Hoca Paylaşılmıyor!

Trakya'da Sabahattin Ali Dağları'ndan döndükten sonra günlerim çok yoğun geçti. Doğru dürüst Ankara’da oturamadım desem yeri.

Serüvenimi anlatmaya başlamadan, 30 haziranda, bir de 4 temmuzda çıkan “Çuha Öyküleri"ne bir açıklık getirmek isterim: Bu yazılarda, İsrailli Nasreddin Hoca uzmanı Matilda Koen Sarano'nun “Çuha"yı İsrail'e mal ettiğini de -satır arasında- yazmıştım. Bir Cumhuriyet okuru Senih İnal, İstanbul'dan telefon ederek beni uyardı:

Meydan Larousse'ta, Çuha için İsrailli denmez, Müslüman âleminin hocasıdır, denir. Kusuruma bakmayın, bir anımsatayım dedim.

Titizliğinden dolayı Senih İnal'a teşekkür ettim. Meydan Larousse'ta “ÇUHA" için şöyle diyordu:

“Asıl adı Duceyn bin Sabit, saflığı ile tanınmış Arap fıkra kahramanı. Feraze kabilesindendi. Söylentilere göre, VIII. veya X. yüzyılda yaşadı. Babası Küfe’nin tanınmış tüccarlarındandı. Çuha henüz sağ iken fıkraları ün kazandı ve zamanla bütün İslam ülkelerine yayıldı. Çuha’nın hayatı ve kişiliği Nasreddin Hoca'ya benzetilmektedir. Hatta her ikisinin aynı kişi olduğunu ileri sürenler vardır. Şarkiyatçı H. Mortman her ikisini de inkâr ederek Anadolu 'da veya Irak'ta bu adla gerçek kişilerin yaşamadığını söyler. Ön Asya'da çeşitli milletlerin fıkra ve hikâyeleri, Cuha'nın fıkraları Mecmua-ül-Emsal-i Meydani'de yer almaktadır. Bazı fıkraları Mevlâna ve Ubeydi Zakanî’nın eserlerinde anlatılır."

Meydan Larousse, “COHA veya ÇUHA" için de şöyle diyor:

“Arap ülkelerinde bir kukla tipine verilen ad. Cezayir ve Kuzey Afrika ülkelerinde çok ünlüdür. (Mısır'da ve bizdeki Karagöz gibi.) Dil bakımından taşıdığı serbestliğe karşılık Karagöz'ün uluorta şakacılığından uzaktır; daha çok bir çeşit kurnaz palyaçodur; günü gününe yaşar, başkalarının zararına karışık işlerden sıyrılır, insafsız ve çokluk zekice buluşlarla cevaplar yapıştırır."

Hoca paylaşılmıyordu. Şimdi ne olacaktı? Paylaşılmayan Necmettin Erbakan değil. Nasreddin Hoca ile Çuhaydı. Yahudilere göre. Çuha, İsrail’deki Nasreddin Hoca’ydı. Bizim Nasreddin Hoca uzmanı henüz Türkiye'deyken ona sorayım dedim: Indiana Üniversitesi profesörlerinden İlhan Başgöz’e. Onu, Akşehir'e Nasreddin Hoca Şenlikleri'ne gitmeden Ankara’da yakaladım. İlhan Başgöz'le, İsrailli Nasreddin Hoca uzmanı Matilda Koen Sarano’yu, Ankara'daki V. Uluslararası Türk Kültürü Kongresi'nde tanıştırmıştım. Birbirlerini tanımışlardı. İlhan Başgöz, şunları söyledi:

Benimle ilgili yazını gördüm. İyi yazmışsın, eline sağlık. Fakat yayımlayacağını söylesen, ben başka şeyler de söyleyecektim.

Söyle şimdi!

Onları artık Akşehir'de söylerim...

Matilda'nın açıklamalarına ne diyorsun?

