Necdet Uğur’la Söyleşi (3) Partiler, Kendilerini Yenilemeli...

Yılların politikacısı Necdet Uçur, iyi bir gününde, siya­sal partilerle ilgili görüşlerini sergiliyor. Şöyle sürdürüyor konuşmasını:

Eee, bence ANAVATAN da ikide bir, işte Özal’la, onun başlangıcındaki havayı yakalar mıyız özleminde. Olmaz o. Özal yapacağını yaptı, sonuç da aldı. Sonra? Onları kullanarak bugünkü Türkiye ‘ye yanıt getirilemez. Onlar da bir şey yakalamış değiller. Yalnız, Özal'daki toplum beklentileri vardı ya, o dönemde, o değişik şey­lerle ortaya çıkmıştı; onların önemli bir kısmı uygulandı, bir kısmının artık politika için söylendiği anlaşıldı, bitti! DOĞRUYOL, klasik bir parti, eski bir parti. O zaten bu çabanın da peşinde değil. “Bugünkü koşutlarda, en iyi sonucu nasıl alırım?” diye bakıyor. Onun için yalnız “sofun değil; bence bunalım, bütün siyasal partilerin etik toplumundaki beklentileri, büyük hızlı değişiklikten sonra, şey yapamamaları, henüz tam sezememeleri ve­ya seziyorlarsa bile onun politikasını oluşturmamala­rında...

Peki, ANAYOL aramaları var bir de. medyada...

İkisi birleşecek yani, bir şey değiştirmez ki. İki parti birleşecek, yeni bir bireşim, bir sentez yapmayacak ki. Onlar da, biri Özal efsanesini biraz daha kullanmak iste­yecek, o da zaten yeterince kullanıldı. Artık Özal'ın yap­tıkları da geride kaldı. Olumlu tarafları, Özal'ın yaptıkla­rının, doğal oldu toplumda onlar. O tartışılmıyor. Onun bira2 yadırgatan, oturmamış taraflarını da unuttu top­lum. Yani, o bir şey değil. O kurtarmaz hiçbir zaman bir siyasal partiyi. "Atatürkçüyüm' diye kaç kez çıktılar ca­nım, "Atatürkçüyüm" diye bir yere varılıyor mu? Oysa, toplumda büyük bir çoğunluk ona karşı çok saygılı. Ama, sadece bunlarla, sıkıntıda olan, böyle bir dönüşüm için­de olan, o dönüşümün içinde tutunmak isteyen toplumları elbette teselli eder bunlar, ama yetmez. Yani onu yakalamak lazım. Doğrusu kolay da değil; ama bence sağlıklı bir süreç bu.

Oturup, şapkayı önüne koyup düşünmek gerekiyor...

Tabii. Çok ciddi olarak, ciddiye almak gerek politika­yı. Halkla çok daha yakın bir diyalog gerekli. Yani, hiç odalarda oluşturulacak, Batıdaki işte, çekici görülen birtakım politika Türkiye'ye adapte edilecek, bunlar ola­naksız. Toplum çok hareketlidir, dışarıda olanları bili­yor; böyle gazeteden Ulan bilmiyor, yüz binlerce, mil­yonlarca adam, bir ayağı orada. Kadını ile, Avrupa'dalar, çalışıyorlar onlar, Anadolu'da müthiş içteler aslında. Televizyon diye bir olay var, yörük çadırında bi­le var bu. Adam, dünyada olup bitenleri, bizim kadar o da anlıyor. Sovyetler çökmüş, Doğu Bloku da, kendisine, "Nereden ne tutturacağım?" diye bakıyor. Batı., kendine göre. Batı'nın bunalımları sürüyor. Bu kaos içinde tabii, Refah'ınki.. bir dine sarılmış olmak da bence bir çözüm getirmez. Ama, işte o başlangıç için belki biraz iyidir. Bir de kurulu düzenlerin, yani bu andaki Türkiye'de güçlü, üst yapının güçlü yanlarıyla birlikte gitmek, elbette bir şeydir, ama kesinlikle yetmez. Onları herkes biliyor, on­ların kavgasını da yapmıyor; "Git, bilmem zenginden al, bana para ver!” demiyor. “Bu adam, imansız, bunu imanlı yapalım!" da demiyor. Adamların kendileri, kendi kurumlarını bir defa, ayakları yere bassın istiyorlar. Ta­bii, çok hayırlı bir şey bir yerde bu. Siyasal partiler için talihsizlik. Ama, bizim toplumumuzun bu müthiş bir dev­rimsel değişimi var. İçinde olduğumuz için, tartışma konuları da tabii, öbür türlü gittiği için, henüz çok belli olmuyor. Bu böyle, patırtı gürültüyle de olmayacak, in­sanlar, sokağa çıkarak bunun çözüm olmayacağını da öğrendiler. Ama, tatminsizler. Beklentileri var, eski re­çetelere karşı uzaklar. Soğuk dinliyorlar. Partiler, tama­mıyla etkisizler. Niye etkisizler9 Nedir bu? Ne oldu, bu sıcaklık nerden geldi? Bunu yakalamak gereklidir. Bü­tün siyasal partiler için bence, kendilerini yenileme . zamanıdır. Şimdi bir de, çok iyi bir şey de var tabii; top­lum artık bir askeri müdahaleyi çözüm saymıyor. Yani anlaşıldı ki böyle anarşi benzeri olaylar, ordu gelmeden de, demokratik düzen içinde, ne bekleniliyorsa yapılabi­lir, önlenebilir. Ordu ne diye çağrılsın artık, toplum ordu­yu çağırmaz. “Ordu gelsin de, benim içinde bulundu­ğum sıkıntıyı çözsün!" Su, hiçbirisinin usuna gelmez, böyle bir beklenti yok. ötekinin beklentisi vardı, derdi ki: "O gelmeden de, sivil yönetim içinde yapılabilecekler yapılıyor." O bakımdan, ordu istemiyor da., gelmiyor değil artık, yok...

Gerek duyulmuyor...

Hem gerek duymuyor, hem biliyor, ordudan yanıt nasıl gelsin? Onu meslek edinmiş olanlardan gelmiyor yanıt. Bu toplumsal sıkıntıya, ekonomik sıkıntıya, bu yeni gelişmelere bir çözümü ordunun üreteceğini, toplum zaten düşünmez. Zaten, bunu onlardan beklemez. Böy­le bir şeyimiz var. Bu yalnız üç sol partinin sorunu da değil, bence bütün partilerin sorunudur. Avrupa'nın aşağı yukarı sorunudur; Sovyetler'in sorunudur. Her biri kendi içinde, bu dönüşümün sıkıntılarını yaşıyorlar...

-Anladım.

Türkiye bence, yeterince deneyimli, demokraside deneyimli, devlette deneyimli. Bizim bir tek, en büyük zorluğumuz, yıllardan beri ihmal ettiğimiz bir şey var...

(Necdet Uğur’un, "yıllardan beri ihmal ettiğimiz" diye ni­telediği önemli olayı, gelecek “Ankara Notları“nda verme­ye çalışacağım.)