Savaşta, Barış Özlemi...

TÜYAP İzmir 1. Kitap Şenliği'nde, arkadaşım Erdoğan Sorguç’un imzalayıp verdiği, babasının Kurtuluş Savaşı anılarına ilişkin kitap beni öyle sardı ki başucu kitabım oldu. Erdoğan'ın babası, Yedek Piyade Teğmen İbrahim Sorguç, Kurtuluş Savaşı'nda, tuttuğu güncelerde, bir yandan savaşırken bir yandan da “barış”ı düşünüyor. Çok ilginç. Kitabı benden önce okuyan Metin Toker, şöyle yazmış:
"... Başkomutan Muştala Kemal Paşa ve Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa, emirlerinde çarpışan ‘İhtiyat Zabiti İbrahim Ethem Efendi’nin daima cebinde taşıdığı küçük defteri, tabii, ne görmüşlerdi; ne de onun günü gününe düştüğü notları okumuşlardı.
Ama ordunun ruh haletini gayet iyi biliyorlardı. Özellikle küçük subayın... Kuvayi Milliye’nin omurga kemiği oydu.
Subay artık harp istemiyordu. Asker hiç istemiyordu. Anadolu halkı da öyle! O halde ‘sulh yapmak' İhtiyat Zabiti İbrahim Ethem Efendi’nin cep defterinde ‘sulh’ sözcüğünün ilk defa bu olay gerçekleştikten sonra yer alması Atatürk ve onun Lozan'daki baştemsilcisi İnönü'nün doğru teşhis koyduklarının delilidir. ” (Milliyet, 25 Aralık 1995)
Piyade Yedek Teğmen İbrahim Ethem Sorguç’un güncesini izliyorum: Ancak, onun bir sözcüğünün Türkçesini yazacağım: “sulh” yerine “barış" diyeceğim:
Eylül 1338 (1922) Perşembe - Talime çıkmadık. Sabah okuduğumuz bir fırka (tümen) emrinde Düvel-i İtilafıye (İtilaf Devletleri) Misakı Milli şeraitini (koşullarını) kabul etmiş. Franklen Buyon (Franklin Bouillon) barış koşullarını hamilen geliyormuş. Terhis günleri yaklaştığından memnunuz. Bugün fırkanın mızıkası taburumuzda alay efradına ve zabitanına çalıyor. Gece geç vakte kadar eğlence devam etti. Eğlence esnasında tabur yaveri, Misaki Millimizin Düvel-i İtilafıye tarafından kabul edildiğini ve boğazlara taarruz edilmemesini Düvel-i İtilafiye’nin rica ettiklerine dair gazeteden aldığı parçayı yüksek sesle okudu. Bütün zabitan (subaylar) ve efrad (erler) tarafından yaşasın ordumuz sedaları ile sürekli alkışlar devam etti. İşaret fişekleri, tabanca sesleri. Artık barışın olacağına biraz inanır gibiyiz.
Eylül 1338 (1922) Cuma - Hava durgun ve sıcak. Bir iki aya kadar terhis olacağımızı ümit etmekteyiz. Temmuz maaşları fırkaya gelmiş.
Eylül 1338 (1922) Cumartesi - Akşam anafordan çekirdeksiz yirmi okka üzüm geldi, hey hey. Biraderden 5 Eylül 1338 tarihli bir mektupla Mehmet Bey'den iki mektup ve pederden iki gazete aldım. Bandırma'da sulh murahhaslarının (barış kurullarının) içtima etmek (toplanmak) üzere olduklarını yazıyordu.
8 Teşrinievvel (Ekim) 1338 (1922) Pazar - Gece yarısında, sabah saat 8'de hareket için emir verildi.
Vazife dolayısı ile sabaha kadar hiç uyumadım. Tam saat sekizde alayımız Baba köyünden hareketle üç buçuk saatlik bir yürüyüşten sonra Balıkesir’in 15 km. şarkında (doğusunda) Paşaköy etrafında açık ordugâh kurduk. Yürüyüş istikametimizin Erdek olduğu söyleniyor.
(Olayların gelişinden anlaşıldığına göre, bu grup. İzmir'e girmiyor, Balıkesir-Adapazarı yönünde yol alıyor. Oysa, babamların bulunduğu birlikler, 9 Eylül 1922'den beri İzmir’deler).
İbrahim Ethem Sorguç’un “İstiklal Harbi Hatıratı" kitabı ile ilgili yazıyı burada kesiyorum. Kitabı arayanlar, oğlu Erdoğan Sorguç'tan bulabilirler. Telefonu: (0 232 4214367).
Barışın savaşta da düşünülmesi olayı, üzerinde durulacak konu. Güneydoğu da bugün, dünyanın en anlamsız savaşımı sürdürülüyor. Ölenlere, yaralananlara, halka yazık değil mi? CHP'nin 1950 öncesi başbakanlarından Prof. Şemsettin Günaltay, CHP’nin 1954 kurultayında yaptığı konuşmada bir yerde şöyle diyordu:
Eğer deli bir olursa, sorunun çözümü kolaydır; deliyi bağlarsınız biter. Eğer iki yan da deli ise, zincirlere vursanız durmaz!..
Sözün özü, insanların uslarını başlarına toplamaları gerek. Yoksa, işlenen cinayetlerin önü alınamaz.
Eşitliğin simgesi Nevruz, ne güzel bir fırsattı, insan olana...
***
Düzeltme: 14 Mart Perşembe günkü Cumhuriyet’te ODTÜ ile ilgili bir haber çıkmıştı. “Üniversitede bekâret kontrolü" diye. Telefonum kilitlenmişti. Üniversite yöneticileri, öğrencilerin yaydıkları bu haberden dolayı çok üzgündüler. Bana da fakslar çekiliyor, “Ekmekçi’nin olduğu gazetede, böyle haber nasıl çıkar” diye soruluyordu. İki kızım ODTÜ’yü bitirmişlerdi. Onlara sorular yöneltiliyor, “Babanıza sorun bakalım, ne diyor" diye eleştiriyorlardı. Hikmet Çetinkaya, 20 Mart Çarşamba günkü yazısının içinde, ODTÜ Rektörü Prof. Süha Sevük'ün açıklamasına yer verdi, “öğrenciler bizi yanılttı" diye yazdı. Rektör Prof. Süha Sevük’ün açıklaması ise özetle şöyle:
“...ODTÜ ülkemizde özgürlük ve demokrasinin en rahat yaşandığı örnek bir kurumdur. İnsan ve insan haklarına bu denli özen gösteren bir kurumun saygınlığının gazetenizde yer alan bir yazı ile zedelenmesi büyük bir haksızlıktır. Üniversitemize yapılan bu haksızlığın giderilmesi ve gazetenizin de ODTÜ camiasında yitirdiği saygınlığının geri kazanılması için çaba göstereceğiniz ümit ve inancı ile saygılar sunarım."
***
İki sayrı: İHD Genel Başkanı Akın Birdal'ın eşi, Hale Birdal bir buçuk aydır, onulmaz bir sayrılığın pençesinde yatıyor. Hale'ciğe yaşam savaşımında başarılar; O’nun başucundan ayrılmayan, önceki gün de kendisi mide kanaması geçiren Akın'a geçmiş olsun diyor, sabırlar diliyorum.