TV’de ne zaman Antony Quinn’in bir filmini izlesem, Necdet Uğur gelir usuma; ikisi de birbirlerine çok benzerler. Bunun için biraz dikkatli bakmak gerekir. Filmi izledikten sonra aradım Necdet Uğur'u. Sordum:
Antony Quinn’i izlediniz mi?
İzlememiş, maça kaptırmış kendini.
Ne haber, nasılsın? diye sordu.
İyidir, özledik!
Yazılarını zevkle okuyorum!
Sahi mi? (Kahkahalar benim)
Çok iyisin, çok!
Necdet Bey, bir şey soracağım, bu "solda birleşme" nasıl olur? Bunu siz bilirsiniz derim ben.
Yalla aslında, bu üç partiden mi geliyor, yoksa solun kendini yenilemesi zorunluluğundan mı geliyor? Bunu çözmek gerekir önce...
-Hımmm...
Yani, dünyadaki sol da biliyorsun bir şey geçiriyor; kendini yenileme sorunuyla karşı karşıya. Bizde de öyle. Yani, dünyadaki dengeler değişti; değer yargılan, toplum yapılan, ağırlıklar değişti. O bakımdan solun dünya sorunlarına, yurt sorunlarına yaklaşımında, yeni koşullara göre çok ciddi yeni yaklaşımlara, yeni politika- j tara gitmesi gerekiyor. Eski şeyde, bir Doğu Bloku çöktü; Sovyetler'in durumunu görüyoruz, Batı'daki yine sol partilerin durumlarında zorluklar var. Bu bakımdan, yalnız Türkiye için değil, genellikle solun kendini yeni baştan, yeni koşullara göre oluşturması lazım. Bence, eskiden beri kullanılan temalar toplamların yeni oluşumunu, eskiden olduğu gibi derinden etkilemiyor. Tabii "Ne yapılabilir?" meselesi var; bu biraz da her ülkenin kendi koşuluna göre., yani eskideki sol biraz hazır bulurdu yaklaşımlarını...
-Türkiye'de değil mi?
Türkiye'de de öyle, dışarıda da öyle; klasikleşmişti aslında. Fransa ’da sosyalistler denildiği zaman, nedir? Ne yapar? İşte.. İngiltere 'de ne yapar? Diğerleri de böyleydi, bir referans noktaları vardı, işte.. Solun ideologları vardı, onlar hepsi tazeliğini koruyordu. Ama, bu 20. yüzyılı doldururken, bütün şeyler değişti, öncelikle toplumların yapısı değişti. Bütün o politikalar en ucuna değin uygulandı, örneğin Sovyetler bir laboratuvar gibi bir yerde, işte en ucu uygulandı; bir noktaya geliyor, eskiden kopmadı, fakat yeni bir senteze kesinlikle gitmesi gerek. Yani, onun sancılarını yaşıyorlar. Batı Avrupa 'da da öyle. Tabii, bunu derken sağı övmek istemiyorum, ama onun çok eski bildiğimiz bir yaklaşımı, var. Belirli bir toplum düzeyinin üstüne gelmiş toplumlar için zaten artık solun getirecekleri gende kalmış durumda Batı dünyasında. İnsanlar, belirli bir gelir düzeyinin üstüne çıktılar, hepsinin sosyal güvenceleri var bir yerde. Onlar da ne diyecekler? İtalya 'ya bak, durum bir türlü, Fransa '- da bir başka türlü. Almanya’dakiler öyle. En kötüsü, bunun şeyini en zorlayan blok aslında bir Çin, ne yapacağı belli değil; ama ötekilerin her biri yeni arayış içinde; Sovyetler dahil, Blok dahil. Çın bir yerde, takat Çin zannediyorum ki, bunların hepsinden önce.. Kapalı kutu gibi görünüyor bize.. O da kendini yeni koşullara göre hazırlıyor gibi, yeni bir oluşum içinde olduğu seziliyor zannediyorum Çin'in de. Solun yeni bir şey yapması lazım bugünkü toplumsal yapısına göre. Dünyadaki bugünkü karşılıklı etkileşimin ışığı altında, kesinlikle Türkiye'ye özgü bir senteze, bir bireşime gitmesi gerek...
-Nasıl?
özgünlük çok rahattı eskiden, çok güzel yaklaşımlar vardı, politikalar vardı; onların bir kısmı yaşama bizde de geçti, yahut da geçmesi için; işte örneğin hazır demokrasi paketindekiler, eksikleri tamamlıyor o da. Eğer gerçekleşirse. İki parti (DYP ile SHP) aralarında anlaşıyorlar ya.. Yani, onu yaptığınız zaman da sorun bitmeyecektir. Hızla kentleşen bir toplum var Türkiye'de. Yani eski bilmem, bin yıllık Anadolu hikâyesinin ilk kez tam sonuna geliyoruz. Yeni bir toplum, ama kendini arayan bir toplum. Yan kentleşme yolunda, tam kentleşememiş. Fakat geriye dönüş olanaksız. Artık kamuoyu ne İstanbul 'da küçük bir grup, ne parlamento; kamuoyu son derece geniş Türkiye'de. Toplumun çok büyük kesimi yalnız seçimden seçime ağırlığını hissettirmiyor artık. Gündelik politikada da kamuoyunun etkisini görüyoruz, eğilimini duyuyoruz. Özellikle politikacılar çok hissederler bunu; çünkü, seçim bölgesine gittiği zaman, işte, eskiden beri alışık olduğu şarkıyı söyler, bir bakar ki dinleyici yok karşısında. Varsa bile nezaketen dinliyordur, hemen anlaşılır bu. Yani yeni şarkı lazımdır, çok alışılmış şeylerden. Bir kısmı verilmiş olduğu için artık aşılmıştır; binaenaleyh o söylenemez, verilmesi istenilen şeyler de yine çok kullanılmıştır, o bir zaman meselesidir. 1994'teyiz, 2000'li yıllara geliyoruz. 20007ı yıllara gelinen bir dünya, gerçekten çok değişik bir dünya. Her ülke için bir ölçüde doğru, ama bizim için büsbütün doğru. Yani, bence Ahmet'le Mehmet'le değil mesele. Yani, üç partinin birleştiğini kabul ediniz, bugünkü programlarında da orta yolu kabul ediniz, her birinin de önceki yerlere geldiğini kabul ediniz; sorun bitmez bence. Yani, yeni toplumun nabzını tutmak gerekir. Yeni toplumu veri diye kabul edip yeni bir yöne doğru ışık tutmak gerek. Bu da tabii, kolay bir şey değil...