Köy Enstitüleri Vakfı: (3) Tonguç: "Kazığı Sağlam Çakmışız!"

Engin Tonguç, Köy Enstitüleri’ndeki evrensel boyutun ne oldu­ğunu araştırıyor; diyor ki:

-Köy Enstitüleri’nde bir başka şey olmalı.

Şöyle sürdürüyor konuşmasını:

Bulunması gereken bir başka özellik var. Ne olabilir? Bunları ben hep Hakkı Tonguç’un 'Canlandırılacak Köy' kitabından aldım. Sonunda da şöyle yazmış:

Bütün bunları, diyor, 'Bu işi bulan, eden büyük pedagogtur!’ gibi, yanlış lafları söyleyenler öğrensinler diye yazdım! Bu tarihsel bilgileri...

Şimdi, bu kaim çizgilerin içine girip de, Köy Enstitüleri olayının içinde, biraz daha ayrıntılara indiğiniz zaman, başka birtakım nite­likler buluyorsunuz: onlar neler? Acaba iş eğitimi mi? Yani öğren­ciyi iş içinde yetiştirmek. İş eğitimi birçok deney okulunda. Av­rupa'da. Amerika'da, Sovyetler Birliği'nde uygulanmış. Salt iş eğitimini uyguladığınız zaman, ortaya iş eğitimi uygulanan bir sa­nal okulu çıkıyor; yani, bizim buradaki sanat okullarımızda, iyi uygularsanız iş eğitimi ilkesini, iyi bir sanat okulu oluyor. Köy Ens­titüsü olmuyor. Bir başka şey var. o şey şu: Belki orada. Hakkı Tonguç ve arkadaştan devreye giriyorlar. Hakkı Tonguç'a göre, bir kez eğitim kurumu olarak okul, eskimiş bir kurum. Yani, diyor ki:

Çağdaş eğitimin gereksinimine karşılık verecek eğitim kuru­mu okul değildir! Yeni bir kurum, yeni bir şey bulmak gerek, diyor.

Hatta, Köy Enstitüleri’nin başlangıçtaki adı da 'Köy Eğitim Yurt­ları' olarak düşünülmüş, ama ondan sonra, o dönemde yurdu öğ­renci falan var, onunla karışacak diye, bir yabancı sözcükten yararlanma zorunda kalmışlar. Kesinlikle ‘okul’ değil Köy Enstitüsü! Köy Enstitüsü, bir yaşam ortamı ve yasam biçimi. Bunun da dayandığı eğitbilim ilkesi: Çevrenin, eğitimi büyük ölçüde etkiledi­ği. Bu, bütün eğitmenlerin söylediği bir şey, ama bu boyutta söy­lenmiş, bu boyutta değerlendirilmiş değil. Yani. 'Hangi koşullan hazırlarsanız, o koşullar içerisinde kişi, bu koşullara göre eğitile­bilir ancak' deniyor. 'Ben, içinde bulunduğumuz toplumla uyuş­mayan, ondan çok daha ileri bir toplum düzeninde yaşamak üzere insanlar yetiştireceksem, veya o toplum düzeninin getirilmesini sağlayacak insanlar yetiştireceksem, o özlediğim toplum düzeni­ni yaratacağım ve bu insanları onun içerisinde yaşatıyorum’dan kaynaklanıyor. Bana öyle geliyor ki, bu, Köy Enstitü olayının ev­rensel boyutunu yakalamakta bizim için önemli bir ipucu.

