Necdet Uğur’la Söyleşi: (2) Toplum, Yeni Şarkı Bekliyor

Necdet Uğurla, solun durumu, birleşmesi üzerine ko­nuşuyoruz; O, yeni toplumu veri diye kabul edip, yeni bir yöne doğru ışık tutmak gerektiğini söylüyor. Şöyle sürdü­rüyor konuşmasını:

Bunun arayışı var el yordamıyla, yıllardan beri zaten süregeliyordu bu arayış. Çeşitli denemeler oldu, bir kısmı tabii. Yani, bu denemelerden ülke yararlanıyor, ediyor ama, bence toplum çok hızlı ve (bu) yeterli kalmıyor. Yani, yeni bir bireşim, yeni bir sentez gerekti. Bu yeni sentezle, Türkiye 'deki toplumun bugün vardığı noktaya çok açık bir teşhis koymak gerek. Fotoğrafı çekilemez böyle ayrıntıla­rıyla ama, belli, hepimiz hissediyoruz bunu. Bizim bildiği­miz şey değil; bizim kullandığımız sloganlar, falan filan., bunlar güzeldi fakat, evet, bitti şimdi. Bugünün karşılaştı­ğı sıkıntılar, huğunun yanıt aradığı sorular başka ve çok da değişken. Çok hızla değişen şeyler. Öbür taraf, örne­ğin Refah'ın hikâyesini görüyoruz işte. O, bir klasik, "din" artı "gizli sof" izlemeye çalışıyor bir yerde!

Gizli sol?!

E, tabii, bir yerde onun ışığını başka adlarla vermeye çatışıyor. Onun yanında da, din gibi çok önemli bir şeyi alıyor eline; bir yandan kendi kadrolarını yer/eşfirmek/e birlikte, dikkat ederseniz sola yönelik olan birtakım yakla­şımları var; yani, açık bir kapitalist ya da cüretkâr bir kapi­talist politika sözcüsü olmaktan ve görünmekten kaçını­yor.

Anlıyorum.

Şimdi, bu muhafazakâr denilen bile kendi dilinde bir laf attı, işte "adil düzen" diye. Biraz sıkıştırınca, "adil düzen 'de bir bakıyorsun sol yansımalar getiriyor içine. Böyle bir şeyler yapıyor. Bu, hem tabanını tutmak için; fa­kat şimdi Refah da bunu kullanır hale geliyor. Tabii, zaten birtakım şeyler artık topluma kabul ettirilecek şeyler değil söylediği, çoktan kabul edilmiş. Sağ da kabul etmiş, kabul etmek durumunda kalmış. Gerçekleştirme sorunu var, o da mali durumla ilgili olarak filan düşünülüyor, yoksa esası tartışılmıyor. Oysa, partilerdeki bir dünya görüşü­dür ve yeni bir dünya görüşüdür. Şimdi, bu partilerin so­lunda ve ortadakilerinin de Türkiye için çözümlerinde bir öncelik şey var; daha fazla öncelikle biri, birinci maddesi yapıyor, öbürü ikinci, üçüncü maddesi yapıyor. O kadar bir fark var ama, ana temalar olarak kimsenin elinde değil bu. Yani sol, onun için bence, şahıslardan daha çok, bu toplumdaki gittikçe hızlanan büyük değişimin sözcülüğü­nü yakalamak lazım. Bundan on yıl önceki, yirmi, yirmi beş yıl önceki şeylerdi solun yaklaşımları anımsarsan. Onun üzerinden kaç seçim geçti... İşte bir ölçüde, herkes bir uygulama noktasına geldi, derken onların bir kısmını sağ da alma durumunda kaldı. Başka sloganlarla o da karşısına çıkmıyor hiçbir zaman, benimsemese bile, onu bir polemik konusu yapmıyorsa., hatta, Erbakan’ın yaptı­ğı gibi de, sanki onu da bir başka kisve altında yapacak­mış izlenimini de veriyor... Bence, mesele şeyde..

-Anladım.

Yani toplumdaki bu değişimin yaygınlaşması, bütün toplumda büyük ölçüde yaygınlaşması ve yeni şeylerin... Artık yaygınlaştı ama, toplumda yine tıkanıklıklar var, yi­ne bir aşama yapma gereksinimi var. Bunun yeni çözüm­lerinin, yeni sentezlerinin gelmesi gerek. Ve bu nedenle, bu bakımdan, çok insan harcanır daha, bu bulunmazsa...

Anlıyorum.

Şahıslar da, hepsi de iyi niyetle ellerinden geleni yapı­yorlar. Soldaki kimsenin kasıtlı olduğunu sanmıyorum. Aklı başında çocuklar, iyi niyetleri var, hepsi var. Ama, ne yani? Dükkan açıyorsan, açıyorsun. Ne satıyorsun dük­kanda? E. o andaki şey değil. O mallan denemiş veya zaten sahip olmuş onlara. Başka şey bekliyor. Refah'taki, ezeli bir şeyi., toplumların en dar zamanda, sıkışık za­manda kaldıktan, sığındıkları dini kullanıyor. O, tam umutsuzluk anının gerçek bir yanıtıdır. Tabii, o da yetmi­yor. Çünkü onu, zaten büyük kitle yadsımış değil. O da, kendi başı derde girdiği zaman, sıkıntıda olduğu zaman, o diyaloğu kendisi kişisel olarak da kuruyor. Kitle de kuru­yor. Bu politikaya Refah da yetmeyecektir. Zaten o da bil­diği için, son zamanlarda görüyorsunuz, işte o "adil düzen”in altından sol çıkarmaya başladı. Ucundan, kena­rından falan...

Üç partinin birleşmesi haberleri var. Erdal Bey arabu­luculuk yapacak deniyor, bundan bir sonuç çıkar mı?

Ne söyleyecek? Mesele burada. O zaten.. üçe bölün­müş olmanın gerisinde de bu var. Yani, her birinin ortaya çıkardıklarının yetersiz kalması var zaten. Üç tane yeter­siz kalan olunca, birleşince büyük, tek bir yetersiz olur. Sence bu, sorunu çözmez. Kimse, kişilere bir şey demi­yor. Bülent Bey (Ecevit) hala saygıdeğer, hala temiz in­san. SHP'nin içindekiler, bütün son talihsiz olaylara kar­şın ayaktalar aslında. İşte, Denİz de (Baykal) bir yerlerde barınmaya çalışıyor. Eee, kitle? Kitle, bir başka yerde. Çok değişik oluşumların içinde. Her gün kendini ayakta tutmanın güçlükleri içinde, tanımadığı sorunlar, karşısın­da. Tabi, burada da ister istemez şeye yöneliyor. Tür­kiye'de toplum, alışılmışın dışında bir şarkı bekliyor. Umduğunu verecek, yahut umutsuzluğunu kıracak bir şey bekliyor. Bütün partiler, üç aşağı beş yukarı, dikkat eder­sen aynı şarkıyı değişik tonlarda söylediler. Özünde ben­zer bir noktaya doğru gitiler. Tabii, koalisyonda da öyle. Koalisyonun yapısı da öyle. Koalisyondaki iki partinin bin orta sağında, biri orta solunda. İkisi birlikte ortak politika yapıyorlar demektir bu. Uzlaşma ortada olur tabii. Birinin "sağ yapıyorum" dediği sağ değil, öbürünün "sol yapıyo­rum" dediği sol değil! Bir “ortayolcular" olma zorunda kalındı, yapısı öyle zaten...