Okur mektuplarına çok önem veriyorum; okur mektuplarında her zaman yeni şeyler öğrenirim. Yazıp çizdiklerimin yankılarını da onlarda bulurum. Kimi konuştuklarım, “Ekmekçi yazı biçemini değiştirdi mi?” diye kuşkuya düşüyorlar. ‘‘Eskiden öyle değilmiş, Ekmekçi’nin vurduğu yerden ses gelirmiş!” Öyle diyorlar.
Bir gün Kızılay’da, eski DP’li bakanlardan Sıtkı Yırcalı’yla karşılaşmıştım. “Ankara Notları”nın esip gürlediği günlerden biriydi. Deneyimli politikacı şöyle demişti:
Çok sert gidiyorsun, unutma: Boş bidonlar çok gürültü yapar. Dolu bidonlar ise tak tak ses verir. Yumuşak yumuşak yazarak da istediğini anlatabilirsin. Ben o tür yazılarını seviyorum!
Sıtkı Yırcalı -çoktan öldü- o sözleriyle kulağıma sanki bir küpe takmıştı.
“Ankara Notları”nda, 22 ağustos günlü Cumhuriyet’te, Konya’da savunman Lütfü Özçimen’in bir mektubunu yayımlamıştım. Okur, Konya’nın Çumra ilçesinde sürgün olan Ruhi Su’ya yakınlık gösteren Çumra C. Savcısı Muharrem İlleez’i, araştırmaları, kişisel çabaları sonucu bulup çıkarmıştı. Onun çalışmalarını ele alarak iz sürüp bu yürekli savcının İzmir’de yaşamını sürdüren emekli Hava Albayı Çetin İlleez’i de bulup telefonla -kaç kez- konuşmuştum. Ardından, Ruhi Su’nun Çumra’dan Ankara’ya savcıyla birlik olarak naklini sağlayan Yargıç İlhan Somer’i de oğlu Haluk Somer’in mektubundan öğrenmiştim. Bunlar, yazar-okur çalışmasının birlikteliği sonucu ortaya çıkmış ürünlerdi. Kimi beğenmiş, kimi beğenmemiş olabilir; hani kuzguna yavrusu güzel görünürmüş, ben yazdıklarımı beğenmezsem, onu kendim yırtar atarım. Ruhi Su, ölüm yatağında, bir genç dostuna şöyle demiş:
Çok kimse Ekmekçi’nin yazılarına kızar, ama onun tadı başkadır!
Yine, Ruhi Su’ya Çumra’da dost eli uzatan Muharrem İlleez’le ilgili, 27 ağustos günlü bir mektup geldi. Bu da emekli İstanbul C. savcılarından Ahmet Karaoğlu’ndan. Kadıköy’den yazıyor, özetle şöyle diyor:
“Sayın Ekmekçi,
25 Ağustos 1996 tarihli Cumhuriyet gazetesinde, Çumra Savcısı Muharrem İlleez hakkındaki yazınızı okudum.
Ben Çumra Akören bucağındanım (şimdi ilçe). Aynı zamanda, İstanbul emekli C. savcısıyım. Muharrem İlleez’i tanımam nedeniyle yazınızın eksik kalan yerlerini tamamlamak istedim.
Sayın Ekmekçi, Muharrem İlleez, Çumra’da yürekli bir savcı olarak bilinir, onun kendine has bastonu ile gezişi de unutulmaz. Ancak, yazınızda Muharem İlleez’in ön yüzü belirtilmiş, arka yüzü ve sonu açıklanmamıştır. Bu arka yüzü ve sonu da okumak lütfunda bulunursanız, ben açıklığa kavuşturayım.
Muharrem Bey, o tarihte Çumra istasyon şefi olan kayınpederim Akil Karaoğlu’nun dostu idi. Ben de kendisini bu vesile ile tanıdım ve kısa bir arkadaşlığımız da oldu.
