Filmleri Gibi, Kitapları da Yok!..

Yılmaz Güney'in “İnsan, Mıhtan ve Sanatçı Yılmaz Güney" kitabı yoktu bende. Fatoş Güney verdi onu bana. Kitabı, vakıf olarak değil de “Güney Filmcilik" olarak çıkardı Fatoş Güney. Bunda Yılmaz Güney’in sürgünde yaptığı çeşitli konuşmalar, yazışmalar, kendisiyle yapılan röportajlar yer almaktaydı. Kitap çıktıktan sonra. DGM’de Fatoş Güney aleyhine dava açıldı, kitaplar toplatıldı. Fatoş Güney’le söyleşirken soruyorum:

Neredeydi kitaplar?

Şirketteydi, gelip el koydular, götürdüler; polis tutanak tutarak aldı götürdü. Şimdi biz mahkemeden beraat kararı aldıktan sonra, birkaç ay geçti, kitabımızı geri alamıyoruz. Kitaplar, polisle savcılık arasında duruyor.

Kaç tane kitap?

Bini aşkın kitap! İşte, mahkeme kararıyla topladılar ve biz aylar sonra polisle savcılık arasında dönüp duruyoruz. Fakat kitaplar nerede belli değil. Vermiyorlar. Yeni bir kitabın şu anda alınması gerek. Çünkü çok büyük maddi zararımız var, 1000'i aşkın kitap. Fakat ne savcılık bu konuda bilgi verebiliyor ne polis bilgi verebiliyor. Böyle bir kayıp...

Kitaplar DGM’de değil mi?

DGM almış kitapları, tutanağı var elimizde. “Savcılığa verdim" diyor. Savcılığın da kaşesi varmış evrakın üzerinde, almış yani. Fakat her ikisi de “yok” diyorlar. 1000'i aşkın kitap kayıp, bizim birkaç yüz milyon lira zararımız var.

Yaktılar maktılar mı acaba?

Bilemiyorum ki, işte onu bilemiyoruz... Yani bu kitaplar ne oldu acaba? Bu kitaplar önemli, çünkü kararı da önemli.

(Mahkemenin kararında, Fatoş Güney'in "beraatına" karar verildikten sonra, şöyle deniyor: “Dosyada mevcut bir adet kitabın kanıt olarak dosyada muhafazasına ve el konulan diğer kitapların ise hüküm kesinleştikten sonra iadesine..."

Anladım, kitaplar nerede?

Evet, el konulan kitaplar nerede? Şu anda bunları almak hakkımız, fakat kimse yanıt veremiyor; yine filmlere döndü. Filmleri de kimin ne yaptığı belli değil!

Filmlerin yakılması söz konusu olabilir mi?

Akıbeti meçhul diyorum ben onların. Kimse yanıt veremiyor, kimse bilgi veremiyor.

Başka davası var mı Yılmaz Güney'in?

Hayır, başka yok. Fakat siyasal kitaplarını yayımlamayı düşünmüyoruz. Örneğin, üç ciltlik bir kitaptır o, daha önce yurtdışında baskısı yapılmıştı birkaç kez. Fakat şu anda, yine yasağa girecek şeyler var. (Yasaklar) kalkar da, biz de bu siyasal yazılarını basabiliriz.

Bu yasak kitaplar nerde var? Bende var mıdır?

Sende yoktur!

Sizde de mi yok?

Bende var, arşivde var. “Yazılar" da diyebiliriz buna, siyasal yazılar. Daha sonra "vakıf" olarak yapmak istediğimiz çalışmalardan bir tanesi, siyasal yazılarını yayımlamak; fakat şu anda hâlâ yasaklar karşısında suç oluşturuyor, hâlâ suçlu duruma düşebilir. Fakat nasıl ki, “Yılmaz Güney Vakfı"nın amacı, görevi çok yönlü bir sanatçıyı, bir savaşım (mücadele) insanını her türlü şeyiyle belgelemek gibi bir görevle yükümlü olduğu için, bunu da olanaklar elverdiğinde yapacağız. Basacağız yazılarını da, önemli çünkü.

Yılmaz Güney'in kaçıncı yılı bu yıl?

On iki.

Yıldönümü ne zaman?

9 eylül.

20 eylül de Ruhi Su’nun. Ruhi Su'yla tanışıyor muydu Yılmaz Güney?

Birkaç kez dinlemeye gitmiştik bir yerlerde kendisini; yıllar önce, yetmişli yıllarda.

Ruhi Su'yla görüştünüz mü?

Yoo, öyle görüşme şeklinde değil de yani, söylediği bir yerde, gitmiş dinlemiştik...

Babanızla ilgili ne diyeceksiniz?

Babamlar, altı yıl boyunca pasaport alamadılar, önce, bizim ardımızdan dışarıya çıkabilmek için, altı yıl boyunca pasaport vermediler onlara, bütün çabalarına karşın. Hiçbir şeyle ilgileri olmayan insanlar olmalarına karşın...

Adı neydi babanızın, sayrılığı neydi?

Babam, Gani Süleymangil, annemin adı Birsen. Babam sonunda hastalandı ve "Türkiye'de tedavisi yapılamaz” dendi. Akciğer kanseriydi. “Londra'da bu ameliyat yapılır" demişler, bunun üzerine altı yıl sonra, sayrılık nedeniyle, binbir güçlük ve savaşımla bir pasaport ele geçirdiler. Onları annemle birlikte ilk kez Londra'da gördüm, babam sayrıevine yatmıştı, ameliyat oldu üç ay sonra da, Türkiye 'ye dönerken öldü. Onları Yılmaz'dan sonra, altı yıl sonra görüşüm böyle oldu.

Yılmaz daha önce öldü değil mi?

Yılmaz, iki yıl önce öldü!

Türkiye'ye kaç yılında geldin?

Ben Türkiye'ye 1992'de geldim!

***

Bugün filmci, senaryocu Aydın Arakon'un ölümsüzlüğe ulaşmasının 14. yıldönmü. Yılmaz Güney’i yazarken. Aydın Arakon'u da anmak istedim. Eşi Nurten Arakon’a saygılar...