Dur Bakalım N'olacak!

Asiye Eliçin’in anlattıklarından heyecanlanıyorum; 1940’ların bir avuç aydını; yirmi yaşlarında yeni evli bir genç kız. Çifteler Köy Enstitüsü'nde iki yıl çalıştı diye başına neler geliyor? Cezaevi anılarını anlatıyor:

Cezaevindeki kadınların hep dişleri dökülmüş, diş etleri bütün yara, iltihap içinde. Sebze yemiyorlar, meyve yemiyorlar bunlar hiç. Ispanak aldırdım kilolarca; onları ayıklatıp çığ çiğ salata yapıyorum, limonla onlara yediriyorum. Kadınların on beş gün sonra gözleri parladı.' Protein almıyorlar, sadece kuru ekmek ve bulgur çorbası yedikleri için. Emin Türk Eliçin'in Vakfı (ETEV) işlerim bitirdikten sonra yazacağım inşallah.

Eskişehir'de mahkemede yargılanırken halk nasıl karşılıyordu sizi, tepki gösteriyor muydu?

Tam tersine, bana saygı beslediler! yanıtını veriyordu.

Asiye Eliçin, Eskişehir'e gelişini anlatıyor:

Gece beşte tren var Ankara’ya. Eskişehir'e, otele gelirim, otelde yatarım; duruşmaya çıkar, arabaya biner istasyona gelirim her zaman. Bu bir yıl sürdü. Fakat ilk gelişlerden birinde, arabadan indik, hamallar geldiler, balyamı, valizleri aldılar, ben de arkalarından gittim. Valizlerim yok, balya orada duruyor. Aman, nereye gitti? Yok. Bavullarım yok. O sırada, birisi belirdi orada, yakışıklı falan bir adam. "Sorununuz mu var?” dedi "Evet, valizlerim gitti, çaldılar galiba" dedim. "Şuraya karakola gidelim!" dedi.

Anlatıyor Asiye Eliçin başına gelenleri:

"Gittim Tespit yaptılar, ne var, kitaplar filan. Ben de kitapları Ankara'da bırakmışım. Biliyorum kritik bir dönemdi, fark etmiştim. Israrla da üstünde durdular, sakladığım bir şey var mı diye. Nasıl olsa arayacaklardı. Dediler ki;

Biz valizlerinizi buluruz, merak etmeyin.

Kendisini vali yardımcısı olarak tanıtan o yakışıklı adam. ‘Aynı zamanda gazeteciyim' dedi. ‘Otele gitmeyin, buyurun bize gidelim, çay içer konuşuruz. Bu konular benim de merakımı çekiyor. Sabah bulurlar arkadaşlar valizlerinizi!’

Ben dayanamadım:

Bu adam polis mi?

Polismiş!

Gittik. Fakat o denli güvenliyim ki kendime, 'Peki gidelim' dedim. Öyle çayırlık falan, biraz kenar bir yerde, bahçe içinde iki katlı küçük bir ev. Baktım, orada bir polis giysisi, şapkası duruyor. Hemen paltosunu götürdü, giysinin üzerim kapadı. Ben hiç bozuntuya vermedim. Gittim, bir köşeye oturdum. Siper aldım adeta. Bakalım, arkası ne getirecek? (Dur bakalım n’olacak.)

Konuştu yavaş yavaş, beni beğendiğinden filan söz etti, işi azıtmaya başladı. Saldırmaya, tutmaya çalışıyor. Türlü türlü manevralar yapıyor. Diyor ki:

Ben nasıl olsa evleneceğim seninle!

Sen neci oluyorsun da, benimle evleniyorsun, kendine gel! diyorum. Derken adamı köşede dövdüm, çok da güçlü bir kızdım o zaman. Küçük parmağını kırdım. ‘Sen çık dışarıya, ben gideceğim!' dedim, sabahleyin. "

Size açıkça saldırmak istemiş?

Evet evet. Sabah başka, yoğurtlu kebap ısmarladı. Tabii yemedim. Emniyet müdürü, oradaki muavinler, beni sirk hayvanı gibi gördüler (Sabah, Eliçin'in bavulları teslim edilir karakolda.)

Asiye Eliçin ilk duruşmayı anlatıyor, şöyle:

"Eski bir bina vardı, Odun Pazarı diye bir yerde, orada yargılanıyordum. Duruşma salonu o denli kalabalıktı ki. İlk duruşma gergin bir hava içinde geçti* Bina, kalabalıktan yıkılacak diye korktular. Ahşap, büyük bir bina adliye binası Asıl ilginci eşime (Emin Türk Eliçin) yaptıkları eziyet. Girdim hapishaneye, mahkemeye gideceğim. Bir çavuş beni görmek istemiş. Görmek için sıraya giriyorlardı adeta. Dedim ki:

Yarın arabayı getirsin! Çıkmadım dışarıya.

Kendisi gelsin! demiş.

Kendim lazım değilim, araba lazım bana! dedim, payladım.

Eşim de geldi, oturdu duruşmada. Beni aldı, araba ile götürecek. Çavuş:

Yürüterek götüreceğim sizi! dedi. Baştan beni araba ile götürdü de dönüşte eşimle birlikte geliyoruz cezaevine. Eşim beni bırakacak. Tartışmaya başladılar. Emin Türk de kendi biçemiyle çıkışıyordu. Çavuş:

Tutuklayacağım seni, dedi, kelepçe vurup Eskişehir’de dolaştıracağım. Ben hiç kimseyi dinlemem. Beyefendi, meyefendi bana vız gelir! dedi.

Ben cezaevine gittim. Çavuş, Emin Türk’ü gerçekten bileklerine kelepçe vurup Eskişehir'de dolaştırmış. Götürmüş savcıya. Emin Türk'ün bir suçu yok. Savcı Emin Türk'e ‘Haydi git!' demiş.

Hayır, gitmem! demiş Emin Türk. Bu adamın cezasını verin. Nereye bağlıysa ben bunu takip edeceğim! Dört-beş saat uğraşmış Emin Türk, çavuşun cezalandırılmasını sağlamak için. ‘Komutanlık merkezi Kütahya'da’ demişler, öyle kurtuldu çavuş!

***

Ankara'da TÜYAP 3. Kitap Şenliği güzel gidiyor. Pazar günü "Gülgeç’’te, İsmail Gülgeç'le birlikte. "Domuzuna Yazılar”ı imzaladık. Kemal Gökhan Gürses ile Mahmut Makal da "Gülgeç "teydiler. Okurlarla ne güzel söyleştik. Tümü, domuzu çok seviyorlardı. Okurlar, İsmail Gülgeç'le, Kemal Gökhan Gürses'e, "Sizi yine Cumhuriyet'te bekliyoruz!" dediler...

Yarın TÜYAP'ta 3. Sokak’ta "Ümit Yayıncılık "ta saat 14.00-18.00 arasında "Çarıklılar" ile "Tilkiyle Kuyruğu''nu imzalayacağım. Yarın Jülide Gülizar da birlikte olacak, kitaplarını imzalayacak.