Almanya’da Karlsruhe’den yazan Sıtkı Salih Gör, “Almanya ‘da Türkiye ‘de Domuzlar” başlıklı yazımdan esinlenmiş: yazlık anılarından söz ettikten, bir daha görüşemediğimize hayıflandıktan sonra şöyle diyor:
Yukarıda sözünü ettiğim yazınızı okuyunca, size bir anımı anlatmak zorunluğunu duydum ve bu yazıyı yazdım. Aslında bu geçen yaz sizinle buluşup anımı aktarmak isterdim. Ama, olmadı. Bizim yazlığın sahilinden üç kez sizin sahile yürüdüm ama, sizi bulamadım. 1994 yazında Sayın Süleyman Albay’ların yazlığında yine çok değerli Sayın Suphi Gürsoytrak’la konuşmak, söyleşmek olanağını bulmuş ve değerli ağabeyimizin kişiliğinde tarihin derinliklerine dalmak, Osmanlı tarihini karıştırmak olanağını bulmuştum. Ne güzel söyleşi dolu bir yaz gecesiydi o.
Size bir anımı anlatmak istiyorum: Ben şairliğe İstanbul’da 1955 yılında başladım. O zamanlar İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nde okuyordum. Zooloji profesörümüz ise, öldükten sonra Aşiyan’a gömülen Kurt Kosswig idi. Ben burslu okuyordum ve ayda 125 TL para alıyordum. FKB’de (Fizik, kimya, botanik) bölümünde tıplılarla, eczacılarla, kimya okuyanlarla vb. birlikte okuyorduk. Bütün derslerimi geçmiş, ama zoolojiden kalmıştım. O zamanlar, dönem yitiren öğrencilerin bursları kesilirdi. Benim de bursum, doğal olarak kesilmişti. Ablamla eniştemin yanında, Kadıköy’de (o zamanki adı Bokludere olan, şimdi Dereağzı denileri yerde) eniştemin kiraladığı evde kalıyordum Dünya sanki başıma yıkılmıştı Atatürk’ün Türkiye ye çağırdığı, Hitler Nazizminden kaçan değerli Prof. Kurt Koswig’e giderek, durumumu bir araştırayım diye düşündüm. Ve Süleymaniye’deki Botanik Enstitüsü’nün içindeki Zooloji Fakültesi’ne gittim. Uzun beklemelerden sonra, Hoca’ya ulaşabildim Hoca çok İnsancıl, güleryüzlü, çok iyi bir insandı. Bursu kesilen ve sayıları beşe ulaşan biz üniversitelileri dinledi ve şöyle dedi:
Sizler sinemaya gidersiniz, derslerinize tam çalışmaz ve sonunda bana gelirsiniz ha!
Bunu biraz kırık bir Türkçeyle söyledi. O zamanlar Hoca, henüz Türkçeyi tam konuşamıyordu. Doğal olarak, bizler buna karşı görüşlerimizi söyledik. Hoca bizi yeni bir sınava aldı. O sınavı ben kazandım ve dönem yitirmem olmadı.
Kurt Koswig bihnci sınavda bize 9 test sorusu yöneltmişti. O sorulardan biri şuydu:
‘Trişin denen bağırsak paraziti şu hayvanlarda bulunur: 1-Domuz, 2-Sığır, 3-Koyun, 4-Fare.’
Ben düşündüm, taşındım, bu bağırsak parazitinin ilk üç hayvanda bulunabileceğini, ama farede bulunmayacağını karara bağlayıp ilk üç soruyu, ‘evet’le, son soruyu ‘hayır’la yanıtladım. Meğerse, farede de trişin olurmuş. Bu nedenle, bu sorunun yanıtı verilmemiş kabul edilmişti.
Derken, aradan yıllar geçti. Fakülteyi bitirdim. Almanya’ya geldim. 1989 yılının yazında, Ankara’da Remzi İnanç’ın, sizin de bileceğiniz kitabevinde, o unutulmaz insan, saygılı bilgi küpü Turan Dursun’a rastladım. Ona bu olayı anlattım. Şaşırdı, bunu çok ilginç buldu. O değerli bilim adamı ile böylece kısa da olsa, iki saatlik bir söyleşimiz olmuş oldu.
Şunu demek istiyorum: Demek ki, trişinin taşıyıcısı yalnızca domuz değilmiş.
Size 6. şiir kitabım olan ‘Kehribar ve Tuğra’dan bir adet göndermiştim. Elinize ulaştı mı acaba? Okudunuz mu?
Belki Almanya’da, belki yazlığımızda kısa zamanda buluşmak umudu ile. Saygılar sunarım efendim.”