Muharrem Bey, 1957 genel seçimlerine bir ay kadar bir zaman kala -Demokrat Parti aleyhine çalışıyor denilerek- günün yönetimi tarafından etki ile başka bir yere gönderilmek istendi. Ancak Muharrem Bey, rapor alarak seçim sonuna kadar yeni görev yerine gitmedi. Seçimden sonra, Muharrem Bey ve kayınpederim Akif Karaoğlu bir başka yere atanarak Çumra’dan uzaklaştırıldılar.
1957 seçimleri, Gaziantep’te olaylı geçti. Ölenler oldu. Adliye binası yakıldı. Bu olayların sanığı olarak bir kısım DP’li hakkında kamu davası açıldı ve dava güvenlik endişesiyle Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakledildi. Dava bir türlü bitmiyordu.
1959 yılı sonuna doğru bu mahkemenin başkanlığına, aynı iktidar tarafından Çumra’dan sürülen ve CHP’li diye lekelenen Muharrem İlleez getirildi. Dava kısa bir süre sonra 27 Mayıs 1960 ihtilali yapıldı ve bu dava yeniden gündeme geldi. Muharrem Bey ve heyet üyeleri meslekten ihraç edildiler. Muharrem Bey’in bir süre Ankara ilçelerinden birinde lokanta işlettiğini işittim. Şimdi ise öldüğünü sanıyorum.
Sayın Ekmekçi, önemli olan olayların kronolojisi değil, bu güzel ve cesur insanı yolundan saptıranlar ve nedenleridir. Günümüzde Muharrem Bey gibi insanlara rastlamak her zaman mümkün, ama Muharrem Bey’in ilk çizgisini sürdürenler pek az. Bu yazıyı, bu konudaki bilginizi tamamlamak için yazdım. En derin saygılarımı sunarım. “
Ahmet Karaoğlu’nun mektubu, gerçekten ilginçti. Ben, 1957 seçimleri sırasında, Gaziantep’te Demokrat Partililerin olay çıkardıklarını biliyor, ancak yargılandıklarını bilmiyordum. Ali İhsan Göğüş, 33 CHP’li arasında Cemil Sait Barlas’la birlikte yargılananlar arasındaydı. O, Adana’da, Yozgat’ta ölüm cezası istemiyle yargılandıklarını söylüyordu. Ancak, DP’lilerin yargılandığı Eskişehir duruşmalarından bilgisi yoktu.
Muharrem İlleez’e gelince, oğlu Çetin İlleez’in anlattığına göre, 27 Mayıs devriminden sonra, Kelkit’e gönderilir. Orada boş durmaz Muharrem Bey, “Bu ülkede adalet yok!” gibisinden konuşmalar yapar bunun üzerine, yargıdan ayrılmak zorunda kalır. 1963 seçimlerinde, doğduğu yer olan Avanos’ta, belediye başkanlığına adaylığını koyar. Ama vaktiyle tuttuğu CHP’den değil. DP’nin sürdürümcüsü olan Adalet Partisi’nden!
Muharrem Bey’in Kelkit’te söyledikleri, bugün de geçerli. Yargı yine bağımsız değil. Yargı bağımsız olsa, İzmit’in eski gezici vaizi, Tepecik gecekondusu camisinde yıllarca müezzinlik yapan Ş.K., C. savcılarını hallaç pamuğu gibi atabilir, partizanlık yapabilir miydi?
Ozan İlhan Berk, bir gün yazar Sevgi Sanlı’ya:
Şiirimde, senin adın geçiyor! demiş.
O da bunu Adalet Ağaoğlu’na anlatmış: “İlhan Berk, şiirinde benim adımı geçirmiş” diye. Adalet karşılık vermiş:
Ah kardeşim, ah! Şiirlerde senin adın, mitinglerde de benim adım geçer!
Adalet, artık ayağa kalkmalısın. Gözlerinden öperim!