Domuz, Usu Başında Dişi!

Emekli Veteriner Prof. Ragıp Saguner’e (82) sordum:

Domuz nasıl sevişiyor?

Bunu anlatmak zor; tahminlerle söyleyebilirim: Domuz çok yuvarlaktır, arkadan binse de çok yuvarlak olduğu için uyumu güçtür. En iyi sevişme biçimi, arkadan öne yapılandır. Tüm hayvanların o yumuşaklığı gitmiş, bir domuzda kalmış o yusyuvarlak şey. Vallahi, sevişmesinin de ötekilerden daha mı kolay, daha mı güç olduğunu söyleyemeyeceğim.

Çok ilginç olduğunu ben bir yerlerde okumuştum, “domuzun sevişmesi başkadır” filan diye.

Zannediyorum ama, yanlış bir şey söylerim diye çekiniyorum. Domuzun sevişmesinin üç bölümde olduğunu söylerler: Birinci bölüm koklaşma, ikincisi aşk oyunları, üçüncü bölüm de aşkın kendisi. Gerçekten insandan daha usluca (akıllıca) hareket ederlermiş, ben görmedim.

Erkek domuz eşini kıskanmaz derler, hatta domuz eti yiyen de eşini kıskanmazmış, bunların saçma olduğunu biliyorum, siz ne diyorsunuz?

Yanlış bir şeydir. Sevişmeye geleyim: Öğrendiklerime göre, çiftleşmek için birinci aşaması tanışma. İkincisi aşk oyunları, üçüncüsü de sevişme. Domuzların erkekleri ile dişilerini aynı yerde tutabilirsiniz!

Evet, ne var bunda?

Aygırla kısrak aynı ahırda tutulamaz. Kısrak ona “hi hi hi hi” der, aygır ona “ho ho ho” diye karşılık verir, ipi koparır. Onun için atların erkeklerini ayrı yere, kısrağı ayrı yere korlar. (Haremlik selamlık mı?) Domuz usu başında dişidir. Birlikte aynı ahırda barındığı on tane erkekten, güçlüsünü seçer, kılsızını seçer. Doğa, bizi de kıllı yaratmıştır; fakat yavaş yavaş örtünerek kıla gereksinim olmayan yerlerimizi kapattık. Ama, öyle yerlerimiz kaldı ki kıla gereksinim yok. Örneğin cinsel organımız kıllıdır, ne güneş görür ne toz, ama orasını kılsız yapamıyoruz. Göğüslerimizi, sakalımızı kıldan temizleyemiyoruz. Ama domuz, kendi cinsini koyu kahverengiden beyaza değin geliştirmiş.

Nasıl oluyor bu? Doğasında mı?

Seçim/seçimini yaparak buraya gelmiş domuz.

Nasıl yapıyor seçimi?

İstanbullu aileler, oğullarına kız alırken, bir kez kızı hamama götürürler, bilmem ne ederler, fizik olarak iyi çalışıp, çocuk doğuracağına güvendikleri kızı oğlana alırlar. Buna bilmeden doğal seçim denir. O zamanki toplumsal aile anlayışıdır, örneğin, kalçası geniş olacak, kolay çocuk doğuracak. Göğüsleri turunç gibi küçük olacak! İstanbul’da hâlâ iri memelilere “köylü memeli” derler. Domuza gelince, dişi domuz seçiyor erkeği. Kendine göre seçiyor. Kendisi koyu renkli ise, açık renklisini seçiyor. Domuz topluluğunun içinde, tümü kahverengi çünkü. Bu, açık renklisini seçince, ondan doğan ikinci melez Mendel yasalarına göre (Johann Gregor Mendel, d: 1822, ö: 1884) dörtte bir oranında ortalama oluyor, ne oluyor? Ne açık kahverengi, ne koyu. Anne domuz, ikinci ya da üçüncüsünde sarısını seçiyor; ondan sonra kendi rengi sarıdan da açığa dönüşüyor, daha sonrakinde daha açığı varsa onu alıyor. Anadolu bunu gerçekleştirmiştir; düzel (normal) koyunu almış, değiştirmiştir. Erzurum’da altı ay kış. Bize, Amerikalı uzmanlar geldi, çiftleştire çiftleştire, kuyruğu arabada taşınan koyun yetiştirildi.

Yıl kaçtı?

1950!

Kıskanmaya gelelim, öbür hayvanlar kıskanıyorlar mı eşlerini?

