27 Mayıs'ın Son Generali...

Önceki gün, 27 Mayıs cuma günü, kimle konuşsam bayra­mını kutluyordum. Ustamız Şinasi Nahit Berker'i de kutla­dım. Onun üzüntüsü vardı, bir süre önce eşi ölmüştü. Şimdi arayıp, başsağlığı dileyenlere teşekkür ediyordu. Attila Aşut, Şinasi Nahit'e güzel bir mektup yazmıştı, onun adresim arı­yordu Verdim. Şinasi Nahit, berim bayram kutlamamı, önce anlayamamış mı ne, yeniden aradı.

"Elimi dostça omzuna vurdum, kumaşın altında çıban varmış!" dedi.

27 Mayıs’ın anlamı onun için çok başka, çok büyüktü. Ay­larca, yıllarca yattığı cezaevinden 27 Mayıs devrimiyle çık­mıştı. 27 Mayısçılardan biri koşmuş, cezaevinde yatan gaze­tecileri çıkarmıştı. Şinasi Nahit anlatıyor:

Gardiyan, ‘tahliye' kararı istedi, asker tüfeğini gösterdi. ‘İşte tahliye!' dedi.

Bu yıl, Anıtgömüt'te yapılan anma toplantılarına gideme­dim. Demokrasi Platformu'nun basma açıklama toplantısı vardı. Açıklanan bildiriyi basma benim okumam istenmişti. Kamu çalışanları sendikalarının. Güvenpark'ta giriştiği açlık grevi ile ilgili olarak 76 sendikacı, polislerce gözaltına alın­mışlardı. Çarşamba günü Güvenpark'ta halaylar çekerek açlık grevini başlatanlar, geceyarısından sonra, ortalıktan el ayak çekilince, emniyete götürülmüşler, gözaltına alınmış­lardı. Demokrasi Platformu toplantısında bu konuyu ele al­dık. Platforma katılan arkadaşlarımızdan Eğitim-İş Genel Yazmanı Erdal Çalı, gözaltı olayından sonra, Başbakan Yar­dımcısı SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın'la görüşmüştü. Erdal Çalı, sekiz kişilik bir grupla Karayalçın'a gitmişti. Konu, kamu çalışanlarının grevli-toplusözleşmeli sendika kurma haklarıydı Murat Karayalçın. demokratikleşme pake­tine. özellikle kamu personelinin sendikal haklarına çok önem verdiklerini vurguluyor, bağlayıcı tutum alıyordu. De­mokratikleşme paketi içinde yer alan 62 yasa tasarısının için­de şu anda Meclis te, sırada bekleyen beş tasarı vardı. Bunların başında, kamu çalışanlarının sendikal haklarıyla ilgili tasarı geliyordu. Karayalçın, 'tasarının çıkıp çıkmamasının koalisyonda kalma nedeni olduğunu’ üstüne basa basa vurgulamıştı.

“Bunlar çıkarsa varız, çıkmazsa yokuz! Böylesine önem veriyorum!" demişti.

Eğitim-İş Genel Yazmanı Erdal Çalı:

“Tasarı Meclis 'e gideli çok oldu. Orada da birtakım ko­misyonlarda ne zaman biteceği belli olmayan bir yolculuğa çıkmış gibi görünüyor. Millet Meclisi'nin labirentlerinde do­laşıp duruyor. Bir belirsizlik içerisinde " deyince Karayalçın, şu karşılığı vermiş:

Yoo. öyle olmayacak, biz buna sahip çıkıyoruz, siz de sahip çıkın. Zaten bu çıkmazsa, bu işte biz yokuz. Bir fırsat yakalanmıştır, bu çıkacak. Bu çıkacak, ama ‘bugün, yarın’ diye size bir tarih de veremem.

