Domuz Filmini Gördünüz mü?

28 mayıs salı günü Eskişehir'deydim. Okurlar bilirler, üç yıl önce Kuşadası'na giderlerken. Torbalı-Selçuk arasında, bir trafik cinayeti sonucu yanarak ölen fotoğraf sanatçısı Gökhan Yalta ile eşi metin yazarı Evren Yalta, Evren'in karnındaki dünyayı görmeden giden "Ege Bebek” ile köpekleri Punto'nun anılarına düzenlenen fotoğraf sergisini izledim Eskişehir'de.

Eskişehir Fotoğraf Sanatçıları Derneği (EFSAD) düzenlemişti sergiyi.

Bütün ailenin bireyleri hemen hemen birlikteydi. Torunlar evde kalmıştı belki de. Baba Bahtiyar Yatta, eşi Neriman Yatta, kızları Gülden Pekdemir ile Gülay Vural, damatlar Ender Pekdemir, Şefik Vural. Metin yazarı Evren Yalta'nın annesi Berrin Er ile babası emekli Veteriner Albay Ali Er, biz Ankara'dan ayrıldığımız sırada, Çanakkale'nin Karabiga'sından -İstanbul üzerinden- Ankara'ya gelmişler. Evren'le Gökhan'ın Ankara'daki gömütlerine uğrayıp dönmüşler.

Eskişehir'e geleceğimi duyan Anadolu Üniversitesi’nin İletişim Fakültesi öğrencileri, okullarına gelerek bir konuşma yapıp yapamayacağımı sordular. "Peki" dedim. Geleceğin cin gibi gazetecilerinin çeşitli sorularını yanıtladım. Ayrılırken, dinleyenlerden birine, konuşmamı nasıl bulduğunu sordum:

Ağzınızdan bal damlıyor! dedi, şişindim...

Salonda konuşurken, yanımda yardımcı Doçent Doç. Dr. Filiz Seçim oturdu. Toplantıyı, öğrencilerden Tamer Levent düzenlemişti.

Oradan doğruca, Sakarya caddesindeki Atatürkçü Düşünce Derneği'ne gittik. Orada, kitaplarımı imzaladım. “Domuzuna Yazılar", “Çarıklılar'' ile 'Tilkiyle Kuyruğu" vardı. Kitaplar hemencecik bitti. Eskişehirli dostum sürücü Remzi Ürgüp’ü aradım. Remzi arabasına atlayıp geldi.

Gökhan Yalta'nın fotoğraf sergisini açış konuşmasında. EFSAD Başkanı Prof. Dr. Levent Kılıç, özetle şunları söyledi:

‘‘Bu sergi derneğimizde açtığımız diğer sergilerden farklı. Gökhan Yalta şimdi aramızda değil. Kendisini kötü bir trafik kazasında bundan üç yıl önce kaybetmiştik. Bizler, fotoğraf dostları, bugün burada Gökhan dostumuzun kalan fotoğraflarıyla birlikteyiz. Bu sergi nedeniyle bir kez daha insanın yaşadığı zaman dilimi içinde çevresine duyarlı olmasının önemini anımsıyor insan. Gökhan Yalta'nın, kısacık yaşamı içinde fotoğraf makinesiyle belgeledikleri, sadece ailesi ve onu seven dostları için değil, fotoğrafa meraklı herkes için bir övünç kaynağı olmalıdır. Sergide yer alan fotoğraflar yaşamın çeşitli alanlarından derlenmiş bir güldeste. Hem konulara bakışıyla hem de fotoğrafik olarak sergileme biçimiyle farklı bir yaklaşım getiriyor Gökhan Yalta. Keşke yaşasaydı da devam edebilseydi.

Kuşkusuz bu sergi nedeniyle ailesinin yüreğine düşen acı, bir kez daha alevlenmiştir. Bu canavar bakalım ne zaman duracak? Ne zaman doyacak? Bizler için böyle güzel bir sergiyi buruk yaşatan trafik canavarına lanet olsun..."

Serginin düzenlenmesinde üniversite öğretim görevlisi Merter Oral’ın büyük emeği vardı.

Eskişehir'de, Eskişehir’in aydınlarıyla tanışma, görüşme olanağını da buldum. Güzel izlenimler bırakan, birkaç kişinin adlarını yazmak isterim. Anadolu Üniversitesi Sivil Havacılık Yüksekokulu’nda öğretmen pilot emekli Yüzbaşı Bahadır Attan. Atatürkçü Düşünce Derneği Eskişehir Şubesi Başkanı emekli öğretmen, 38 yıllık Cumhuriyet okuru Muammer Uludağ. DDY Sayrıevi, göz sağını Neşe Matay, Eskişehir'de Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucusu, Genel Merkez Denetleme Kurulu üyesi Ayyuk Erenberk, Ayyuk Bey'i son yazıda Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı diye yazmıştım, düzeltiyorum...

Daha kimler var, tanışıp görüştüklerim arasında? Oya Erkan, Erdoğan Ekiner, İlyas Küçükcan, sosyal hizmet uzmanı Mahmut Akın.

ÇGD Eskişehir Şubesi Başkanı Ömer Duru. ÇGD’nin merkezinde, yemek verip Eskişehirli gazetecilerle tanıştırdı, bunlardan kimileri şöyle: Can Hacıoğlu, Ali Baş, Bülent Teoman Uzun; Engin Bayrı, Şaban Bağcı; Vedat Alp, Ömer Duru “İstikbal”de yazıyor.

Erdal İnönü, 28 mayısta Eskişehir'deydi. Onun da konuşmaları vardı. Gökhan Yalta'nın sergisini görmesini istedim ama, gelemeyeceğini bildirdiler.

Gece, şeker fabrikasının konukevinde yattım. Adnan Menderes de 26 Mayıs 1960'ta şeker fabrikasındaydı. Gece yatmadan, Piraye Bigat Cerrahoğlu'nun "Demokrat Parti Masalı"nı okudum. Ankara’da bitirdim kitabı. Serçeparmak kalınlığında bir kitapçık. Bir yerde "Satılmış Kalemler" arabaşlığıyla, şöyle deniyor:

"Bir akşam, Ankara treninin restoranında Sait Başak'la oturuyorduk, önümüzden zamanın müthiş yazarı Necip Fazıl geçti, Sait Başak kendi kendine söylenir gibi:

150.000’i kopardı, dedi. ‘Nereden, niçin?' sorumu, 'Nereden olacak, Adnan (Menderes) Bey'den, niçinini de yakında görürsün' diye yanıtladı."

Adnan Menderes'in müsteşarı Ahmet Salih Korur’du. Piraye Bigat şöyle diyor:

“... Kendisini ziyaret ettiğim bir gün bana, odasındaki çelik dolapları göstererek, ‘Bunlar tahsisatı mesture (örtülü ödenek) harcamalarının makbuzları' dedi. En aşağı beş senelik makbuzları neden sakladığını anlayamamıştım. Bu makbuzların imha edilmesi için başbakanın ibra imzası gerekirmiş, ama Menderes biriken makbuzları görür, fakat imzayı vermezmiş. ‘Kendisine güvenmiyorum. Gerektiğinde imzasız imha edişimi benim aleyhime de kullanabilir' dedi. Ne çare ki Yassıada 'da ortalığa dökülen bu makbuzlar nedeniyle Korur, Menderes aleyhine delil toplamakla suçlandı..."

Ankara'da Metropol'de domuz filmi oynuyor. Görmedinizse görün; adı: "Bebe". Metrapolcüler, "Domuzuna Yazılar"ı da alıp vitrine koymuşlar. İyi mi?