Bu bilgisizlik simgesidir. Bu, gördüğü olayı beynindeki önyargıdan sıyırıp kendi kendine düşünememekten geliyor. Sırasıyla gelelim: Kaplan dişisini kıskanır, derler. Hayır, hayır. O davranışı yavruyu korumak içindir. Yavru büyüyünce, o iş bitti mi kaplanın ne koruyuculuğu kalıyor, ne kıskançlığı. Erkek kaplan, dişi kaplanı koruyor ama, yavru büyüyüp kendi başına yaşayacak aşamaya gelince, ikisi de birbirlerini tanımıyorlar, ilgilerimiyorlar bile. Aile yok yani. At, dişisinin ayırdına (farkına) varmaz aslında. At, kısrak azınca, onun kokusundan kendisi azar. Koyunlar öyle değil, koyunlar sürüde bile görseler, önüne gelenin üstüne çıkmaya çalışırlar. Tosunlar öyle, onlar da binmeye çalışırlar. Bu kıskançlık değil, erkeğin, korumacılığı bitinceye değin süren işlevidir. Bir kuzu doğdu mu, 45 gün süt kuzusudur, sonra altı aylığa değin otlar, sonra biz de onu koyun sayarız. Ondan sonra, onun anayla, babayla ilgisi kalmaz. Geçer, gider. İnsan da aynı duyguyla dişisini korumuş. Ama, insanın bir şansı var: Onunki hayvanlara benzemez. O, bir kez çiftleştikten sonra dokuz aylık bir koruma dönemi gelir. Bunu kadın daha çok yapar. En az üç yaşına değin çocuk yürüyemiyor. En az yedi yaşında topraktan kopup, ağaca çıkıp meyveyi yiyebiliyor. Ona yedi yaşına değin göz kulak olmak geekiyor. Ama, bu sırada kadın ikinci çocuğa gebedir. İkinci çocuk, yedi yaşında derken, üçüncü çocuğa gebe. Yani, bir türlü çocuk yönünden, kadın da erkekten kurtulamıyor. Bu, babalık ve analık duygusuna, babanın koruyuculuk davranışına “kıskançlık” denmiş.

< # >.12.1996 PERŞEMBE

ANKARA NOTLARI

MUSTAFA EKMEKÇİ

Domuz Öpüşür!

Emekli veteriner sağın, Prof. Ragıp Saguner’le, söyleşiyoruz; konumuz domuz!

Önce, Prof. Ragıp Saguner’in yaşamöyküsünü öğrenmek istiyorum: 1914 doğumlu (82 yaşında) Mekke’de doğmuş. Hicaz Genel Valisi Muammer Paşa’nın torunu. Birinci Dünya Savaşı’nda İngılizlere Mekke’de tutsak olmuş. Kahire’de 2.5 yıl tutsak yaşamı sürdürmüş bir aileriin çocuğu. Babadan yana Nahcivan’lı, anası Çerkes. Genelkurmay’da veteriner; olarak çalışan Ragıp Saguner, yarbay rütbesindeyken ordudan ayrılıp öğretim üyesi olmuş, Et-Balık Kurumu’nda. Odalar Birliği’nde çalışmış. Okurlar bilirler, doktor ya da hekim sözcüğü yerine “sağın” sözcüğünü kullanıyorum. “Saguner” de asker doktor demek. Ne güzel! Söyleşiye hemen geçiyorum:

Efendim, siz veteriner olarak domuz konusunda uzmansınız. Domuz nasıl bir hayvandır? Nasıl sevişir?

Domuz öpüşür mü öpüşmez mi? önce bunu konuşalım. Domuz öpüşür! öpüşen hayvan, kesinlikle sevgi duyan hayvandır. Sonra çok yavru doğurduğu için iyi annedir. İyi anneler de topluma yararlı olurlar. Domuz, tıpkı tavuk gibi yavrularını çok uzağa çıkarmaz. Hani bir yaşam alanı vardır, yavrularda şöyle bir altı yedi metre, onun dışına çıkmalarına izin vermez. Koltuğunun, kanadının altında tutar. (Eğitimci Ali Kaymak, buna atmaca gibi der!) Erkekle ilişkisine gelince...

Evet!

Her dişi gibi erkekle ilişkisi tümüyle, fizyolojik kokuya, fizyolojik alımlılıklara bağlı. Ama öbür hayvanlardan ayrı, farklı. At örneğin, gerçekten koklamazsa iyice, kısrağın arkasından gitmez. Kısrak yanından geçer gider. Kısrak eğer azgın değil de kokusunu yaymamışsa, görmeden gider.

Kim yayıyor kokuyu?

Kısrak yayar. Domuzda böyle değil.

Domuzda nasıl?

