Ölümsüzler...

“Bir garip ölmüş diyeler / Üç günden sonra duyalar / Soğuk su ile yuyalar / Şöyle garip bencileyin. ”

Yunus Emre, bu dizeleri sanki sanatçı Yaltalar için söylemiş. Trafik kazasında karı-koca Yaltalar'ın öldükleri, beş gün sonra öğrenilebildi. Yanmış, kömür gibi olmuş vücutları, birbirlerine sarılı bulundu, Gökhan Yalta'yla Evren Yalta'nın.

Fotoğraf sanatçısı, ustası Gökhan Yalta'yla, eşi metin yazarı Evren Yalta, 28 mayısta, İstanbul’dan Kuşadası'na gitmek için yola çıktılar, kendi arabalarıyla. Yanlarında çalışan Utku adında bir arkadaşları ile Dalmaçya cinsi “Punto "adındaki köpekleri de yanlarında. Arabada bir kişi daha var. ama daha kişiliğini kazanmadı, o, anası Evren’in karnında “Ege Bebek!"

İzmir’e vardıklarında, 28 mayıs akşamı saat 23.00 sıralarıydı. Arkadaşları Utku, Dikili’ye ailesinin yanına bayramı geçirmeye gidiyordu, onlara iyi yolculuklar diledi, ayrıldı. Onlar, Gökhan Yalta, Evren Yalta, Evren'in karnında Ege Bebek, doğmadan adını koymuşlardı. “Kız da olsa, oğlan da olsa, adı ‘Ege’ olsun" demişlerdi. Arka koltukta da kendi eğitip yetiştirdikleri “Punto" köpek, “Punto" adını belki de basımla, afişle ilişkileri nedeniyle koymuşlardı, kim bilir?

İzmir’den sonra Torbalıyı geçip Selçuk'a on kilometre kala, karşıdan boş bir tanker gelip, direksiyonda oturan Gökhan’dan yana vurdu, o bölümü neredeyse götürdü. Araba sürüklendi, arkasından yanmaya başladı. Tanker şoförü, durup yangını söndürecek yerde, kaçtı. Geceyarısı 100 km ötede yakalandı. Savcı, Gökhan Yalta'nın babası Bahtiyar Yalta'ya sordu:

Gökhan'ın düşmanı var mıydı? Ekonomik, ailevi, rekabet gibi...

Hayır yok. Niçin sordunuz?

Şunun için sordum, çünkü bu olay, ancak bir kasıtla meydana gelebilir. Bunca yıllık savcıyım. Böyle trafik kazası görmedim. Sanki kasıtla gelip vurmuş gibi.

Savcı, “Bu bir basit trafik kazası değil, derinleştireceğim" diyordu.

Şoför (Mustafa Özel), ifadesinde. “Gidiyordum, önden giden arabadan bir stepne düştü, stepneye çarpmamak için arabayı kırdım, bu arabaya çarptım" diyordu. O yolda arandığı halde, öyle bir stepne bulunamadı.

Stepneyi gören de yoktu...

Yukarıdaki yazı, Gökhan Yalta ile eşi Evren Yalta'nın trafik cinayetinde yaşamlarını yitirmelerinden 25 gün sonra 22-23 Haziran 1993 günleri Cumhuriyet'in “kültür" ekinde yayımlanmıştı.

Birkaç gün önce, Atatürkçü Düşünce Derneği Eskişehir Şubesi Başkanı Ayyuk Erenberk’le konuşuyorduk. Muzaffer İlhan Erdost, Ayyuk Erenberk'e demiş ki:

Gökhan'ın ölümüyle ilgili yazısı, Ekmekçi'nin şimdiye değin yazdıklarının en güzelidir!

Yazıyı duyarak yazmışım demek, diye düşündüm. Yazı daha sonra şöyle sürüyordu:

Baba Bahtiyar Yalta, cenazeler kalktıktan sonra evinde bana şunları söyledi:

Savcıya da söyledim, eğer o şoför gelseydi bana. "Bakın beyim, ellerim yandı, karardı, yangından kurtaramadım, yanmalarını önleyemedim” deseydi, hiçbir iddiada bulunmayacaktım. "Bizim kaderimiz buymuş, biz affettik” diyecektim. Fakat çocuğumu, gelinimi yanarken bırakıp kaçması, hiçbir gayret göstermemesi...

Tankerin vurup, Gökhan'ın tarafını parçalamasıyla. Gökhan'la Evren, birbirlerine sarılarak yanmışlardı. Bahtiyar Yalta, olaydan beş gün sonra, olay yerinde inceleme yaparken. 35-40 yaşlarında bir köylü yanına yaklaştı, şöyle dedi:

Beyim geçmiş olsun, başınız sağolsun. Vallahi kurtaramadık. Ne yangın söndürme cihazımız vardı, ne bir şeyimiz. Kurtaramadık. Gözümüzün önünde kız bağıra bağıra gitti. Fakat beyim, arka kapıyı açtık. Köpeği tuttuk çıkaracağız, köpek gelmiyor, ısırıyor beyim, atlıyor sahiplerine doğru. Biz köpeğin bu kadar sadığını hiç görmemiştik beyim!

Gökhan Yalta'yla, Evren Yalta arabanın içinde cayır cayır yanıp can verirlerken oradan geçen arabaların kimi durmuş, şöyle konuşmalar olmuş:

Sana ne? Başını belaya mı sokacaksın? Karakola gidersek savcı ne der? Başımıza dert açarız, geç kalıyoruz zaten!

Kimi de yardım etme olanağı bulamaz. Şase yanmış, söndürme araçları yok geçenlerin. Milyarlık arabalara biniyorlar da elli bin liralık yangın söndürme aracı almıyorlar.

Baba Bahtiyar Yalta şöyle dedi:

Oğlum, genç bir kabiliyetti, gelecek vaat ediyordu. Bu çalışmaları böyle sürebilseydi, uluslararası bir üne kavuşması olasılığı güçlü görünüyordu. Trafik anarşisi dediğimiz trafik keşmekeşi, çok değeri böyle yok edip gidiyor. Oğlum değil, ama gelinim kesinlikle kurtarılabilirdi. Böylece gelinin karnındaki bebeği de kurtarabilir, yaşatabilirdik...

Yazı, daha çok uzundu. Ben, buncağızı aktardım. Tümünü, çıkacak kitaplarıma almayı düşünüyorum. Onlar belleklere yerleşmişler, ölümsüzlüğe ulaşmışlardı...