Necdet Uğur, söyleşimizin sonunda, heyecanlanıyordu. Araya hemen hemen girmiyor, onu dinliyordum. Ülkenin bir acısını dile getiriyordu. Neydi bizim yıllardan beri ihmal ettiğimiz? Şöyle açıkladı bunu Necdet Uğur:
Bizim bir tek, en büyük zorluğumuz, yıllardan beri ihmal ettiğimiz bir şey. Yani, gecekondu dedik, hep evlerle uğraştık; işte, onları ıslah edelim diyoruz, diyoruz da, "Daha iyi nasıl olur?" diyoruz. Eee, gecekonduluyu ne yaptın sen? Gecekonduluyu kentli yapabildin mi? Hiç! Hâlâ gündemimizde yok gecekondulu bizim. Gecekondu var. adamın direğiyle, kerpiciyle, bilmem nesi: onu adam etmeye çalışıyoruz.. Eee, gecekonduluyu biz kentli yapabildik mi? Kentlinin bir parçası yapabildik mi?
Köyleri kente taşıdık!
Taşıdık ve köylü olarak kalıyorlar, onların da batan tarafı, işte düzenli caddesi olsun, evi şu olsun, bu olsun. İşte, "Gereksiz yere yapmasınlar!" Kırk yıllık eski hikayenin devamı gidiyor. Ve orada yenildi toplum! öyle bir dalga geldi ki, hani yıktı, yap! Yıktı yap! Bu çekişmeden sonra, zaten çoktan havlu atıldı. Ama, asıl sorun o insanların kentlileşmesiydi. Demokrasi, kentli toplumların yönetim biçimi zaten. Hele bu çağımız dünyası.. Büsbütün kentli toplumların uygarlığı içindeyiz. Sadece böyle birkaç ülke değil ki. Biz, insanlarımızı nasıl kentli yapanı? Nasıl bir kent yaşamının içinde o dinamizmlerini harekete getiririz? Bu bizim pek gündemimize gelmedi doğrusu. Ve hâlâ gündem dışıdır, politika dışıdır, seçimden seçime oy şeyi olarak alınır. Sağ bunu, din ile çözümlerim sandı, bir ölçüde sonuç alır gibi oldu. Göreceksiniz, bir süre sonra alamayacaktır. Çünkü, hiçbir parti Allahsızlık iddiasında değil ki. Hiçbir parti Müslümanlığa karşı bir davranışa geçmiş değil ki. Ama. buna gereksinim duymuyorlardı. Kaldı ki, öbür sağdaki partilerin hepsi bu konularda şey yapacaklardır, yani bir politika olarak dini kullanmak, öyle fazla bir etki yapmayacak, yarar sağlamayacaktır Türkiye 'de. Sonuç alıcı bir şey değildir o da Kaldı ki, eğer böyle bir şey olsaydı, bir süre sonra, herkes bu konuda, belirli bir saygı çizgisinde, eskiden dikkatsizse daha dikkatli olacağı için, az da olsa bir şey yapıyorduysa, yapmaz olacaktır. O adam (Erbakan) sıkışık. Yani, sağdaki dini kullanmak, politikada araç, alet edinmek isteyenler de sıkışık. O, bununla çözülebilir mi? İnsan şey mi? O kendisi, duasını yapıyor, Türkiye'de bu din meselesi, insanla Tanrı arasında ikili ilişki; bunun aracısı olmaz ki. Türkiye'de de bu ilişki çok yaygındır. Kimse öyle yukarı ile kavgalı değildir canım, herkesin özel bir bağı vardır. Yani, bazen teşekkür eder, bazen yardıma çağırır, ama bağlantılıdır. Yani, din sömürüsü de geçerli değildir. Şimdilik, işte böyle boşluk içinde kullanıldı bir yerde. İnsanların oraya sarılmalarının nedeni, o insanları kentli yapamamamızdandır.
Ne yapamadık?
