Üç yıl geçmiş de olsa, Sivas olaylarının deşilmesi gerekiyordu. Sivas'ta ölenler düşlerimden çıkmıyordu. Kanımca açıklama yapma sırası, o zamanki Genelkurmay Başkanı, DYP Kilis Milletvekili Doğan Güreş'e gelmiştir. Bekleyeceğim...
Sivas’ın o zamanki valisi Ahmet Karabilgin sorularımı yanıtlıyor; "Yangın başlayana dek gelen askerin hepsi seksendir. Asker, yangın Madımak'ta yoğunlaştığı anda, ancak, Genelkurmay Başkanı’nın benimle telefon görüşmesi sırasında verdiği emirden sonra, gönderilmeye başlanmıştır..." diyordu. Sordum:
Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, size ne dedi?
"Sayın Valim, orada altı bin mevcudum var, hepsi senin emrinde. Bu gericileri, irtica yanlılarını etkisiz hale getirin!" dedi. Ben de ona. “Paşam, bu emri bana vermeyin. Yanımda Tugay Komutanı var, veriyorum, ona verin!” dedim...
Saat kaçtı?
19.10’daki telefon görüşmemde.
O zaman da neredeyse yangın başlayacak!
Evet, o arada Tugay Komutanı (Tuğgeneral Ahmet Yücetürk) telefonu aldı konuştu: “Emredersiniz komutanım... Emredersiniz komutanım... Emredersiniz komutanım!" dedi. Dinledi ve kalktı gitti. GMC’Ierle yoğun bir şekilde gelen askeri birlikler geçmeye başladı. Kendisini ben oraya da gönderdim. Tugay Komutanı alana da gitti. Madımak’ın önüne de gitti. Döndü geldi. Tabii, orada ben neler olduğunu sonradan öğreniyorum. “Efendim, dedi, “benim arabamı da salladılar, gidemedim!" Makam arabasıyla gitmiş! Uzatmayayım, oraya gittiğinde görüntü şudur: “En büyük asker bizim asker". “Asker Bosna'ya!" Bu tür yüreklendirici alkışlarla, askeri etkisiz duruma getirmeyi amaçlıyor saldırganlar. Ve askerleri omuza alma. Tugay Komutanı'nı omuza alma girişimleri, bunlar hep bantlarda, video kasetlerde var zaten. Orada asker hiçbir şey yapamadan, toplumun da gerisinde kalmak suretiyle yangını seyretti! İstediğimiz, daha başlangıçta otolar yanarken, itfaiyeyi yangın yerine dek götürebilseydi, en büyük hizmet buydu bizim için. Çünkü, polis zaten gitti, orada barikatlarda; içeri girmeyi önlüyor. Saldırganlar, itfaiyeyi engellediler, önüne yattılar; üstüne çıktılar, şoförleri etkisiz duruma getirdiler; itfaiye adım atamadı, hükümet alanında kaldı. Ben karşıdan seyrediyorum itfaiyeyi, yapacak birşey yok. Haa, şu da var tabii, itfaiye de çok istekli değil. Zorla gitmeye kalksa hedef olacak, belediyenin itfaiyesi zaten. Belediye Başkanı'nın (Temel Karamollaoğlu) bu toplumsal tepkilere zaten tavrı belli. Siyasal akrabalığı belli. Askerden benim en çok beklediğim, orada en son geldiğinde, yani saat 19.00'dan sonra da gelse, itfaiyeyi Madımak Oteli’nin önüne ulaştırabilseydi, biz orada yanan taşıtların yangınını söndürürdük. En azından bina yanmaya başladığı anda, yine etkin biçimde müdahale eder, yangın önlenirdi.
Siz DGM’de yargılandınız mı?
Ben, DGM 'de yargılanmadım. DGM’de ben şikâyetçi tanıktım. “Şahsı şikâyetçi" diye. Dikkat edin, yani Ahmet Karabilgin’e yönelik saldırganların bir tecavüz hareketi var; hükümet binasının taşlanması, basılması olayını tümüyle, takibi, izlenmesi şikâyete bağlı suç olarak aldı DGM!
Siz duruşmalara gittiniz mi?
Ben orada dedim ki: “Ben kimseyi şikâyet etmedim. Ve Türkiye Cumhuriyeti’nin valisi olarak, orada, devlete yönelik, hükümete yönelik, laik Cumhuriyete yönelen bir saldırıdır, bana yapılan saldırı. Hükümet binasına girselerdi, beni linç edip, Türk bayrağını indirip, yeşil bayrak asacaklardı!" Böyle dedim; ben gitmedim duruşmaya, basına söyledim bunları... Bunu şahsi şikâyet davası saymak, işi hafife almaktı. Böyle bir tanım içine girmek istemedim.
(Saldırgan kalabalık. Sivas Valiliğini sarmış. “Dinsiz vali”, “Şeriat isteriz" diye bağırmakta, binayı taş yağmuruna tutmaktadır. Vali Ahmet Karabilgin’in başvurusu üzerine, İl Jandarma Alay Komutanı Alb. Oktay Özerinç alayı korumak için elinde tuttuğu 30 kişilik son jandarma birliğini il binası önüne gönderir. Havaya ateş ederek gelen birlik, valiyi de yanındakileri de kurtarır.)
Üç yıl önce yaşanan, ancak belleklerden çıkmayan Sivas olayını irdelerken, usta (akılda) tutulması ve tartışılması gereken bir önemli noktayı. Merkez Valilerinden Güngör Aydın şöyle değerlendirdi:
“Otelde, sonu cinayetle bitecek biçimde kuşatılmış insanlara devlet güçleri 7-8 saat boyunca neden ulaştırılamamıştır? Bunu, devlet açısından kim ya da kimler, neden, hangi amaçlarla engellemişlerdir? Devletin sorumlu olduğu kabul edilmektedir; ancak sorumluluk insanlara göre belirlenip ortaya konmamıştır. Bunu devlet yapmak zorundadır; yargı kararıyla sorumluluğu kabul edildiği halde, bunun somutlandırılamamış olması, devlet açısından ağır bir tablo yaratmaktadır..."
Biliyor musunuz, sevgili okurlar, devlet, ölen 37 kişinin yakınlarına, acılarını hafifletmek için olsun, bir kuruş tazminat ödemediği gibi, başsağlığı da dilemedi! Asım Bezirci’nin eşi Refika Bezirci'yle konuştum, “Oradan oraya, oradan oraya top atar gibi, şu anda Yargıtay'da; tazminat için yetki mahkemesi belirlenecekmiş..." dedi.
***
Yarın Bodrum'un Gündoğan beldesinde 2. Kültür ve Turizm Şenliği başlıyor. Pazara dek sürüyor. Şenliğe çağıran Belediye Başkanı Hasan Yılankaya’ya teşekkür eder, başarılar dilerim. Hasan Yılankaya, sünger avcısıyken denizde vurgun yemiş, sakat kalmıştı. Gündoğan’da(Farilya'da) dinlencedeyken Yılankaya'nın serüvenini dinlemiştim. Başkanlığa seçilişine ayrıca sevindim. (Şenlik için telefon: 0 252/387 78 95; faks: 387 78 99)