Şimdi, bunun birlikte getirdiği birtakım eğitim ilkeleri var: İşte, kendi kendini yönetim gibi, özeleştiri gibi, serbest okuma, serbest tartışma gibi. Ve Köy Enstitüleri’nde, öğrenmek ve öğretmek işlevi tersine dönüyor. Yani, klasik okulda öğretmek işlevi ustun iken, burada tersine, öğrenme işlevi üstün. Yani öyle bir ortam hazırla­yacaksınız ki. öğrenci kendi kendini yetiştirecek, öğrenecek, ken­di kendisine öğrenecek. Ben bunu kendi çocukluğumda, çok açık biçimde yaşadım. Hiçbir zaman bana, Falan kitabı oku', 'Falan toplantıya git’, Falan tartışmaya katil' demedi en ulak bir biçimde. Ben çok yanlış kitapları da okudum, çok zaman kaybettirici yerlere de gittim, geldim. Ama. hiç bana karışmadı. Ama yıllar geçtikten sonra anladım ki, ba2i şeyler anımsadığım zaman, hiç tabettir­meden. ama çok ustaca, ben bir yerlere yönlendirilmişim. Fay (Kırby) Berkes buna, çok az kimsede bulunan doğuştan eğitimci­lik' diyor. Yani, çok usta bir şoförün direksiyonu çok yumuşak yumuşak çevirerek, bir arabayı idare etmesi gibi. Köy Enstitüleri’nde de uygulanan bu. İnsanları alıyorsunuz, bir çağdaş yaşam biçimi, bir çağdaş yaşam ortamı içerisinde, onların aktif olarak kendi kendilerini yetiştirmelerini, öğrenmelerini sağlıyorsunuz. Öğretmen sadece ortamı hazırlayan kişi olarak düşünülmüş An­layabildiğim kadarıyla bunları yapmış. Peki, neden yapılmış bu? Neden Türkiye'de eğitim sorunu, bir okuma-yazma olayı olmaktan çıkarılmış da bu boyutlarda bir olay haline getirilmiş? Bunun ge­nelinde bence şu var: Türkiye’de yaşayan insanların büyük ço­ğunluğunun bu ülkeyi yüzlerce yıldan ben ayakta tutan insanlar olmasına inançtan kaynaklanıyor. Yani bu insanlarda bir cevher var ki, bu büyük kitlede -ki, o zamanki toplum yapısına göre, bu kit­le köylüdür- çünkü, yüzde 80’i köylü. Ha, bir başka toplum yapısı olsa, o buna yönelecek.

Aslında, bu açıdan sadece köy olayı da değil. Köy Enstitüsü ola­yı. Türkiye'nin olayı. Bu insanlarda bir cevher, bir şey var ki, bu denli ezildikleri, bu denli susturuldukları halde, 600 yıldır bu Ana­dolu denen ülkeyi sırtlarında taşıyabilmişler..

O ezilmiş insanların içerisindeki cevheri, kıvılcımı çağırabilir­sek, bu enerjiyi düze çıkarabilirsek ve bu insanların toplum yaşa­mına etkili olarak katılmasını sağlayabilirsek, politikada olsun, sanatta olsun nerede olursa olsun. Türkiye de birdenbire bir nite­lik patlaması olacaktır, bir nitelik gelişmesi olacaktır. Bu ülkenin temel gücü ortaya çıkacaktır, anlayışından kaynaklanıyor. Ne okuma-yazma olayı, ne öğretmen yetiştirme olayı diye bir şey. Asıl olay bu, bana göre. Şimdi bu olaya, böyle hani romanlarda, yahut filmlerde falan rastlarız, görürüz de:

Yav, deriz, bu kadar da rastlantı olmaz, yani amma da uydur­muş yazan adam, yahut bu işi yapan adam!

Onun gibi bir olaydan, ama böyle matematiksel incelik, kesin­likle sembolize eden bir olaydan söz edeceğim. Bana göre, bütün Köy Enstitüsü olayının bundan daha kısa özeti olamaz. 1943 yıllan filan olsa gerek, yanlışsa düzeltirler şimdi, İvriz Köy Enstitüsü ne gidiyor Genel Müdür (Hakkı Tonguç). bir sınıfa giriyor, bir çocuğu kaldırıyor. Devletle yurttaşların ilişkisi konusunda bir soru soru­yor. Çocuk tutuluyor, hiç karşılık veremiyor, hiç konuşmuyor. Onun üzerine dönüp öğretmene diyor ki:

Bunlar, 600 yıldan beri konuşturulmadıkları için, böyle susar­lar: siz her şeyden önce bunları konuşturacaksınız ve düşündükle­rini açıklamalarını öğreteceksiniz.

Aradan 7-8 yıl geçiyor. 1950 yılı olsa gerek. ‘Bizim Köy' kitabı çı­kıyor: Türk düşünce yaşamı, siyasal yaşamı bir şoka uğruyor. 1946'dan sonraki düşünce terörü ortamında, babamın beklediği bir tek olay vardı:

Acaba bu çocuklardan ses gelecek mi?

Ve, "Bizim Köy” olayı ortaya çıktığı zaman:

Bomba patladı! dedi, bunun arkası da gelecektir. Kazığı sağ­lam çakmışız!

1946'dan, 27 Mayıs 1960 gününe dek. Hakkı Tonguç'un en mutlu olduğu olay buydu. O bombacı da şimdi aranızda oturuyor, Mah­mul Makal! (Gülüşmeler) Ondan sonra, Mahmut Makal’ı kimse susturamadı, bugün de susturamıyor. Köy Enstitüleri olayı bence bu, çok özetle..