Prof. Server Tanilli, Strasbourg’dan Kırklareli'ne “Sabahattin Ali Günleri"ne yolladığı iletide, tüm devrimci, demokrat örgütlere çağrıda bulundu. İyimserliği koruduğunu belirterek, “Görecek günler var daha "dedi.
Tanilli'nin iletisini Kırklareli Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Ünal Başkur okudu. Çıt çıkmayan koca salonda, dikkatle dinlenen iletinin sonunda, kalabalık Tanilli’yi çılgınca alkışladı. Özellikle 12 Eylül’den sonra yıllarını yurtdışında geçirmek zorunda kalan Server Tanilli'nin iletisini dinlerken, onu ne denli özlediğimi de anladım. Bir grup Türkiye'den Strasbourg’a gittiğimizde Tanilli, arkadaşları çeşitli otellere yerleştirir, sıra bana gelince:
Ekmekçi, sen bizde kal, konuşmaya gereksinimim var! derdi.
Japon kızı Fremy'nin hazırladığı akşam yemeğinde, gece geç saatlere dek konuşur, konuşurduk. Ben onun çalışma gücüne hayran kalırdım. Asıl çalışması, gece saat 23.00'ten sonra başlar, yıllardır kullandığı İngiliz yapımı aygıtıyla, ayaklarının üzerinde doğrulur, bir yandan kan dolaşımını sağlarken, bir yandan da aksatmadan çalışmasını sürdürürdü. Gecenin bir saatinden sonra “Ekmekçi, sana Allah rahatlık versin!" der, Japon kızı Fremy'nin yardımıyla yatağına uzanırdı. Yaşam böyle sürer giderdi. Sabahleyin Strasbourg Üniversitesindeki öğrencileri, onu beklemekteydi. Avrupa'nın hemen her yerinden gelen çağrılara katılmaya çalışır. Avrupa'daki Türkiyeli aydınların her konuda en önlerinde giderdi. Kırklareli'nde. Ünal Başkur'un okuduğu ileti özetle şöyleydi:
“Sevgili arkadaşlarım, hanımlar beyler!
Bu yılkı 'Sabahattin Ali Kültür Günleri' için çağanıza bizzat katılamamış olmanın üzüntüsünü yaşıyorum, ama bütün gönlümle yanınızda olduğumu bilmenizi isterim.
Her yıl Kırklareli'nin böylesi günler düzenleyerek büyük yazara nasıl sahip çıktığını görür, övünürüm.
Şeriatçı gericiliğin yığınla kenti ele geçirip çağdışılığın propagandasını yaptığı ülkemizde, demokratik kitle örgütlerinin imecesinde kutlanan etkinlikler bizler için bir avuntunun çok ilerisinde bir cesaret kaynağıdır.
Öyle görünüyor ki Kırklareli, Türkiye'de karanlığa karşı aydınlığın mücadelesinde, sağlam kalelerden, ileri mevzilerden biridir. Bunu gurur duyarak söylüyorum.
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ni, Kırklareli Belediye Başkanlığı’nı 'KESK' (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu) örgütlerini ve KÖY-KOOP'u, bu yılkı düzenlemelerinden ötürü de candan kutluyor ve yetkililerini yürekten selamlıyorum.
Bu saygın örgütleri, önümüzdeki yıl daha kapsamlı bir başka düzenleme bekliyor. Gerçekten 25 Şubat 1997, Sabahattin Ali’nin doğumunun 90. yılı olacak. Edebiyatımızda yepyeni bir çığır açmış büyük yazarı, o tarihte yurt çapında anacağız, anmalıyız da. Böylesi toplu bir eylemde, Kırklareli’nin yine başı çekmesini diliyorum. Onu bugünden haber verir ve dev yazarın anısı önünde en derin saygılarla eğilirken, tartışılacak 'Sivil Toplum Örgütlenmesinin Neresindeyiz?' konusunda da bir çift söz etmek isterim.
Önce 'sivil toplum' gibi ters anlamları da çağrıştıran ve ilk bakışta halkın anlamadığı bir deyimi -mümkün olduğu kadar çabuk- terk etmeli. 12 haziran günlü Hürriyet gazetesinde, Sayın Mümtaz Soysal, konuya pek haklı olarak eğiliyor ve önerilerde bulunuyordu: 'Sivil Toplum Örgütü' derken, ‘devlete, hükümete ait olmayan, devletin, hükümetin kurmadığı bir örgütlenişi kastediyorsak, daha anlaşılır bir terim bulmak zorundayız. Aydınların halkın anladığı bir dilden konuşmaları zorunluluğu, bizleri, bunu düşünmeye götürüyor'
Sevgili arkadaşlarım,
Bir toplumda 'yurttaşça yaşamanın’, insanca, birbirini kırmadan, ezmeden yaşamanın yollan üzerinde düşünen ve eylem yapan bu tür örgütlerin önünde pek çetin sorunların olduğunu bilmez değilim.
Bu sorunlar, başta '12 Eylül hukuku’ndan geliyor. Onun hukuktan başka her şeye benzeyen zorba ve çağdışı anlayışı ve uygulaması, yolların üzerindeki en büyük engellerden biridir.
Ne var ki, bu yollan açmak da bu tür örgütlerin eseri olacak. Başka bir deyişle, ülkemizde demokratikleşmenin önüne getirilip yığılmış molozların temizlenmesinde, özgürlük gibi doğanın da çiğnenmesinin karşısına çıkmakta, gericiliğe ve şovenizme karşı halkımızı uyarıp aydınlatmakta; çağdaş, uygar, demokratik ve laik bir toplum koşulları adına, bilinçleri ve eylemleri derleyip toparlamada, böylesi örgütler, başta gelen umut kaynaklarımızdır ve onlar, kendi göbeklerini kendileri kesecekler. Şeriatçı güçlerin kenetlenip iktidara doğru yürüdüğü bir ortamda, bu örgütleri bekleyen, dağınık mücadele değil, toplu ve tek cephe halinde mücadele yöntemidir. Pir Sultan Abdal, yüzyıllar öncesinde 'Gelin canlar bir olalım' diyordu; onu, bugün de söylemenin, haykırmanın zamanıdır: Gelin canlar bir olalım!
Sevgili arkadaşlarım,
Ülkemizde olup bitene bakıp, yer yer karamsarlığa düştüğüm oluyor. Böyle anlarımda, Sabahattin Ali’nin 'Görecek günler var daha' diyen sesini duyuyor, karamsarlığımdan sıyrılıyorum; böyle anlarımda, 'Güzel günler göreceğiz çocuklar' diyen Nâzım Hikmet'in sesini duyuyor, iyimserliğimi kazanıyorum.
Bu mesajımda sizlere seslenirken de böylesi bir umut ve iyimserlik içindeyim. Geleceğin güzel günleri adına, sizleri yürekten selamlıyor, hepinize sevgi ve saygılarımı yolluyorum. Aziz arkadaşlarım!”
Sevgili Cumhuriyet okurlarına: Çarşamba günü (yarın) Antakya’da olacağım. Antakya'da saat 13.30 -16.00 arasında, Hürriyet Caddesi Gazipaşa İşhanı No. 137'de. Cumhuriyet Kitap Kulübü'nde kitaplarımı imzalayarak okurlarla söyleşeceğim (Tel: 213 40 33). Ayrıca, akşam saat 19.00’da Serinyol Belediyesinin düzenlediği. Kültür Sanat Şenliği törenlerine katılacağım.