Domuz Bakıcısı Büyükelçi!

1970-71 yıllarında, Ankara'da Türk Haberler Ajansı'nda (THA) çalışıyordum: Erdoğan Örtülü, Ömür Olgundemir, Yaşar Uçar, genç arkadaşlarımızdan Mithat Sirmen, yönetim işlerine bakan Mehdi Zıt, çok uyumlu bir çalışma içindeydik. Türk basınına kök söktürüyorduk. Mithat Sirmen, tuttuğunu koparan çalışkan bir genç arkadaştı.

Meclis'te Adalet Partililer çokluk. Çin Halk Cumhuriyeti’ni neden tanımadığımızı -yarkurullarda, söz arasında- ortaya atarlar, “Tanıyalım efendim, komünistse komünist, bize ne, biz ticaret yapacağız” derlerdi. Cumhuriyet Halk Partililer ise “ortanın solunda" olmalarına karşın, bu konuda tutuk, ürkektiler. Kendilerine “komünist" derler diye korkarlardı. Süleyman Bey de arkadaşları da pusuda beklerlerdi!

Yarkurullarda (komisyonlarda) böyle böyle çıtlatılınca, bu işin bir yere varacağını düşünmeye başlamıştım. Mithat Sirmen'e görev verdim:

Şu dışişlerini bir kurcala bakalım, Çin'i tanıyacaklar mı, tanımayacaklar mı? Bir çalışma var mı?

Çok geçmedi, Mithat Sirmen, haberi getirdi, sakin sakin yazmaya başladı. Türkiye ile Çin, anlaşmaya varmıştı, Çin'i tanıyacaktık! Mithat’ın yazdığı haber, ertesi günü gazetelerde çıktı, bomba gibi patladı!

Sanıyorum o zaman, bir konu gizli tutuldu. Çinli yetkililerle Türkler, Türkiye’de değil, anlaşmaya Paris’te varmışlardı. O zaman Paris’teki Türk Büyükelçisi Hasan Esat Işık la, Çin'in Paris Büyükelçisi Huang Zhen, hükümetlerinden aldıkları buyruğa uygun olarak, anlaşmayı imzalamışlardı. Değerli devlet adamımız Hasan Esat Işık da Huang Zhen de öldüler.

Bugün 4 Ağustos, iki ülkenin birbirlerini tanımalarının yıldönümü!

Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Wu Ke Ming, bu önemli gün dolayısıyla yarın büyükelçiliğinde bir içkili toplantı (kokteyl) düzenliyor.

Çin Büyükelçisi Wu Ke Ming'i, 1984 yılından beri tanıyorum. 1939 doğumlu, Çin günbilgisine (takvimine) göre “tavşan ” burcunda. 1984’te Ankara'ya başyazman (başkâtip) olarak gelmişti: sonra gitti, bu kez İstanbul'a başkonsolos olarak geldi. İzmir'de bir zamanlar büyükçe bir domuz çiftliği olan Oralp Basım'la, ikimizin yakın arkadaşı oldu Wu! (Hu okunur)

Wu, Türkçeyi Pekin Üniversitesi'nde öğrendi 196O'lı yıllarda, Mao’nun “Ekin (Kültür) Devrimi" sırasında, iki yıl Kuzey Çin'in San Şi bölgesinde tarlada, “domuz çiftliği "nde çalıştı!