Dişi domuzlar, kendine en yakın olanı seçermiş. Onu da ben görmedim. Ama domuzun en yakın olanı seçmesi domuz ırkını çok değiştirdi.

Neden?

Charles Darvvin in (1809-1892) doğal ayıklaması. Domuz, doğal seçimi yapıyor. Doğal seçim yapmasaydı, kendisi seçmeseydi, domuz böyle olmazdı. Domuz aslında bu denli kıllı, onun dağda yaşayan kardeşleri var, kıl olmaktan çıkmış kele dönmüş, kısa tüylüsü var, fakat kadın cildi gibi tertemiz, dümdüz, beyaz renkli olanı var. Çok çeşit bir seçim olmuş, doğal seçim doğal ayıklama. İlk koyunla, bugünkü koyun arasında pek bir fark yok. At öyle, ama domuz yuvarlaklaşmıştır. Sanır mısın ki domuz çok yağlıdır; evcil (ehli) domuz çok yağlıdır. Dağdaki domuzun yağlı olması olanaksızdır. Koşuyor, tırmanıyor, dövüşüyor, kaçıyor, böylece enerjisini yakıyor. Yağ birikmiyor. Evcilleştirilmiş (ehlileştirilmiş), insan komşusu olmuştur. İnsan da ehlileşti, o da hayvandı. Arada hiçbir ayrım (fark) yok. Komşudur bunlar. Komşu olduğu zaman yağlanmış. Yıllarca insana onun buyruğuna, yaşamın en gerekli enerji kaynağı olan yağı; vermiş. Domuzdan yağlı hayvan yoktur. Sığırı ya da koyunu yağlandırmak için insanların anası ağladı. Son zamanlara doğru, sığır beslerken bir metrelik yere korlar hayvancağızı, orada karanlıkta tutarlar. Karanlık yağı eritmeye engel olur. Yürümediği için de hiç enerji harcamıyor. Koyunu da sığırı da böyle beslerler. Domuzda bu gereksinim yoktur. Domuz, yağlanmayı doğrudan doğruya kendisi yapar.

İlginç!

Domuz, böyle bir hayvandır, bir tek nokta var, her hayvan, ehlileştiği zaman insanla birlikte gidebiliyor (göçebe olabiliyor). Domuz pek yumuşak başlı değildir, zor zaptedebilirsiniz.

Sütü sağılmıyor örneğin!

Zorluğundandır, çok hareketli. Yavrularını emzirdikten sonra habire çevresinde döner, dolaşır. Çok devinimlidir (hareketli). Öyle bir yaşambilimsel değişim (metabolizma) vermiş ki kişi ona, ne denli devinirse devinsin, yine yağını yapıyor. Domuzu yağsız yapma olanağı var mı? Burada bu kez, yine onu hapsedeceksiniz, ne yem, ne aydınlık vereceksiniz, karanlıkta kalacak, o zaman zayıflayabilir.

Domuzun yağlı olması zararlı mıdır?

Hayır, kesinlikle değildir. Gericiler, o bahaneyi ileri sürerler. Fakat yapılan bütün araştırmalar, domuzun yağının öbür yağlardan zerrece ayrı olmadığını, buna karşılık domuz yağının kokusunun olmadığını saptamıştır. Her hayvanın yağı kokar. İnsan yağı da kokar. Ameliyattan çıkan sağınlar, bunu iyi bilirler. Domuzun yağı kokmaz. Hıristiyanlar kışın, dilim dilim kesilmiş kızartılmış yağları hazır tutarlar, çocuk’ lar onu kemirirler!

Onlar, domuzun yağını kemiredursun, bu Noel haftasında, domuz eti yiyenleri kutluyorum!

Dün gece Müslümanların “Berat Kandili”ydi. Berat, “nişan, rütbe” demek. Muhammed’e, peygamberlik nişanının bildirildiği gece. Mahmut Makat telefon etti:

Diyanet İşleri Başkanı da başkaları da “berat” sözcüğünü “beraat” (aklanma) diye anlayıp söylüyorlar, yanlış bu. Oktay Rıfat’ın babası Samih Rifat’ın dizeleri var. Şöyle: “Rüzgârlardan atım var/Şimşekten kanadım var/Göğsümde al yazılı/Gazilik beratım var”.

***

Ankara’da Bayındır Sokak 23/6’da, İlhanİlhan Kitabevi’ne 31 Aralık 1996’ya dek başvuran okurlara, kitaplarımı imzalamayı sürdüreceğim (İlhanİlhan: Telefonu: 0 312/433 14 22, faks: 432 56 86).