Daha VIII. yüzyılda Abbasi Sarayı’nda Çuha diye bir tip var. Kendi ülkelerinde toplanan öykülere “İsrail Çuhası" diyerek güya Çuha İsraillilerinmiş gibi, hem de İsrail'deki Çuhadan söz ediyormuş gibi yapıyor, konuşmasında. Aslında İsrail'in değil, İsrail de biliyor Çuhayı, bütün Arap memleketleri biliyor; İsrail'in kurulmasından önce, hatta Nasreddin Hoca’dan yedi yüzyıl önce Çuha tanınıyor. Bazı öyküleri Nasreddin Hoca’ya geçiyor, o doğru. Ama, bunlar bütün insanlığın ortak tipleri.

Anladım...

Yani, Matilda Sarano'nun, sadece İsrailli demesi yanlış. Sonra, Nasreddin Hoca, adıyla sanıyla Anadolulu. Nasreddin Hoca Çuha'dır denilemez. Çuha'nın bir hayli öyküleri, Nasreddin’e geçiyor; sonra, XVII. yüzyıldan sonra, Nasreddin Hoca’nın öyküleri de Çuha ’ya mal ediliyor.

Bu, benimsediklerini gösteriyor.

Tabii canım, herkes alıyor birbirinden. Ortadoğu güldürü yazınının kişileri bunlar; başkaları da var; yani, ad olarak Anadolulu, Türk, Osmanlı, Selçuklu Hoca; ama öykülerinin kaynaklan o denli çeşitli ki Çuha öykülen de var içinde, eski Yunandan gelen öyküler var, Kafkaslar'dan gelen öyküler var, Anadolu'nun güldürü yazınından gelen öyküler var. Yani, bir kaynak belirleme öyküleri çok zor.

Anladım, teşekkür ederim.

Yani, İsrail’in Çuhası diye birşey olmaz. Çuha, İsrail'de de tanınmıştır, o doğru. Kuzey Afrika'da, Cezayirliler “Ciha" diyorlar, göçebeler. “Ceha" diyorlar, “Ciha" diyorlar, yani aynı tipler bunlar. Ama, İsrailli demek, yanlış o. Ama, İsrail’de toplanan “Çuha” öyküleri var, kendi dillerinde söylenir, o da doğru. Tıpkı Arapların Arapça söylediği gibi. Bizim de söylediğimiz gibi. Bu doğru. İsrail halk yazınındaki “Çuha" tipi üzerinde tahliller de yapılabilir, ama bu demek değildir ki; “Çuha İsraillidir" yahut “Yahudidir”, yanlış o. Tamamen yanlış. Amerika'da bir Alan Dandis var, onu Matilda Sarano tanır, Cezayir’den “Ciha öyküleri" yayımladı, bir Araptan aldı. Yani bu tip uluslararası bir tip. Balkanlarda da, bütün güldürü yazını, Nasreddin Hoca'nın öyküleriyle karışıyor.

Orada adı Nasreddin ama değil mi?

Nasreddin! İran’da Molla Nasrüddin! Ad aynı, bizden gitme. Çin'de “Afanti” diyorlar, “Efendi"den bozma. Nasreddin Efendi, ad olarak bütün oralardaki fıkralara girmiş.

Şimdi ne olacak? İsrail, bir Cuha’dan mı olacak?

Acaba, şöyle bir şey olamaz mı? Matilda Koen Sarano, İspanyolca ya da İbranice söylüyor; Beki Bardavid konuşmayı bana Türkçeye çeviriyor; kendimi Hoca'nın, Cuha'nın heyecanına kaptırıp yanlış anlamış olamaz mıyım? Bakalım Hoca’yla Cuha’yı nasıl paylaştıracağım? Bunlar, bulundukları ekinde (kültürde) erimiş olamazlar mı?

Edebiyatçılar Derneği'nce yayımlanan Pertev Naili Boratav'ın “Nasreddin Hoca”sı kapış kapış gidiyormuş. Birinci baskısı bitmek üzereymiş. (Genel dağıtım: Bilim ve Sanat Yayınlan, Konur Sokak, 17/6 Ankara; telefon: 0 312/417 59 01)