Kentli yapamadık ki o insanları.. Yapamadık! Onlar, kentli olsaydılar, tek çözüm diye oraya gitmezlerdi. Aslında önce, işte "Deveni kazığa bağla, ondan sonra Allahına yalvar" hikayesi, yani değil mi?
Tabii.
Tabii, yoksa, her şeyi yukarıya bakıp.. Yok böyle bir şey. böyle bir din de yok.
Nasılsınız? Ne yapıyorsunuz? Nasıl geçiyor günler?
Valla, ben iyiyim, birkaç kitap filan hazırlamaya çalışıyorum.
Buralara gelmiyor musunuz?
Gelirsem ararım!
Konuşmamızdan sonra Necdet Bey, eşi Ferhunde Hanım’la birlikte, Marmaris'e dinlenmeye gitmişti. Necdet Uğur, karamsarlığında haklıydı yerden göğe. Köyleri kent yapamamıştık.
Böyle bir olanak, dünyada hemen hemen yalnız Türkiye’nin eline 1940 yılında geçmişti ‘Köy Enstitüleri’yle. Köy Enstitülerinin asıl amacı buydu, köylüyü bilinçlendirmek, köyleri kalkındırarak kentleştirmekti. 15 Haziran 1994 günlü Cumhuriyet’te Prof. Dr. Adil İzveren’in ‘Kent Toplumu Oluşturamadık' başlıklı bir yazısı vardı. Kaçırdıysanız bulup okumalısınız. Köy Enstitüleri’nin asıl kurucusu, köylünün bilinçlenmesini özleyen Atatürk'tür. O. "Ülke çocukları, her eğitim derecesinde sosyal hayatta verimli, etkili, başarılı olacak surette donatılmalıdır" demişti. Prof. Adil İzveren, o yazısında şöyle diyordu bir yerde:
Bu ilkeden esinlenen büyük Türk eğitimcisi İsmail Hakkı Tonguç ün dahice örgütlendirerek faaliyete geçirdiği Köy Enstitüleri için 7ürkiye'ye gelen ünlü Amerikalı eğitimci John Dewey, 'Son yıllarda tasavvurumdaki okullar Türkiye'de kurulmaktadır. Bunlar Köy Enstitüleridir' diyordu. Örneğin Fransız düşünürü Georges Duhamel 'Dünyanın hiçbir yerinde böyle faydalı ve anlamlı müesseseler görmedim' diyordu. Amerikalı Kongre üyesi Miss Janette Rokin ‘Siz demokrasiye ulaşmanın gerçek yolunu bulmuşsunuz. Bu enstitüler tamamıyla mütecanis, dengeli ve ahenkli bir toplum tipinin biricik garantisidir. Enstitülerinizde ülkenin kendi bünyesinden fışkıran güçlü, sağlıklı bir gençlik buldum' diyordu...
Bugün 23 haziran, Tonguç’un ölüm yıldönümü. Bugün pek çok yerde toplantılar yapılıyor. Ankara da, Mithatpaşa’da 52 numarada. Çankaya Belediyesi Salonunda, saat 11.00de 'Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı’nın kuruluş hazırlıkları konusunda kamuoyuna bilgi verilecek. Burada, Yakup Kepenek, Engin Tonguç, Mehmet Başaran, Mahmut Makal, Talip Apaydın ile Aziz Nesin konuşmalar yapacaklar. Toplantıda Tonguç ile esen anılacak.
Bugünün bir önemli olayı da yıllardır. Avrupa'da bulunan yazar Fakir Baykurt’un ülkeye dönüşü. Fakir, bu geceyarısından sonra uçakla Antalya’ya geliyor.
Bugün ayrıca, yedi yıl önce aramızdan ayrılan Niyazi Ağırnaslı'nın da ölüm yıldönümü. Sabahattin Ali'nin arkadaşı Niyazı Ağırnaslı'yı, birlikte, sevgiyle anıyorum.