Köy Enstitüleri Vakfı: (4) İvriz Köy Enstitüsü'nde...

Hakkı Tonguç’un oğlu Dr. Engin Tonguç, "Köy Enstitüle­ri ve Çağdaş Eğitim Vakfı" toplantısında, konuşmasının sonunda şöyle dedi:

Vakıf konusuyla, sözü uzatmak istemiyorum, daha çok şey söylemek isterdim; vakıf olayı nedeniyle konuya birçok yönden yaklaşıyoruz ama, bir yaklaşımımız da bu: 'Acaba Köy Enstitüleri meselesini, dünya eğitim tarihi içindeki ye­rine nasıl oturtabiliriz?’ Bunun için elimizde çok geniş ge­reç (materyal) var; yüzden çok kitap yayımlanmış, yüzlerce makale yayımlanmış. Ayrıca, toplanması gereken, ilgili in­sanlarda bir yığın belge var; binlerce fotoğraf var. Bütün bunları biz. ciddi araştırmalar yapmak isteyen insanların önüne sererek, Köy Enstitüleri'nin evrensel boyutunu, öz­gün özelliklerini bulup çıkarmalarını istiyoruz. Son olarak bir tümce ekleyeceğim başkanın izniyle.. (Başkan Osman Bolulu):

Rica ederim!

- Şimdi o vatandaşlık şapkasını bir kenara koyarak, izni­nizle, o kan bağı şapkasını giyeceğim ve hem bu toplantıyı, Hakkı Tonguç'un anma gününde düzenleyen arkadaşları­ma, hem bu olanağı sağlayan çok değerli belediye başkanına (Doğan Taşdelen) burada teşekkür edeceğim. Hepini­ze saygılar, sevgiler. (Alkışlar)

Engin Tonguç’tan sonra, Başkan Osman Bolulu, Prof. Yakup Kepenek e. Mehmet Başaran a, Prof. Mustafa Al­tıntaş'a, Doğan Taşdelen'e söz verdi. Aziz Nesin en son konuşacaktı. O da görüşlerini açıkladı. Aziz Nesin'in konuş­masını -hem aykırı, hem ilginç diye- vermeyi düşünüyor­dum. Bu arada, İstanbul’a gittim. Yunus Nadi Ödülleri ile ilgili toplantıyı izledim. Çok sade bir kokteyldi. Fikri Sağlar, Nurettin Sözen, Emre Kongar, Tarttan Erdem de oradaydı­lar. Cumhuriyet okurlarından Burak Ekmekçioğlu Tekir­dağ'dan gelip katılmıştı kokteyle. Meral Ege'den, Hülya İstanbul'dan katılmıştı kokteyle Ertesi günü, Aziz Nesin’in Çatalca'daki "Nesin Vakfı "na gittim, bir grup arkadaşla: Aziz Nesin'in orada yaptıklarına hayran kaldık.

Çatalca’dan Ankara'ya döner dönmez, yeni bir izlence bekliyordu. Fikret Ünlü'yle sözleşmiştik, Ereğli'ye gidecek, İvriz Köy Enstitüsü'nü bitirenlerin geleneksel toplantısına katılacaktık

İvriz‘i hiç görmemiş, gitmemiştim. Heyecanlanıyordum, çoğu eski Köy Enstitüsünü görmüştüm. Adı değiştirilmiş de olsa, "mihrap "yerinde duruyordu çoğunda Bakımsızbıra- kılmış, eski "Enstitü"yapıları bile sanki bir "eski eser” gibi, anıtlaşmışlar, duruyorlardı. Hasanoğlan, bunlardandı..

Köy Enstitüleri kapatıldıktan sonra, bu yapılar ne yapıla­bilirdi? Dursun Kut anlattı, Hakkı Tonguç, ona bir gün şöyle demiş:

Bir gün bizim elimizden bu okulları almaya kalkabilir­ler. Bunu ne yaparlar, kime verirler, ne olarak kullanırlar? Kentlerden uzak olan bu kuruluşları ancak orduya verebi­lirler. Biz bu yapıları öyle yapalım ki, ordunun işine yara­masın. Hiç değilse, yine bir eğitim kurumu olarak yaşamını sürdürsün. Ordunun aradığı bina, koğuş sistemidir. Girişi­ne nöbetçiyi koyar, içeriye erleri yerleştirir.

