Ah Kitap, Vah Kitap!

TÜYAP, İstanbul'la Ankara'dan sonra İzmir’de de kitap şenliğini başlatıyor. TÜYAP’ın etkinlikleri İzmir'de 9-17 Mart günleri arasında, dokuz gün sürecek. İzmirliler yaşadı!
İzlenceye baktım, İzmir Fuarı'nda 9 Mart Cumartesi sabahı, açılıştan sonra 11.30’da, şenliğe gelen yabancı konuklar tanıtılıyor. “Egelilik Üzerine Söyleşi" de, Yorgo Andreadis ile Cengiz Bektaş'tan. Daha sonra Muzaffer İzgü ile gülmecesi üstüne açık oturum. Günün son söyleşisi İlhan Selçuk’tan; konusu: “İzmir Dağlarında Toplar Kurulur: İzmir’de Kuvay-ı Milliye. " Düzenleyen: TÜYAP; İlhan Selçuk, 1995 TÜYAP İstanbul Kitap Şenliği'nde “Onur Yazarı" seçilmişti.
10 Mart Pazar günü de Ümit Yayıncılık’tan Sevgi Özel'in yöneteceği “Çağdaş Toplumda Basın, Bilim, Sanat ile Birey" konulu açık oturumda Aysel Ekşi ile Şükrü Erbaş konuşacaklar. Konuşmacılar arasında ben de varım, iyi mi? Daha sonra da kitaplarımızı imzalayacakmışız. İzmir Kitap Şenliği’nde, Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin de bir yeri var, orada ÇGD'nin yayınları sergilenecek; ben de bu fırsattan yararlanarak okurlarla söyleşeceğim.
Yaşar Kemal de tam yargılanacak zamanı buldu. Bugün Erdal Öz’le birlikte İstanbul'da 2 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanıyorlar. Yaşar Kemal, daha önce yargılanmış, aklanıp çıkmıştı. Yaşar Kemal’in Ocak 1995'te çıkan “Düşünce özgürlüğü ve Türkiye” adlı kitapta, “Türkiye'nin Üstündeki Kara Gökyüzü" ile “Zulmün Artsın" başlıklı yazılarda bölücülük yapıldığını ileri süren DGM Savcısı, Yaşar Kemal'le Erdal Öz’ün yedişer buçuk yıl ağır hapisle cezalandırılmalarını istiyor. Savcı bugün iddianamesini okuyacak.
Yaşar Kemal'in yaptığını çocuk yapmaz; bir yanda kitap şenliği, bir yanda tutmuş kendini DGM’ye verdirip yargılatıyor. Olacak şey mi?
Bugün benim doğum günüm, dedim, yargılanmanın sırası mı? Hem kitap şenliği de başlıyor! (Gerçekte doğum günüm uyduruk; benden üç yaş büyük ablamla ikiz yazılmışım. Bizden önce, bir ikiz ölmüş, ama onlar biz değiliz!)
Köylüler böyledir, biri sevinirken biri üzülür; iki yıl önce, İstanbul’da Kitap Fuarı’nda, sergiden kitapları toplayıp götürmediler mi Mustafa?
Yaşar Kemal'in yargılanacağını duyunca, Avrupa’da aydınlar birbirlerine girmiş, Yaşar Kemal’in faksı, telefonu kilitlenmiş.
Aydınlar, Avrupa Birliği'ne başvuruyorlar; “Çiller sizi tuzağa düşürdü, önce beraat ettiriyorlar, gümrük birliğine girdikten sonra yargılıyorlar” diye. Herkeste öfke. İsveç’ten dışişleri bakanından ileti gelmiş; o da “Tuzağa düştük” diyormuş.
Bu yabancılar da hiçbir şey bilmiyor. Burası Avrupa mı? Türkiye! Biz daha anayasamızı, yasalardaki düşünce özgürlüğüne karşı faşizm kokan hükümleri değiştiremedik. Değiştirelim de o zaman görün!
Uzgöreç izlencelerini (televizyon programlarını) izlerken insanlığımdan utanıyorum. Gençler öğretimin parasız olmasını istiyorlar, haksızlar mı? İlle parası olan mı okuyacak? Gençler, yerlerde sürükleniyor, coplanıyor, tekmeleniyor. Kimse, bunlar ana kuzusu demiyor. Poliste hiç insaf yok mu? Ruhi Su'nun 1951'de, İstanbul’dan Adana’ya götürülürken Hasan Dağı önünde bir haykırışı vardı:
“Hasan Dağı eğil bir bak/ Vuruyor zincir bileği/Jandarmada din iman yok!"
Çocukluğumda bir jandarma dayağı seyretmiştim. Jandarmalar, sanıkları döverken elleri acımasın diye, sanıkları birbirlerine dövdürüyorlardı. Biri, arkadaşına acıyıp hafif vurursa, o zaman işe girişiyorlar, vuruşmayı kızıştırıyorlardı. Canı yanan sanık arkadaşına daha sert vuruyor, bu böyle sürüp gidiyordu. Üç-dört yaşlarında var yoktum, ağlamaya başladım. Jandarmalar, beni oradan uzaklaştırdılar gülerek! Haydi, onlar öyle görmüşler, öyle eğitilmişlerdi. Yüzyıllardır dayağı bir eğitim aracı olmaktan çıkaramadık mı?
Köy Enstitüleri döneminde, öğrenciye dayak kaldırılmıştı. Hakkı Tonguç, enstitülere bir genelge yayımlamış, öğretmen öğrenciyi döverse, öğrencinin de onu dövebileceğini vurgulamıştı.
Sağlık da öğrenim gibi; sağlığın paralı olması eşeklik. (Eşeklerden özür dilerim.) Parası olmayan ölsün mü? Avrupalılar nasıl kurmuşlar düzenlerini? Neden oralarda kitaptan, yazıdan kimse yargılanmıyor, hapis yatmıyor da Türkiye’de cezaevlerinden çıkamıyorlar? Avrupa’da saatler bir-iki saat geri; Türkiye, bir bunda ileri. Güneş erken doğuyor ne güzel! Güneşten de mi bir ders almıyoruz ne?
56 yıl önce, eğitimde dünyaya örnek olacak Köy Enstitülerini kurmuşuz. Yoksul köylü çocuklarını köylerinden alıp, yetiştirmişiz. Kimi öğretmen, kimi sağlıkçı olmuş. Yetkililere bir bakın, hiç adını anarlar mı bu kuruluşların? “Çoban Sülü" Süleyman Bey de anmıyor. Tansu Çiller’in babası, hiç mi Köy Enstitüsü görmemiş?
Ankara'da da bir “Kitap Şenliği" var. Adı, “Öteki Kitap Şenliği". Zafer Çarşısı’nın altında. Ankara'daki yazarların hemen hemen tümü orada. Mahmut Makal'la ikimiz, bugün saat 14.00'te, okurlarla söyleşip kitaplarımızı imzalayacağız. (Bu reklam sayılır mı acaba?) Cahit Külebi’nin imza günü 10 martta. “Öteki Kitap Şenliği"nin yöneticisi Vedat Yeniçeri. Şenliğin her çeşit hazırlığını yazar arkadaşımız Mahmut Temizyürek gerçekleştirmiş.