'Dana Eti Yiyebilirsiniz!'

Hacettepe Üniversitesi Mikrobiyoloji Profesörü Şemsettin Ustaçelebi, Hacettepe Üniversitesinde, "M" salonunda, perşembe günü yaptığı konuşmada kalabalık dinleyicilerine şunları söylüyordu:
Rahatlıkla sizlere söylüyorum, dana eti yiyebilirsiniz, bütün sorumluluk bana ait!
Çoğunluğunu sağınların (doktorların) oluşturduğu salonda, ilgiyle dinlenen profesör Şemsettin Ustaçelebi, konuşmasını “ancak" diye şöyle sürdürdü:
Ancak ve ancak, bir geçici önlem olsun diye bakanlık ve biz. Kurban Bayramı'nda bir dana kesilecekse, tabii kurbanda dananın çok çabuk pişen yerleri yeğlenir ve ithal bir dana ise -tabii burada hiçbir danayı suçlamak istemiyorum- bunun özellikle sakatatının, beyninin yenilmesinden geçici bir süre için kaçınılmasını önermekteyiz.
Dananın yerli mi, yabancı mı olduğunu anlamak için de Prof. Şemsettin Ustaçelebi, şunları söyledi:
"Geçenlerde bir konferansım sırasında birisi:
Pazara gittiğimizde, yerli ve yabancı danayı nasıl ayıracağız, diye sordu (gülüşmeler)
Bunun en güzel yöntemlerinden bir tanesi, danaya Türkçe konuşacaksınız. Eğer yanıt alamazsanız dana yabancıdır! (Gülüşmeler, kahkahalar).
Tabi, bunu ayırmanız mümkün değil. Ancak şunu söyleyeyim: Türkiye’de şu ana değin Türk danaları arasında, herhangi bir BSE olayı (deli dana) görülmedi. Herhangi bir ‘deli dana olayı' görülmedi. Veya benim deyimimle, görülmesine fırsat verilmedi. Çünkü biliyorum, bizim çiftçimiz, hayvanını biraz sayrı (hasta) hissederse, onu kesiyor. Dolayısıyla, ‘Biz yerli dana mı yiyelim, yabancı dana mı yiyelim?' tartışması biraz daha havada kalıyor. Biraz daha bilimsel yönden gerçekçi olmamız gerekiyor. Yeniden bu noktaya döneceğim…”
Prof. Şemsettin Ustaçelebi, bakanlıkta oluşturulan “deli dana" yarkurulunun da üyesi. Daha önceleri, yardımcı doçent Tanıl Kocagöz’le yaptığımız konuşmaya benzer nitelikte, bilimsel açıklamalar yaptıktan sonra Prof. Ustaçelebi, konuşmasına Güney İngiltere'de deli dana olayının nasıl saptandığını anlatmakla başladı. Olayın Güney İngiltere'de saptanmasının nedeni ise. 1980-1981 yılından sonra İngiltere hayvan yemlerim yapma yöntemini değiştirmişti. Danalara verilen yemeklere kemik ve et unu katılıyordu. Bu da koyunlardan elde ediliyordu, koyunlardan elde edilen kemik ve etler, un haline getiriliyor, bunun için de yüksek ısı derecesi ve basınç kullanılıyordu. Derece 138'di. Ancak İngiltere, bu enerjinin çok fazla olduğunu ileri sürerek enerji tasarrufuna gitmeyi kararlaştırdı. 138 derecelik ısı, 80 dereceye düşürüldü. Ve kimyasal yöntemlerle bu hayvan yemi elde edildi. Daha önce, 138 derecede ölen prionlar (sayrılığı yapan proteinler), bu kez 80 derecede ve kimyasal yöntemlerle dayanıklılık kazandılar. Prionların en önemli özelliği, ısıya çok dayanıklı olmalarıdır. Bunlar hazırlandı, danalara yedirildi. Prof. Ustaçelebi’nin deyişiyle "Danalar bunu afiyetle yediler!”
