Sabahattin Ali'nin İzinde...

Kültür Bakanı Agâh Oktay Güner’e telefonda:

Ben Kırklareli'ne "Sabahattin Ali Günleri "ne gidiyorum, dedim.

Allah senden razı olsun! dedi, Sabahattin Ali'ye çok yazık olmuştur, diye ekledi.

Agâh Oktay Güner’in bende, geçmişte olan bir olay nedeniyle, olumlu bir izlenimi vardır. Önce, onu anlatayım: 12 Eylül'ün başları, civcivli günleriydi, Mamak'ta duruşmalar sürüyordu. Arada sırada duruşmalara da gidiyor, izliyordum. Birinde, Teoman Erol'le birlikte gitmiştik; TÖB-DER'in, daha başkalarının duruşmalarını izledik. O gün, MHP’lilerin de duruşması varmış. ‘Haydi, bir de ona gidelim!’ dedik. Gittik. Basına koca salonun en arkasında bir yer ayrılmıştı, daha doğrusu yazarlara. Fotoğraf çekenler öne gidebiliyorlardı yalnız. Arkada bir süre oturduk, ben hiçbir şey anlamadım. Sanıkların yüzlerini görmek istiyordum, ı-ıh göremiyordum. Teoman'a:

Ben, en öne gitmek, sanıkları yakından görmek istiyorum! deyince Teoman:

Sen git, ben gitmem! yanıtını verdi.

Boynumda fotoğraf makinesinin oluşu, öne gitme işimi kolaylaştırıyordu. En öne, sanıkların karşısına vardım. Bütün yüzler tanıdık. Yıllarca aleyhlerinde yazıp çizdiğimiz kişiler bunlar mı? Ölüm cezası ile yargılanıyorlardı. Agâh Oktay Güner, Alparslan Türkeş yan yana oturuyorlardı. Emekli öğretmen Albay Tahsin Ünal, Güner’in solundaydı. Türkeş'le Ünal'ın arasında.

Bir ara, Agâh Oktay Güner'le göz göze geldik. Karşılıklı gülümsedik. Güner. Türkeş'in koluna dokundu:

Ekmekçi gelmiş! diye fısıldadı. Türkeş baktı, onunla da gözle selâmlaştık. Bir ara, Tahsin Ünal, Agâh Oktay Güner’in kulağına bir şeyler fısıldadı. Sonra, bana bakıp gülüştüler. Orada, daha çok kalmadım, ayrıldım.

Aradan yıllar geçti; MHP’liler salıverildiler. Herkes dışarı çıkmıştı artık. Milliyet’in bir yaşdönümü kokteyline gitmiştim. Tüm politikacılar orada. Bir ara, karşıdan Agâh Oktay Güner gözüktü. Çok kimse heyecanlı bir biçimde. Agâh Oktay Güner'i öpmek için ona yönelmişti. Güner:

Bir dakika, dedi, şu karşıda bir adam var, önce onu öpeceğim. Yanıma geldi, kucakladı. Ben de özgürlüğünü kutladım. Bu arada sordum:

Duruşma sırasında, ben karşınızdayken, Albay Tahsin Ünal'la bir şey konuşup gülüştünüz. Ne dediniz?

Ha, Tahsin Ünal bana dedi ki: ‘Bak, Ekmekçi geldi, ne varsa Konyalılarda var!"

Tahsin Ünal’ın ayağında o gün ayakkabısı yoktu. Ayağını sargı beziyle sararak tokyonun üzerine bağlamıştı. Onu görünce çok acıdım. Tahsin Ünal, ilkokul birinci sınıftan arkadaşım Kevser'in eşiydi. Kevser'in salıncakta sallanışı usumda kalmış. Birkaç yıl geçti, Tahsin Ünal'ın öldüğünü duydum. Yakınları ona “Tahsin Abi" derlerdi.

Agâh Oktay Güner. Kültür Bakanı oldu, ilk onu Ankara Film Şenliği'nde gördüm Yanımdan geçerken, yine kucakladı. Sayrı olduğumu duyduğunu, çok üzüldüğünü söyledi. Kuşku yok ki, aynı görüşlerde değildik, o da bunu biliyordu. Ben kendi kendime, Prof. Faruk Erem'in "Bir Ceza Avukatının Anıları"nda geçen bir tümcesini mırıldanıyordum:

Suçluyu kazırsan, altından insan çıkar!

Salı akşamı, Metropolde oynayan “İstanbul Kanatlarımın Altında" filmini görmüştük. Taşlama ustası Hasan Çelebi, Aysel Bayramoğlu, yeğeni Aylin Lecoutre (Talu) da vardı. Film öyle, bir bardak suda fırtına koparacak türden bir film değildi. Ama, biz yasakçı bir toplumduk, bizde her şey yasaktı. Yasak değilse bile bir şey, biz onu yasaklatmasını biliyorduk alimallah! Örneğin, domuz etinin satışına resmen bir yasak yok. Haydi, bulabilirseniz bulun da yiyin! Aysel Bayramoğlu'nu, yeğeniyle birlikte Konur Sokak ta, kadındoğum sağınlarından Mehmet Apikoğlu’nun muayene yerinde bulmuş. Metropol’e oradan gitmiştik. Görenlerin çoğu, “En güzel Türk filmi" diyordu. Metropolde, domuz filmi “Bebe" de oynuyordu. Metropol'ün yöneticilerinden Abdullah Tüze ile çalışanlardan Elif Aydoğan’la bir süre oturup konuştuk. Domuz filmini çocuklardan çok, büyükler izliyorlarmış. Elif Aydoğan, "Domuzuna Yazılar" kitabını “Bebe " filminin vitrinine koymuş, keyiflendim!

Filmi gördükten sonra, Kültür Bakanı Güner’e:

Ben filmi gördüm, bu filmde birşey yok ki, deyince, bakan şunları söyledi:

Yav kardeşim, zaten biz birşey demedik ki. Bizim dediğimiz şu: “Bakanlığa verilen senaryo ile film farklı” dedi, sinema genel müdürü. Dedim ki, ‘Farklıysa, o zaman bakanlığın adını kaldırırız.” Söylediğimiz bu, Haksız mıyım? “Filmi gösterimden yasaklayacak mısınız?" diye sordular, “Hayır, dedim, ben yasakçılığa karşıyım." Ama, bunlarda akıl almayacak şekilde bir taassup var. Yani, olay sosyalistlik filan değil... Amaaan Ekmekçi, ne yazarlarsa yazsınlar!

Kırklareli’nde, yıllardır sürdürülen “Sabahattin Ali Kültür Şenlikleri’ne gitmeye hazırlanıyorum. Cuma (yarın), cumartesi günleri, İsmail Gülgeç'le birlikte, Kırklareli'nde toplantılara katılacağız. ‘Domuzuna Yazılar’la, Ümit Yayıncılık'ta son çıkan “Çarıklılar" bir de “Tilkiyle Kuyruğu" yapıtlarını imzalayacağım. Köy-Koop Başkanı Erdoğan Kantürer söyledi. "Sabahattin Ali Doğa Yürüyüşü" çok güzel geçmiş, yaşlılar torunlarıyla katılmışlar. Görülecek şeymiş, ne güzel!