Murat Karayalçın böyle diyor, ama Türkiye'de polisin dünyadan haberi yoktur sanki. Adı, 12 Martlarda, 12 Eylül'lerde işkenceciye çıkmıştır da, bunu silmek için bile bir çabası gö­rülmemekte. Kimi, halay çekenleri gözaltına almayı bir 'ma­rifet' sanıyor. Demokrasinin 'd’sinden, insan haklarının 'i'sin­den haberi olmayanlar, polislik uğraşından uzaklaştırılmalı. Türkiye'yi 'işkence ülkesi' diye tanıtanlar bunlardan başkası değil!

Perşembe günü, halay çekenler, ite kaka dağıtılırlarken, bir genç bayan, polise şöyle diyordu:

Canımmış, cicimmiş! Ben senin nerden canın, cicin olu­yorum? Babam mısın benim?

'Demokrasi Platformu’nda basına da açıkladım:

Türkiye polis devleti değildir, olmamalıdır. Güvenpark j 'Hyde Park olmalıdır; burada toplanma, konuşma özgürlüğü ' olmalı, polis buradan kimseyi gotürememelidir!

Demokrasi Platformu olarak, gözaltındaki sendikacıların salıverilmelerini istedik, içeri alınanlar önceki geceyarısı bı­rakıldılar.

27 Mayıs öncesini, sonrasını yaşamış bir gazeteciydim. 27 Mayıs devrimi olunca, biz Ankaralı gazetecileri Emniyet Sarayı'na götürmüşler, tüm polis şeflerini, polisleri, önümüzden geçirerek:

"Bunların içinde, gençlere eziyet eden, cop vuran kimse varsa gösterin!" demişlerdi.

Şimdi, bakıyorum da. kimse geçmiş olaylardan ders alma­mış.

27 Mayıs’ın getirdiği 1961 Anayasası, bir anıt’ olarak be­yinlerde yaşamakta. 1961 Anayasasının getirip kafalara, gönüllere yerleştirdiği 'özgürlük' ışığını kimse karartamadı. 12 Mart'ları, 12 Eylülleri gördük.

27 Mayıs sabahı cezaevinden çıkarılan gazeteciler arasın­da başka kimler vardı, şimdi unutup gitmişim. 27 Mayıs tan kısa bir sure önce cezaevine gidip Metin Toker le konuş­muştum:

Kimseye bir kinim, düşmanlığım yok demişti.

27 Mayıs öncesi gazetecilerden cezaevine girip çıkanlar: Nihat Subaşı, Cüneyt Arcayürek, Kurtul Altuğ, Beyhan Cenkçi, Fethi Giray, Tarık Halulu, Cemalettin Ünlü, Ülkü Arman, Erdoğan Tamer, Yusuf Ziya Ademhan, Süleyman Ege.. Ankara'dan birkaç çizgi. Süleyman Ege'yi, bir bayram günü, Samanpazarı'ndan yorgan döşek alıp, cezaevine yatırdığımızı unutmam. Süleyman’ın cezası azdı; böyle birkaç haftalığına cezaevine girenlere ‘turist’ denirdi!

Anıtgömüt'e gidemedim ya, Halit Çelenk’le eşi Şekibe Çe­lenk gitmişler, 27 Mayısçılar çok sevinmişler buna.

27 Mayısçılar, yaptıkları devrimin adına layık biçimde ya­şantılarını sürdürüyorlar. Cumhuriyet’te anıları çıkan Sıtkı Ulay, 27 Mayıs’ın son generalidir. 87 yaşındaki Sıtkı Ulay, iki kez bakanlık yaptı. 40 yıllık hizmetleri sonucu Vakıflar Genel Müdürlüğü ne verdiği, malvarlığı bildirisinde şunlar var:

Kışlık ya da yazlık bir dairesi yok, kirada oturur.

Yurdun herhangi bir yerinde taşınmaz malı, arsası, tarlası yok. Yurtiçinde, yurtdışında bir bankada parası yok. Aksine, biraz borcu var...

Kendisinden sordum:

"Bu kadar yıl bize emekli aylığı veren bu ulustan, bu devletten Tanrı razı olsun!" dedi.