı ile işimiz yok! Haber, kendisine ulaşınca İsmet Paşa, elini masaya vurdu:
Şimdi kaybettiler dedi.
Cumhurbaşkanı Gürsel, Mürted'e; İnönü, Hava Kuvvetleri'ne, Milli Birlikçiler çeşitli yerlere gidip sığınmışlardı. Varta atlatılmıştı...