Şemsettin Ustaçelebi, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Şimdi bu hayvanlar yediler ve bunlarda bir ‘inkıbasyon’ dönemi başladı. ‘Inkıbasyon', mikrobun organizmaya girişinden sayrılık başlamasına değin geçen sure demek, bu hayvanlar kesildiler; tabii ilk soru: Hayvan sayrılanmazdan önce, inkıbasyon dönemi içerisindeki bir hayvan eti yenir ise bu insana geçer mi? Şunu da çok açık söylüyoruz, bugüne değin, kesin bir kanıt yok benim de kişisel olarak görüştüğüm, birçok uzman, BSE'nin danalardan insanlara geçebileceğini zannetmiyor. Hatta, bu konuşmayı yaptığım İngiltere'den bir arkadaşım:
Bu akşam dana eti yiyoruz! dedi. Glasgow'da…
Bunun dışında, inkıbasyon döneminde zaten prion henüz merkezi sinir sisteminde belirli bir konsantrasyonda çoğalmamıştır. Ve löp et kesinlikle yenilebilir. Prion olayı zaten iki ay önce çıktı, biz iki ay öncesine dek, dana eti yiyorduk. Birdenbire prionlar bu etlerin içine girmediler. Varsa zaten biz bunu yiyorduk. Ayrıca, bana söylenilen bir olay var; keşke olanağımız olsaydı da gönüllülere prion verseydik, ağız yoluyla kişiye verilen prionun ‘deli dana' sayrılığını meydana getireceğini sanmıyorum dedi bir araştırıcı (etör)...”
İngiltere'de 48 olay olduğunu anlatan Prof. Ustaçelebi, “İnsanların kuşkusunu çekecek bir olay var burada, son çıkan olayda yaş ortalaması düşük. Ortalama 35-40 yaş olması gerekirken İngiltere’de görülen sayrılıklarda bu ortalama, 27. Ancak, bunun da anormal olan yanı yok, çünkü, çalışmalara bakarsanız, tanımlara uyan bir sayrılık belirtisi. 27 yaşındaki bir bayanda da görüldü" biçiminde konuştu
Ustaçelebi, “Tabii, bazı önlemlerin alınması gerek. Bu önlemler ne olabilir?" dedikten sonra, önlemlerin etleri tüketen değil, üretken ülkelerce alınması gerektiğini bildirdi. Bizim alacağımız geçici önlemleri de şöyle belirtti.
“Yüksek riski olan ülkelerden et alımını durdurmak. Bu konuya bakanlık gerçekten çok ciddi yaklaştı. Özellikle, BSE'nin yaygın görüldüğü ülkelerden et alımını geçici olarak kaldırdı. Şu anda İngiliz hükümeti bir açıklama yaptı. Bugün İngiltere de dana eti rahatlıkla yeniliyor. Birçok Avrupa ülkesinde de zaten yenilmekte. Türkiye'de de zaten yeniliyordu. Bundan sonra da yenilmemesinin hiçbir anlamı yok." Ustaçelebi şöyle dedi:
“Ben dana etini şahsen yiyorum. Son zamanlarda dana etine bir sempati duymaya başladım! (Gülüşmeler) Zaten yasaklanan şeyler, insanlarda böyle bir özenti uyandırırmış! "
Prof. Ustaçelebi, bir soru üzerine, “çiğköfte" yenmesinde de bir sakınca olmadığını söyledi. Benim de bir sorum vardı, özel olarak onu sordum.
Türk halkı, dinsel yasaklarla domuz yemez. Avrupalıların daha tuzu kuru. Deli inek sayrılığı çıktıktan sonra, beyaz ete değil, domuza yönelebildiler.
Evet, tabii tüketimi daha fazlalaştı.
Domuzlarda durum nasıldır?
Domuzlarda kesin böyle bir sayrılık görülmüyor!
***
Tüm okurların bayramım kutluyorum. En sağlıklı etleri yemeleri dileğiyle.