Cezaevinde Devrim!

Asiye Eliçin’in, Eskişehir'de mahkemelerde, cezaevinde geçen serüveni gerçekten ilginçti. Bunları ilk kez dinliyordum. Eliçin'le yargılanmak istenen, gerçekte Köy Enstitüleriydi. Eskişehir’e gece varmış, emniyette gözaltına alınmıştı. Emniyettekilerin tümü, bir şey soracakmış gibi bir bahaneyle sanığı görmeye meraklıydılar. Kimi de üstü kapalı gözdağı veriyordu. Asiye Eliçin anlatıyor:
"Ben de o zaman, pek küstahdım hani. Şimdi olsa aldırmazdım. O zaman çengir çengir hepsinin sözlerinin karşılığını veriyordum. Cezaevinde, birincisinde elli beş gün yattım. O denli meraklıydı ki Eskişehir halkı, beni de çok severlerdi. Genç, alımlı da bir kızdım laf aramızda. Cezaevi yaşamım çok ilginç geçti, cezaevine arapsabunları aldım, tenekeler aldım, boşaltıp sabunlarla temizledim. Tahtakurularını yaktırdım, ilaçlattım. Bit, pire korkunç derecede koğuşu sarmıştı. Koğuşa girdiğiniz zaman, insanların sadece gözlerinin akıyla dişleri görünüyordu. Bir keser buldum, camlardan açabildiğimi açtım, değilse kırdım birçoklarını. Koğuşta linyit kömürü yanıyor sobada; sobanın boruları paramparça. Linyit kömürünün dumanı olduğu gibi koğuşta; ‘Ben uyuyamam burada!' dedim, dışarıda kanapede oturuyorum. Gardiyan kadın korkuyor. 'Acaba kaçar mı?' diye; ’Ruslar gelip uçakla kaçırır mı?' diye. Sonra, bana çok oyunlar oynandı cezaevinde, beni tuzağa düşürmek için, savcı tarafından, ama düşmedim tuzağa. Hapishanede biraz devrim yarattım, bahçeleri kazdırdım, sebzeler ektim. Çingeneler vardı koğuşta. Çingenelerin en güzel yönlerini orada öğrendim. Benim jandarmamdı onlar (gülüyor). Dejenere olmuş kadınları öyle güzel yola getirirlerdi ki. Odunu alır eline:
Ablama bir tek bir şey söyle, parçalarım seni!
Böyle dediği kadın, herkese çatan bir kadındı…"
Asiye Eliçin, ilk duruşmada, suçunun ne olduğunu öğrenecekti; öğrencilere, "Kadın ve Sosyalizm" kitabını. "Karamazof Kardeşler"i okutmuştu. Daha birçoklarını Duruşmada savcı, “Karamazof Kardeşler" yerine, “Kiromozof Kardeşler" demişti. Yargıç, “Kavanazof Kardeşler" diyordu. Sonunda yargıç:
Sanığa soralım, sanık biliri dedi. Sanığa sordu. Asiye Eliçin:
Kitabın adı "Karamazof Kardeşler“dir dedi. Savunmasını yaparken savcıya. Siz nasıl yargılarsınız beni, kocaman bir klasik romanın yazarını bilmedikten başka, adını da bilmiyorsunuz Karamazof Kardeşler de suç var mı yok mu? Beni neye göre mahkûm edeceksiniz?" diye sordu
Asiye Eliçin, Emin Türk Eliçin’in de yardımıyla güzel bir savunma yaptığı kanısındaydı. İleride, bunları anılarında ayrıntılarıyla yayımlayacaktı.
Duruşmalar sonunda, bir buçuk yıl hapis cezası verdiler Asiye Eliçin'e. Karar verilirken savcı:
Sanık bende kuşku uyandırdı; kaçması ihtimalinden dolayı, karar temyizden gelinceye kadar tutuklanmasını istiyoruz... dedi.
Birinci yılın sonunda, yeniden tutuklanmış oluyordu. Suat Derviş in eşi Reşat Fuat Baraner de o sıralar Eskişehir Cezaevi'nde yatmaktaydı.
Asiye Eliçin anlatıyordu:
"Bir yıl sonra yeniden tutuklandım; 50 gün daha kaldım cezaevinde. O elli gün içerisinde, 30 kadın hükümlü geldi Kayseri’den. Müebbet, 30 yıllık, 25 yıllık kadınlar. Çalışacaklarmış pancar tarlasında, bir günleri iki güne sayılacakmış. Bu kadınların öyküsü müthiş. Kaleme alınıp da yazılabilse. Birini anlatayım: Biri, gelininin kafasını balta ile koparmış, oğlunun namusunu korumak için. Oğlu askerden gelecekmiş, gelinin başkasıyla ilişkisi varmış, namusunu temizlemek için kesmiş. Kalkmış gitmiş teslim olmuş. Ötekilerden uzak duruyor, ötekiler onu horluyorlar. Horlayan kişiler de kimisi kızını zehirlemiş, kimisi kocasını, kimisi şeyini falan, ama o en suçlusu!
Bir gece tuvalete kalktım, kapalı bir yerde, kapıda gölgesini görüyorum. Şıkır şıkır oynuyor!
Beni görünce şaşırdı, utandı hatta.
Haydi şuraya oturalım biraz, dedim. Herkesten kaçıyorsun da ne diye kendi kendine oynuyorsun?
Hanımcığım bunlar beni dışlıyorlar.
Peki, vicdan azabı duymuyorsun da neyle hareket ediyorsun?
Hikâyem şu, dedi, bir kadın gelmiş hapishaneye. O gelmeden önce, kadının kafası ayağında dolaşıyor, topuğunu ısırıyormuş düşünde. Bu da bağırarak uyanıyormuş hep. Yeni hapishaneye gelen kadın: ‘Anam, senin derdin ne böyle? Durmadan bağırıp çağırıyorsun' diye sormuş. Halleşmişler: Gel, otur bakayım önüme, demiş kadın, sen deli misin? Şu alnını, bir bıçakla kesip açayım, her şey yazılı alnında. Senin kusurun yok ki. Allah oraya yazmış. Nasıl olsa, o gelinin başını keseceksin! Senin kusurun yok. Boşuna sıkıntı çekme, rahat uyu!' demiş. Ondan sonra, rahat uyumaya başlamış. Kimselere anlatamadığı için de geceleri oynayarak boşalıyor tabii..."
* **
Sevgili okurlara!
TÜYAP Ankara Kitap Şenliği başladı. Kitapseverlere gün doğdu. Bugünle yarın (pazar-pazartesi) saat 14.00-18.00 arasında, 4. Sokakta, Gülgeç Yayınları'nda, İsmail Gülgeç’le birlikte 'Domuzuna Yazılar' kitabını imzalayacağız. ‘Domuz yazıları' ilk kez kitap olarak okur karşısına çıkıyor. Bu da bir devrim mi ne? Bugün, Kemal Gökhan da çizgilerim topladığı ’Zontellektüel Abdullah’ı, Gülgeç'te imzalıyor.
Mahmut Makal da bugün Gülgeç Yayınları'nda bizimle olacak.