1950'de Köy Enstitüleri kapatıldıktan sonra, Milli Eğitim Bakanlığı, Kars’taki Cilavuz Köy Enstitüsü’nü. Milli Savunma’ya devretmek ister. Milli Savunma Bakanlığı'ndan Kars'a giden bir kurul, gerekli incelemeyi yapar, "Bu bina­lar, askeri amaçlara uygun değildir" raporunu verir. Böyle- ce Köy Enstitüleri, kapatıldıktan sonra da bir ölçüde, öğret­men okulu ya da öğretmen lisesi olarak yaşamlarını sürdü­rürler..

İvriz’deki İvriz Köy Enstitüsü, 1970'lere değin öğretmen okulu olarak, Enstitü ruhu gitmiş de olsa, yapılar olarak ya­şamını sürdürmüş. Fikret Ünlü'nün anlattığına göre, Enstitü'nün olduğu yer bir ağaç, bir çiçek deniziymiş. Ağaçlar bakımsızlıktan kurumuş, çiçekler yok olmuş. 1942 yılında, kısa sürede öğrencilerin yaptıkları taş yapılar, yıkılmaya, yok olmaya bırakılmış. Kaloriferli bir lise binası yapılıp, iş bitti sanılmış. İvriz Köy Enstitüsü binaları ise. onu yıkmak isteyenlerin yüz karası olarak duruyor. Binaların içinde yı­lanlar, çiyanlar olmalı diye düşünüyorum. Kıbrıs’taki Maraş’ı anımsatıyor. Yapıları yıkmak için açık eksiltmeyle yükleniciye vermeyi düşünüyorlarmış!

Bana gelen çağrı kartında emekli İlköğretim Müfettişi İs­met Beyazıt şöyle diyordu:

İvriz mezunlarına çağrı.

Anıları gözümüzde değil; İvriz'de yaşamak için, yılların eskittiği çehrelerimizi hayalde değil; gerçek görmek için, birbirlerini unutanları yeniden tanımak, bütünleşip gönlümüzce bir gün yaşamak için İvriz'de buluşalım.

Köy Enstitülerinde okumadığımı kaç kez yazdım. Ama Köy Enstitülüler beni, kendilerinden sayarlar, okurlar da öyle bilir. İnsanın adı çıkacağına canı çıksın derler, öyle. Ama. ben böyle bir yanlışlıktan dolayı mutluyum.

İvriz Köy Enstitüsü. Ereğli’ye yirmi kilometre uzaklıkta, İvriz köyüne, İvriz Eti kabartmalarına da beş kilometre uzaklıkta. Oraya da bir ağaç denizinden giriyoruz. Bu, Köy Enstitüsü'nün çevresine etkisi..

İvriz Köy Enstitüsü'nün 17.000 dönümlük tarım arazisi, Milli Eğitim Bakanlığı emrine verilmiş, oda İvriz Öğretmen Lisesi'ne bırakmış, öğretmen lisesi, 17.000 dönümlük ara­ziyi ne yapsın? Bir de traktör var, kim ekecek, kim bakacak? O da öylece "Dıral Dede'nin düdüğü gibi" kalmış mı? öğ­rencilerin diktiği akasyalar kurumuş, onlara bakmak için o öğrenciler gerek, o öğretmenler, o yöneticiler gerek.

İvriz Köy Enstitüsü'nü gözyaşları içinde gezdik. Ak saçlı adamlar. “Şurası bizim sınıfımızdı", "Şurası müdür eviy­di", "Şurası öğretmenler odasıydı" diye ağlaşıyorlardı.

Tanıdığım tanımadığım insanlar boynuma sarılıyorlardı. Buğulanan gözlerimi kaçırmaya çalışıyordum...