Cumhuriyet Okurlarına Uyarı!

Ferda Güley'e, “Geçmiş olsun!" dedim, ölümden dönmüştü, haberim yoktu; kendisi söyledi;
Yüzde yüz ölüyordum! dedi; Cumhuriyet gazetesinin “Ferda Güley’in Verdiği Ders" yazısının keyfini bana çok gördü bugün. Fakat verilmiş sadakam mı varmış?
Ferda Bey, kırmızı ışıkta geçmişsiniz!
Kırmızı ışık olmasına karşın, çok uzak mesafe vardı; bu uzun mesafede ben süratli geçerim diye hesapladım. Yanlış hesaplamışım; ama, sözde elimi bööyle kaldırdığım halde, taaa uzaktan hızlı gelmeye ne gerek vardı? Yangına gider gibi...
Ferda Bey’e, Kavaklıdere yönünden gelen arabanın dikiz aynası çarpmış; tam Amerikan Elçiliği’nin karşısı. Ferda Bey, oradan Amerikan Elçiliğinin önüne geçecek, arabanın dikiz aynasına çarpınca yerlere yuvarlanır Ferda Bey. Araba, yüksek mimar mühendis Fuat Cimok'undu. Ancak arabayı o kullanmıyor, sürücüsü kullanıyordu. Yerlere yuvarlanınca elindeki Cumhuriyet bir yana gitti; zeytinler, ortalığa saçıldı!
Ferda Bey, “Ankara Notları"na, “ahmak ıslatan yağmuru" derdi. Şöyle anlatırdı;
Sabah kalkıyorsunuz, bakıyorsunuz, ortalık günlük güneşlik, hava sıcak. Eh, pardösü giymeye gerek görmezsiniz, dışarı çıkarken şemsiye de almazsınız, keyifle dışarı çıkarsınız. Çok geçmez, yazının sonuna doğru, bardaktan boşanırcasına bir yağmur, bir yağmur, sırılsıklam eve dönersiniz. İşte, senin "Ankara Notları", bu ahmak ıslatan yağmuru!
Dağıtıcıdan Cumhuriyet’i alır almaz, kanştırarak kendi sözlerini şöööyle bir okumuş. En çok da “Ferda Güley, 80 yaşının gençliğini yaşıyordu " tümcesi hoşuna gitmiş, keyiflenmiş. O sırada düşünmüş olmalı kırmızı ışıkta geçmeyi! Ferda Bey, yerlere yuvarlanmasını anlattıktan sonra, şöyle diyor:
O da Cumhuriyet okuruymuş. "Bu sabah, sizinle ilgili yazıyı okudum" dedi bana. Ayrılırken, "Sizi sayrıevine götürelim" dediler, reddettim. "O zaman izin verin, sizi evinize götürelim!", “Peki, fakat aşağıdan İnönü Bulvarı'ndan dönmeniz gerekir" diye ekledim. Eve getirdiler; ayrılırken, "Bu denli hızlı gitmeyecektiniz" diye uyardım. Merdivenlerden yukarı çıkarmayı önerdiler. "Yok, ben kendim çıkarım, ortalığı telaşa vermeyelim!" dedim.
Yüzünüzde, çürükler filan var mı?
Yüzümde, gözümde yok. Yalnız düştüğüm taraftaki bacağım çizilmiş, dizkapağımın bulunduğu bölüm toz toprak içinde. Tabii gelince hemen hanım pansuman yaptı. Oksijenli su, tentürdiyot filan.
Neyse, çok geçmiş olsun!
Ben sizi çok aradım olay olmadan önce, İsmail'den. Evde yoktunuz, telefon çaldı çaldı, kimse çıkmadı.
Biz Çağdaş Gazeteciler Derneği yöneticileri olarak Meclis Başkanı Mustafa Kalemli’ye gitmiştik. Sonra, Gölbaşı'nda, “Mekon Paneel"in yöneticisi, Şahin Sevin’in "Chez le Belge”de (Belçikalının Yeri) verdiği yemeğe gittim!
