Erdal Merhametlidir!..

Erdal Bey'in ‘Anılar ve Düşünceler' kitabında çocukluk anılarından bir türlü çıkamıyorum. İsmet Paşa’nın özel kalem müdürleri, yaverler, onlarla ilgili anılar.
“Başbakanlığının hatırlayabildiğim bölümünde, babamın özet kalem müdürlüğünü Vedit Uzgören, yaverliğini ise Cahit Apayık yaptılar. Vedit Bey, bizim gözümüzde hiç kuşkusuz işini en iyi yapan bir insandı...
Bana özel bir sevgisi vardı. Görünce:
Gel bakalım Erdali zerdali! diye takılırdı.
Yalnız bir defa çıkışmıştı. Şöyle olmuştu. İlkokula gittiğim günlerdeydi. Eve çamaşıra gelen çok iyi niyetli, çalışkan bir kadın vardı, adı Ayşe idi. Bir seferinde, kocası için bir şey, herhalde bir iş istiyordu. Çeşitli kimseler aracılığıyla Vedit Bey'e söylemişler, bir şey çıkmamış; herhalde olmayacak bir şeymiş. Ama ben bilmiyorum. Bir gün yukarıda hep birlikte kahvaltı ederken, annemin yanında çalışan, kızkardeşime bakan başka bir hanım Kebire, ‘Bir defa da Erdal söylesin’ diye önerdi. Annem de kabul etti. Onun üzerine ‘Peki' dedim. Kahvaltı bitince kalktım. Merdivenden aşağı inerken Vedit Bey'i telefon başında gördüm ve hemen başladım:
Ayşe çok ağlıyormuş, çok kötü durumdaymış, dedim. ‘Kocası için bir şey istemiş, olmamış’ diye devam ederken, Vedit Bey hışımla sözümü kesti:
Yaa, maşallah maşallah, demek seni de devreye soktular; demek Ayşe çok ağlıyormuş ha, dedi, ‘Olmaz efendim, bu iş olmaz!' diye kestirip attı ve telefonuna döndü..."
Erdal İnönü, anılarında, Milli Eğitim Bakanı Hasan  li Yücel’e, Köy Enstitüleri'ne, tiyatroda, müzikte, operada atılımlara geniş yer ayırır. Köy Enstitüleri Yasası ile ilgili olarak bir yerde şöyle der:
“İyi niyetli, maksadı belli olan bir eğitim yasasına kimsenin karşı çıkmayacağını sanmıştım. Ama akşam sofrada Yücel'den duyduk ki, bazı milletvekilleri yasanın uygulama planına itirazlar yöneltmişler. Bu eleştirileri değerlendirirken Yücel'in de babamın da vardıkları ortak kanı, bu itirazları yapanların aslında büyük vatandaş kitlesinin okumasını, aydınlanmasını istemedikleri şeklinde idi. ‘Asıl engel gene aydınlarınızdan geliyor' demişti babam ve ben, bu söze çok şaşmıştım.
Aydın olur da, halkının iyiliğini istemez mi? diye içimden geçirdiğimi hatırlıyorum.
Sonradan, toplumdaki çıkar çatışmalarının çeşitli etkilerini gördükçe bu şaşkınlığım geçti ve eğitimcilerimizin hangi zorluklarla karşı karşıya bulunduklarını daha iyi anladım..."
Bir yerde, Köy Enstitülerinin bir kuruluş yıldönümü kutlanırken, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, ilköğretim davasına verdiği önemi şu tümcelerle belirtir:
İlköğretimi olmayan memlekette, ortaçağ idaresi, bütün şekilleriyle devam eder. Resmi kanunlar ne derlerse desinler, ne haklar vatandaşlara tanınırsa tanınsın, hiç olmazsa ilköğretim derecesinde bilgi olmazsa, haklar ve vazifeler canlanmaz. Gönüllere ve yüreklere sinip yerleşmez. Bilmeyen, siyasi ve ekonomik kudret sahiplerinin elinde, ortaçağda olduğu gibi köle hayatı sürer. Asıl acıklı olan taraf da bilmeyen, kendi düşkün ve köle hayatına karşı duygusuz ve kayıtsız kalır. Hür vatandaşlardan birleşik bir millet olmanın çarelerinin başında, ilköğretim çaresi vardır. Davayı, bu kadar geniş ve derin mâhiyetiyle görmeliyiz. İlköğretim davası, insan olmak, millet olmak davasıdır. Hepimiz dava yolunda, bu gözle ve bu anlayışla yürüyüp ilerlemeliyiz.
Hasan  li Yücel, bakanlığının ilk yıllarında, sık sık konuk olduğu için evde İnönü ailesinin bir bireyi gibi benimsenmektedir. Yücel, bir akşam çocuklara dönerek,
. Ben kendimi sizden çok, paşanın evladı gibi görüyorum, çünkü onun düşüncelerini hayata geçirmeye çalışıyorum... der.
Cumhurbaşkanının ona böyle yakınlık göstermesi partide, Meclis’te bazı kıskançlıklara, çekememezliklere yol açmaktadır. Aleyhinde durmadan yeni dedikodular üretilmektedir. Bir gün, İsmet Paşa'nın annesi Çevriye Temelli’ye şöyle dert yanar.
Büyük Hanımefendi, şimdi ne uydurmuşlar, biliyor musunuz? Ben güya akşamları gelip sizin huzurunuzda mevlüt okuyormuşum. Paşanın sık sık beni kabul etmesinin nedeni buymuş!
Erdal İnönü, anılarında bunu duyunca “güldüklerini" yazar.
Hasan  li Yücel'in oğlu Can Yücel, bir konuşmamızda:
O yıllar Hasan  li Yücel'in başbakan olması bekleniyordu. Onu çekemeyenler, türlü tertipler yaptılar ve onu engellediler... demişti.
Erdal İnönü, anılarında, duyduğu azarları yazarken, övgüleri de anlatır. Bir yerde “iltifatlarla azarlan birbirlerini dengeleyecek şekilde anlatmak ruh sağlığı bakımından yararlı olmalı" der.
“Babam, her sabah kalktığında, kahvaltısını yaptıktan, gazetelerini okuduktan sora giyinip işine gitmek üzere odasından çıktığında, önce büyükannemin (Çevriye Temelli) odasına uğrar, onun hatırını sorar, odasında birkaç dakika kaldıktan sonra aşağı iner, evden çıkardı.
Bir gün yemekte annem, büyükannem ve bir iki konuk arasındaki konuşmalarda nasılsa konu tanıdık kimselerin davranışlarına geldi. ‘O nasıldır, bu nasıldır' gibi sorular soruluyordu. Birisi benim bir hareketimden övgüyle bahsetti. Onun üzerine büyükannem konuyu kestirip atan bir tavırla:
Erdal merhametlidir! dedi.
***
Cumartesi arkadaşlarımızdan Orhan Ural da öldü. Prof. Ali Fuat Cesur’u da yeni yitirmiştik. Yine cumartesi arkadaşlarımızdan Prof. Sadun Uzel, İzmir’de yüreğinden sayrılanarak, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Sayrıevi'ne kaldırıldı. Bir arkadaşımızı uğurlarken, birine “geçmiş olsun "diyoruz.