14 Ekim (1973) seçimlerinden kısa bir süre önceydi. Elazığ'ın Ağın ilçesine kara, beylik arabalı biri geldi. Ağınlıydı o da. Hemşerileri çevresini aldılar.
Hoşgeldin, ne iş yapıyorsun anlat bakalım...
Kara, beylik arabayla gelen adam karşılık verdi:
MİT'teyim. Oylarınızı Başbuğ'a vermenizi sağlamaya geldim.
Yine Ankara’dan gelen bir başka konuk, MİT’ten olduğunu söyleyene karşı çıktı:
Siz devletten para alıyorsunuz, bunu yapmanız suçtur. Karışamazsınız. Sonra biz Başbuğ maşbuğ bilmeyiz. Sen de o kafayı düzelt.
Kara, beylik arabayla dolaşan, ayrıldı gitti, ama bu kez kendisine karşı çıkan hemşerisi için bilgi toplamaya girişti:
Kimdir, necidir? Neden Ecevit'i tutuyor? Yoksa solcu mudur?
Ağınlılar doğrusu çok üzülmüşlerdi. Tadı tuzu kaçmıştı anlayacağınız. Hakkında gizli mizli soruşturmaya geçilen hemşerilerini uyarıyorlardı:
Aman, sana bir kötülük yapmasınlar...
Bursa’nın Gemlik Lisesi’nde felsefe öğretmenliği yapan Dursun Ergüler’e takmıştı kancayı ilköğretim Müdürü Y.Ş. ve arkasında N.K. İlköğretim Müdürü Y.Ş. -ne ilgisi varsa- lise öğrencilerinden felsefe hocası ile ilgili tabii aleyhinde belge toplama çabasına girişmişti. Öğrencilere,
Ben MİT’le ilgiliyim. Bana yardım etmeyeni mahvederim.. diyordu.
Gemlik Lisesi'nde 10 Kasım'da düzenlenen anma toplantısında konuşacak olan felsefe öğretmenine, konuşma yaptırılmamış, konuşmaya kaymakam K. engel olmuştu, öğretmenin konuşmasının metni, sonra Gemlik ve Bursa gazetelerinde yayımlandı. Konuşmanın adı. “Atatürkçülük Nedir, Ne Değildir" başlığını taşıyordu. Bu konuşmaya neden engel olunduğuna, aklı başında olan kimse akıl erdiremedi.
Turizm Tanıtma Bakanlığı'na bir gün MİT'ten bir yazı geldi. "Filan adam, yurtdışı göreve alınamaz" deniyordu yazıda.
Sonra o adı geçen memur, yurtdışı göreve atandı, yurtdışında göreve başladı. Çalışıyor bile...
Bunu neden yazdım? Her şeye karışır duruma sokulan MİT, yavaş yavaş demek dinlenmez duruma da gelebiliyor. Yahut, işe girdiği zaman vatandaş MİT'e soruluyor da işe gelmediği zaman ırgalanmıyor.
Vatandaş pasaport mu alacak, sor MİT'e. Pasaport verilmez de vatandaş Danıştay'a mı başvurdu? Danıştay’a gönderilen belge şu:
Güvenlik düşüncesi söz konusu olduğundan, buradaki belgeler yollanamayacaktır Bilginize...
En yüksek mahkemeye verilemeyen “güvenlik düşüncesi" ne ki? Aynı vatandaş, bir dönem geçince alır pasaportunu gider yurtdışına, döner.
Sıkıyönetimin en yoğun sıraları. İçenden çıkanlar bir görüşmede anlatırlar, başlarından geçenleri:
Sorgu yapılırken bazı gençlere seni sormuşlar...
Ne diye? Ne sormuşlar?
Ekmekçi’yi tanıyor musun? diye sormuşlar.
Eeeee…
Tanıyoruz, diyenler çıkmış, ama eklemiş gençler: “Yazılarından tanıyorum..."
Ellerine bir geçirmek için nasıl punt aramışlardır ne bileyim? Beni yazılarımdan tanıdıklarını söyleyen o yürekli dost gençlere, teşekkür bile edemiyorum. Ben de onları tanımıyorum çünkü. Ancak şunu anlıyorum ki gördükleri türlü işkenceler karşısında insanüstü dayanıklılık göstermişlerdir. İşkencelere dayanamayıp, gösterilen metinleri imzalamak durumunda kalanları da kimse suçlayamaz. Suçlular onlara işkence edenlerdir.
MİT, bir devlet kuruluşudur. Onun, vatandaşın arkasına adam takarak, telefonlan dinleyerek, seçimleri etkileyecek çabalara girerek Türk yönetimine karışması, şuraya buraya alet olması haddi ve hakkı olmamak gerekir. İnsanlık dışı işkencelere adının karışması, Türkiye'de, dünya yüzünde Türk adını karalayıcı niteliktedir. Sorumluları, derhal görevden uzaklaştırılmalı, askerseler, askerlik görevlerine döndürülmek yasalara aykırı davranışta bulunanlar, hemen mahkemelere sevk edilmelidir.
* **
Türkiye'de “üç kişiden biri polistir" sözü, artık yadsınmaz halksözü durumuna gelmiştir. Örneğin ben üç kişinin olduğu yerde dikkatli konuşma zorunu duyuyorum. Dışarıdaki söylentileri, MİT'in yöneticileri bilmekte midirler acaba? Eski Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın, cumhurbaşkanlığı zamanında MİT adına kullanıldığı ileri sürülmekte. Eski Milli Eğitim bakanlarından O.O. 'nun raporlar verdiği iddia edilmekte. O kadar söylenti içinde, telefonların dinlenmesi, adam arkasına adam takma Türkiye’de olağan durum sayılmalı.
H.B.'nin S.A.'nın istifasını istemiştim birara, hiçbiri tındı mı?
***
Yukarıdaki yazı, 1970’li yıllarda çıkmış. Gazeteci arkadaşım İbrahim Hitay:
Mustafa abi, o yazıyı bir daha yayımlasın, öylesine güncel, demiş. Yazıyı pek değiştirmedim, ama kimi adları simge ile yazdım.
* **
Taşlama ustası Hasan Çelebi, şu dörtlüğü düşmüş:
Bir utanmaz ki surat manda gönü/ Ar ve namus ile hiç yok arası/ Lezbiyenmiş de bu saf ümmücehil/ Bu Venüs kızlarının yüzkarası.