Sizi bulup teşekkür edemedim! Yalnız, beni eve değin getiren mimar arkadaşa biraz kırıldım. Evi telefonla arayıp, bir “Geçmiş olsun!" demedi.
Bana telefonunu verin, ben arayayım!
Ferda Bey'in verdiği telefon. Faruk Cimok'un iş telefonuydu. 118'den ev telefonunu aradım, buldum. Bir başka Cumhuriyet okuru Faruk Cimok'la konuşuyorum.
Efendim, ben Mustafa Ekmekçi! Size de geçmiş olsun. Yalnız. Ferda Bey size biraz gücenmiş!
Neden acaba?
Neden bana bir “Geçmiş olsun!" demedi, diyor. Telefonunuzu beklemiş.
-Biz o heyecandan. ..Kendisine birçok şey önerdik ama...
Yalnız sizin bir kusurunuz var; kırmızıda da geçse bir yaya, siz şoförü uyarmalıydınız, “Yavaş git oğlum" demeliydiniz. Yolda düşen olur, yaşlı olur! Ben de 69 yaşındayım. Prof. Reşat Aktan, yeşil ışıkta yaya geçidinden geçerken öldü, biliyor musunuz?
Evet, büyük bir talihsizlik Mustafa Bey. Ben de kırk yaşında bir insanım.
Sürücünüzü siz uyarsaydınız...
Uyardım zaten, çok da hızlı giden biri değil ama... Bilmiyorum tabii. Siz tabii, olaya tanık olmadınız, biraz daha kırsaydık biz refüje çıkıp karşı tarafa geçiyorduk. Kırdı ve aynamız çarptı Ferda Bey'e. Yani aracımız çarpmadı. Aynamız çarptı, büküldü ve onun darbesiyle yere düştü kendisi.
Ama, bir on santim olsa, gidiyor adam!
Tabii tabii. Biz çok uzaktan frene bastık.
İkinize de geçmiş olsun, efendim!
Teşekkür ederim, ben kendisini, dairesine kadar çıkarmak istedim. Ev numarasını da öğrendim. Israr ettim kendisine, "Herhangi bir nedenle aramak isterseniz, ben yine yardımcı olurum" dedim. Trafik memurları da çok ısrar ettiler, sayrıevine gidin diye. Bütün ısrarı yaptım kendisine ama...
Onları biliyorum da, bir arasaydınız iyi olurdu...
Bende telefonu yok kendisinin. Ben de zaten ağırlıkla Rusya'da iş yapan biriyim. Geçen pazar geldim, bu pazar da yeniden gideceğim. Ancak çok üzüldüm. Gelir gelmez ben de o yazıyı okudum, sizin yazınızı. Gerçekten o da ibret verici bir yazı. Yani, günün koşullarında yorumlanacaksa, ancak kimin ne kadar ders aldığı tartışılır herhalde.
Ben size Ferda Bey'in telefonunu vereyim, bir geçmiş olsun deyin. Telefonu: 418 92 84; iki Cumhuriyet okuru dost, konuşun işte!
Teşekkür ederim, hatta üç şerit trafik akıyordu, iki şeridi geçmiş, üçüncü en son şeritte biz geliyorduk ve ona dönük geldik...
Ferda Bey sizin de Cumhuriyet okuru olduğunuzu söyledi.
Ben 40 yaşındayım. 25 yıldır okurum. Ferda Bey'in eski bir bakan olarak adını anımsıyorum, ama yüzünü anımsamıyorum. Bu nedenle bir kat daha üzüldüm olaya. Herhangi bir insana da çarpsam, aynı tepkiyi gösterirdim ama...
Benden Cumhuriyet okurlarına bir uyarı: Siz siz olun, yaya iseniz, arabalı iseniz kırmızı ışıkta geçmeyin; bir de Ferda Bey gibi yayalara dikkat edin, olur mu?