Geçtiğimiz yıl içinde. Çin'e gidip Pekin radyosunda, Türkçe bölümünde çalışıp dönen Oralp Basım, “Çin Ekin Devrimi" ile ilgili ilginç bilgiler edindi. Bütün aydınlar, sanatçılar köylere çalışmaya gönderilmişlerdi. Yüksek dereceli memurlar da. Mao, erkini (iktidarını) güçlendirmek için gençlerden yararlanmış, eskiyi yok etme, eski düşünceleri ortadan kaldırma yoluna girmişti. Müzeler yok ediliyor, çiçekler de yasaklanıyordu. Ekin devriminden sonra, herkes evlerini çiçekle doldurmuştu. Oralp’a 80 yaşlarında bir Fransız bayan, böyle bir ekin (kültür) devriminin üçüncü dünya ülkelerinde “çok gerekli" olduğunu söylemişti. Oralp Basım'a göre. Çin'de bazı pazarlarda yiyecek boldu, etler açıkta satılıyordu. Ama, hiç sinek yoktu. Oralp buna çok şaşırdı. Domuz etinin kilosu 1993'te 1 dolardı. Oralp, 1993’te Çin'e gittiğinde 1 dolar 8.5 “yuan "dı. 1996 yılında da 8.5 yuandı. Karaborsa diye bir şey yoktu. Oralp, Çin'deki camilerin minaresiz oluşuna şaşmıştı. Minare olmayınca, ses çoğaltırdan bağırılmıyordu Ankara’daki gibi. Çin'deki Müslümanlar içki içiyorlardı, ama domuz eti yemiyorlardı. Oralp, bir şeyi daha gördü: Oradaki domuzların derileri kat kattı. Amerikalılar, domuzların bu derilerini incelemeye almışlardı. Çin'de yaş ortalaması oldukça yüksekti, 70 yaşın üstündeydi. Onlar, uzun yaşamalarını soya fasulyesine bağlıyorlardı. Oralp Basım, soya fasulyesine o denli olmasa da bir Çinli kıza “Li "ye bağlandı, evlenip Türkiye'ye Mesude Hanım'a gelin getirdi.

Wu Ke Ming'in tüm ailesi Budist. Annesi, babası köylüydü.

Wu, Türkiye’nin Çin’i tanıdığı yıllarda, 1972-79 arasında, Kıbrıs’ta Rum kesiminde yedi yıl, genç bir dış politika adamı olarak çalıştı. O zaman, “ikinci yazman”dı (kâtip). Wu Ke Ming'e sordum:

Siz o zaman Kıbrıs sorunu nasıl çözülür bilirsiniz! (Kahkahayı patlatıyor)

Şimdi bilemiyorum! (Yine kahkahalar)

Örneğin, Güneydeki Rumlar, Türklerle bir arada yaşamak istiyorlar mı?

Tabii, bence iki toplumun halkları arasında ilişkiler iyidir. Yani...

O zaman mı iyiydi, şimdi de mi?

Şimdiki durumu bilemiyorum, fakat o zaman ben oradayken gördüm, hem Rumlar hem Türkler “iç içe yaşamıştık" dediler ve birbirlerine çok iyi davrandılar, örneğin, Rumların oturduğu köylere giderken, birbirlerine sesleniyorlardı “Yorgo", “Ahmet" filan gibi. Bence iyidir (ilişkileri).

İki ülkenin dostluğunu kutluyor. Wu'ya başarılar diliyorum!

* **

Kuzey Kıbrıs’ta alçakça öldürülen yazar Kutlu Adalıyı öldüren ya da öldürenler, henüz saptanıp yakalanamadı. İlkay Adalı ya telefon eden Kıbrıslı bir kadın, telefonda oğlu Er Adalı ile konuştu. Hüseyin Demirci adında bir askerle, adı Orhan olan bir albayı bildirdi. Kutlu Adalı'ya bir metreden ateş edilmişti. İlkay Adalı, Kutlu Adalı'nın zaman zaman bilgi aldığı, bir emekli polisin -Altay Sayıl’ın- Kutlu Adalı'yı dışarı çağıran kişi olduğundan kuşkulanmaktaydı...

“Bilgisayarda adı çıktığı için, havaalanından çevrilen Dilşat Şahin, cuma sabahı Almanya'ya uçabildi. Dilşat Şahin'e çektirilen gâvur eziyeti miydi? Bilgisayarlardan adını çıkarttırmayan Türkiye'ye uğramasın. Burası yaşanacak yer değil; hele şeriatçılar da varken!

Prof. Server Tanilli kasımda Türkiye'ye gelecekti kitap şenliğine; gelişim erteledi!